Yeni Ufuklar

Öznesi Erkek

Podcast 115

Bu bölümde kadınların insan haklarıyla ilgili ve erkeğin özne olduğu bir projeden bahsedeceğiz.

Faik Uyanık: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı ile yeniden karşınızdayız. Bu bölümde kadınların insan haklarıyla ilgili ve erkeğin özne olduğu bir projeden bahsedeceğiz. Ve konuğum da UNDP Türkiye’den Feyhan Evitan Canbay. Hoşgeldiniz.

Feyhan Evitan Canbay: Hoşbulduk. Teşekkürler davetiniz için.

Faik Uyanık: Biz teşekkür ederiz. Öncelikle projeyi çok kısaca anlatayım. Türkiye Diyanet ve Vakıf Hizmetleri Kolu Diyanet Vakıf Çalışanları Sendikası, ki DİVASEN diye kısa ismi var. Onun Maraş şubesi ve Başkent Kadın Platformu Derneği’nin birlikte yürüttüğü ve Birleşmiş Milletler Kadınların İnsan Haklarının Geliştirilmesi Ortak Programı, Sabancı Vakfı Hibe Programı ile desteklenen bir proje bu. ‘Öznesi Erkek’ ismini taşıyor. Kadına şiddet konusuna farklı bir yöntemle dikkat çekmeyi amaçlıyor. Peki, bu projenin diğer kadına yönelik şiddet projelerinden farkı nedir? ‘Öznesi Erkek’ dediğimiz zaman bir çağrışım veriyor ama sizden dinleyelim.

Feyhan Evitan Canbay: Şimdi bu zamana kadar genellikle kadına şiddeti önleme projeleri yapıldığı zaman nedense failden ziyade kurban eğitilmeye, onun rehabilitasyonunun sağlanmasına ve özellikle de onun güçlenmesi, ekonomik olarak daha iyi duruma gelmesi üzerine projeler yürütülmüştü. Bu projedeki en temel farklılıklardan bir tanesi ilk defa bu şiddete uğrayan kadın üzerinden değil, şiddeti uygulayan erkek üzerinden bir proje yürütülmesine karar verilmiş olmasıdır. Özellikle erkeklerin seçilerek onların eğitilmesi, şiddetin ne kadar zararlı olduğu, sonuçlarının aile için ne kadar yıpratıcı olduğu, ama aynı zamanda kendilerinin de bundan olumsuz yönde etkilendiğinin anlatılması vasıtasıyla bir proje gerçekleştirilmiş oldu.

Faik Uyanık: Ekim 2013’de başlamıştı proje ve Eylül 2014’de sona erdi Öznesi Erkek projesi. Proje kapsamında neler yapıldı? Biraz faaliyetlerden söz edelim ve projesinin en önemli sonucu sizce ne oldu? Çünkü artık sonuçlardan söz edebiliyoruz bugün itibariyle.

Feyhan Evitan Canbay: Proje aslında 8 tane erkek 8 tane kadının eğitimci olarak yetiştirildikten sonra Maraş’ın merkez ve ilçelerinde bulunan kahvehanelerde, camilerde, meslek odalarında şiddete karşı önleme eğitimi vermelerini planlıyordu. Proje genel faaliyeti böyleydi. Bu 8 tane kadının ve 8 tane erkeğin özelliğinden bir tanesi erkek öğreticiler cami imamlarıydı, kadınlar da kuran kürsü öğretmenleriydi. Dolayısıyla aslında bizim bugüne kadar birlikte çalışmaya çok da alışık olmadığımız bir grupla ilk defa toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına karşı şiddet kavramlarını ele almış olduk. Ama bence en önemli çıktılarından bir tanesi yaklaşık 780-800 erkeğe ulaşıldı proje kapsamında. Yani bu kişiler eğitime alındı. Ve bu kişiler aslında bizim kendi proje personelimiz yani ortak program personeli tarafından ulaşılması en zor kitleydi. Bu kişiler cami imamları vasıtasıyla kahvehanelere toplandı, camilere toplandı. Sebze meyve halinde, Zabıtalar Odasında dahi bu eğitim verildi. Ve bu şekilde aslında bizim ulaşma imkânımız hiç olmayan ve belki de bugüne kadar kadına karşı şiddet nedir, toplumsal cinsiyet eşitliği nedir, hiç bu konularda en ufak bir farkındalık eğitimi dahi almamış olan bir kitle, ilk defa bu kavramları hem de kendi cemaati içerisinde en çok güvendiği insanlardan duymuş oldu.

Faik Uyanık: Peki, hiç dinleme imkânınız oldu mu projeden yararlananların düşüncelerini? Nasıldı gözlemleri, neler söylediler?

Feyhan Evitan Canbay: Elbette. Şimdi öncelikle eğitimleri kurgulamaları açısından hem proje yürütücüsü DİVASEN’e hem de proje ortağı Başkent Kadın Platformu’na çok teşekkür ediyorum ve naçizane çok takdir ediyorum kendilerini. Çünkü her ne kadar imamlar kolaylaştırıcı olarak orada o kişileri çağırmış olsalar da, eğitimi verenler kadın hafızlardı. Dolayısıyla düşünebiliyor musunuz? Bir erkek kitlesinin önünde, son derece muhafazakâr bir yapı içerisinde olduğunu tahmin edersiniz, bir kadın hafız çıkıp ‘ben de çocuk gelindim aslında ama şanslıydım kocam okumama izin verdi, vermeyebilirdi’ gibi cümlelerle onlara şiddetin farklı boyutlarını anlatabiliyor. Biz izledik evet bütün eğitimleri, izledikten sonra da nihai faydalanıcılarla da konuştuk. Zaten eğitim öncesi ve sonrasında anketler de gerçekleştirildi. Birçoğu bugüne kadar uyguladıkları bir sürü davranışın şiddet olduğunun farkına varmadıklarını, bunun farkında olmadıklarını söylediler. Örneğin ‘evden çıkarken kadın para istiyorsa eğer o gün harcayabilmesi için vermiyordum, yok param diyordum, ama sonra bunun aslında bir ekonomik şiddet unsuru olduğunu öğrendim ve ben artık çıkarken evden eşime soruyorum paraya ihtiyacın var mı diye’ bu lafı duyduk.

Faik Uyanık: Fiziksel şiddetin yanı sıra diğer şiddet türlerine de dikkat çeken bir eğitim programı. Şimdi bu bir Birleşmiş Milletler Ortak Programı. Çok kısaca hatırlatalım hangi Birleşmiş Milletler kuruluşları tarafından yapıldı?

Feyhan Evitan Canbay: Şu anda bizim Birleşmiş Milletler Ortak Programı’nda toplam iki tane Birleşmiş Milletler kuruluşu var. Biz UNDP yani Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlenmesi Birimi yani UN Women, ikimiz birlikte çalışıyoruz. Ama tek başımıza değiliz Sabancı Vakfı ve Sabancı Üniversitesi de bizimle birlikte çalışıyor. Bir de kamu kurumlarından destekleyici kuruluşlarımız var: İçişleri Bakanlığı, Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Belediyeler Birliği. Fakat her bir kurum bir bileşenin yürütülmesinden sorumlu. Bu Sabancı Vakfı Hibe Programının yürütülmesinden de Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile Sabancı Vakfı sorumlu. Aynı zamanda UNDP bütün programın yürütülmesinden de sorumlu.

Faik Uyanık: Pek çok projeye hibe sağlandı program kapsamında. Birleşmiş Milletler Ortak Programı yani bmopkadinhaklari.org yazdığınızda bu programa ilişkin detaylı bilgiye erişmeniz mümkün internette. Bu bölüme katkıda bulunmak isterseniz konuştuğumuz konuya ilişkin görüş ve katkılarınızı yeni ufuklar etiketiyle Twitter üzerinden bizlere aktarabilirsiniz diyelim dinleyicilerimize. Şimdi Sabancı Vakfı Hibe Programı tarafından verilen bir hibe bu. Bu projelere ve diğer projelere yaptığı katkı ne oluyor? Çünkü pek çok farklı yararlanıcı var bu örnekte gördüğümüz gibi. Birleşmiş Milletler’in Ortak Programı ve Sabancı Vakfı tarafından verilen bu katkı, sadece maddi katkının ötesinde nasıl gerçekleşiyor?

Feyhan Evitan Canbay: Sabancı Vakfı bu programda bizim donör kuruluşumuz yani maddi katkıyı tamamen sağlayan kuruluş. Ama aynı zamanda hibe programını teknik olarak yürütülmesinden sorumlu. Yani esas Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile birlikte yürütüyoruz. Ve şöyle bir şey söyleyeyim, biz burada hibe programında tamamen daha evvelden bu pilot illerimizde bir haritalama çalışması yaptık. Ve oradaki STK’ların özellikle de kadın STK’ların temel ihtiyaçları ne ise bu hibe programını ona göre tasarladık. Yani son derece talebe uygun ve onların kendilerini rahatça, özgürce ifade edebilecekleri kendi kafalarındaki projeleri rahatça uygulayabilecekleri bir hibe programı oldu. Bu açıdan gerçekten bütün projelerimizin, hibe verdiğimiz hemen hemen bütün projelerimizin çok başarılı olduğunu düşünüyoruz. Çok iyi örneklerimiz var. Sadece Öznesi Erkek değil. İnşallah bir fırsatımız olursa onlardan da bahsederiz.

Faik Uyanık: Diğer örnekleri de anlatırız. Elbette sadece parasal katkı değil. O zaman hem eğitim hem teknik destek hem uzmanlık desteği, bilgi birikimi yönünden pek çok alanda ihtiyaç duyulan ne ise onların verilmeye çalışıldığı bir programdan söz ediyoruz. Şimdi tekrar Öznesi Erkek ile ilgili son bir soru. Proje ile çok güzel sonuçlar elde edildi ancak bunların sürdürülebilirliğinin sağlanması da önemli. Sonuçların devamı, daha iyi sonuçların elde edilmesi için ne yapılacak acaba?

Feyhan Evitan Canbay: Aslında proje yürütücümüz DİVASEN kendisi bu eğitimlerin devam edebilmesi için gerekli önlemleri almıştı, yani gerekli mekanizmaları kurmuştu. Fakat aynı kapsamda Sabancı Vakfı hibe programının ikinci teklif çağrısına da başvurdu. Ve şuanda bu projelerin çıktılarını destekleyecek başka bir proje yürütüyor. O da Maraş bölgesinde bulunan yaklaşık 200 kadar imamın eğitilmesi. Bu 200 kadar imamın eğitilmesi demek hemen hemen bütün camilerde ve diğer kuran kurslarında bu kişilerin toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına karşı şiddet konularında temel, doğru ve tarafsız bilgiyi sunabilmeleri anlamına geliyor.

Faik Uyanık: Şimdi son olarak da şunu sorayım. Birleşmiş Milletler Kadınların İnsan Haklarının Geliştirilmesi Ortak Programı Öznesi Erkek gibi pek çok projeye destek veriyor dediğiniz gibi. Ve kadının insan haklarıyla ilgili pek çok çalışması var. Ortak Program Eylül 2012’de başlamıştı. Biz de geçen sezon programımızda bu çalışmaları anlattığımız bir bölüm de yayınlamıştık. Programdaki yeni gelişmeler neler? Öznesi Erkek bitti artık ama sizin programınız bir yıl daha devam ediyor değil mi?

Feyhan Evitan Canbay: Evet. Programımız Eylül 2015’e kadar tüm bileşenleriyle devam edecek ama 2. Teklif çağrımızı da Mart 2014’de açtık. Ve ondan sonra da toplam 11 projeye yeniden hibe dağıttık. Bunların içerisinde de çok ön plana çıkan projeler var. İlk teklif çarımızda da vardı ama şimdi ikinci teklif çağrımızda örneğin Edirne’den toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme ile ilgili çalışma yapacak sivil toplum örgütlerini kapsayan bir projemiz var. Kastamonu’dan yatılı okullarda ve yetiştirme yurtlarında kalan 15-18 yaş arasındaki kız çocuklarını toplumsal cinsiyet eşitliği, şiddet, üreme sağlığı gibi konularda eğitecek projemiz var. Onun haricinde Kayseri’den genç üniversiteli kızlara iş hayatında daha başarılı olabilmeleri için gerekli mentorluk ve eğitimleri sağlayacak bir projemiz var. Bunlar sadece şuanda ilk etapta aklıma gelenler.

Faik Uyanık: Kısacası yok yok.

Feyhan Evitan Canbay: Evet. Çok farklı skalada kadın güçlenmesinin farklı boyutlarını farklı projelerle ele aldığımızı düşünüyoruz. Bir de bir şey söyleyeyim, aslında bu projelerin en yüksek bütçelisinin meblağı 35.000 TL. 35.000 TL ile bir ilde neler yapabildiğimizi ilk teklif çağrısında kanıtlamıştık. Bu teklif çağrısında da gösterebileceğimizi düşünüyorum.

Faik Uyanık: Çok güzel hikâyeler var. bmopkadinhaklari.org üzerinden veya tr.undp.org üzerinden erişilebilir. Çok teşekkürler programımıza katıldığınız için. 

Feyhan Evitan Canbay: Ben teşekkür ederim.

Faik Uyanık: Bu bölümde kadınların insan haklarıyla ilgili ve erkeğin özne olduğu bir projeden ve bu projenin dâhil olduğu programdan söz ettik. Konuğumuzda UNDP Türkiye’den Feyhan Evitan Canbay idi. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın bu haftalık da sonuna gelmiş oluyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu – Radyo İlef’de hazırladık. Programımıza İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes, Soundcloud, Tuneİn, Pure Connect ve Audioboo üzerinden, ayrıca tr.undp.org adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.

Konuk:

Feyhan Evitan Canbay, UNDP Türkiye

Standart
Yeni Ufuklar

İnsani gelişme için kırılganlıkları nasıl azaltırız?

Podcast 114

Bu bölümde insani gelişmeyi tehdit eden sürekli kırılganlıkları inceleyen ‘İnsani İlerlemeyi Sürdürmek, Kırılganlıkları Azaltmak ve Dayanıklılık Oluşturmak’ başlıklı 2014 İnsani Gelişme Raporu’ndan bahsedeceğiz.

Faik Uyanık: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı ile karşınızdayız. Bu bölümde insani gelişmeyi tehdit eden sürekli kırılganlıkları inceleyen ‘İnsani İlerlemeyi Sürdürmek, Kırılganlıkları Azaltmak ve Dayanıklılık Oluşturmak’ başlıklı 2014 İnsani Gelişme Raporu’ndan bahsedeceğiz. Ve konuğumda UNDP Türkiye’den Kıdemli Ekonomist Cengiz Cihan. Hoş geldiniz.

Cengiz Cihan: Hoşbulduk Faik Bey, teşekkür ederim.

Faik Uyanık:  Sürekli kırılganlıklar insani gelişmeyi tehdit ediyor dedik. Söz konusu kırılganlıklar, politikalar ve toplumsal normlarla sistematik bir biçimde giderilemezse ilerleme ne adil ne de sürdürülebilir olacak. Bu da bir mesaj. Bu konu Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın 2014 İnsani Gelişme Raporu’nun temelini, mesajını aslında oluşturuyor. Öncelikle isterseniz kırılganlık kavramından söz edelim. Kırılganlık deyince ne anlamamız gerekiyor bu rapor bağlamında?

Cengiz Cihan: Tabiî ki. Kırılganlık denildiği zaman esasında toplumda bir takım azınlıkları temsil eden ya da farklılıkları temsil eden yoksul kesim gibi, yaşlılar gibi, çeşitli sıkıntıları olan toplum kesimlerinde grupları temsil ediyor esasında. Burada temel unsur esası itibariyle bakıldığında sağlık açısından, eğitim açısından ya da sosyal hizmetler açısından asgari alınması gereken temel içerikteki bilgi ve donanıma sahip olamamayı, bunlara ulaşamamayı gösteriyor. Ve bu açıkçası bütün dünyada bakıldığı zaman 1,5 milyar civarında bir insan gurubunun bu 3 eksende de ciddi sorunları olduğunu görüyoruz biz. Ve bu raporun ana teması bu bakımdan, özellikle yaşanmakta olan bu küresel kriz sonrasında bu konunun çok ciddi hassasiyetle üzerinde durulması gereken bir konu olduğunu BM olarak tekrar insanların göz önünde bulundurması gerektiğine dair bir dikkat çekmek istedik.

Faik Uyanık:  Şimdi kırılganlık o zaman eşitsizlikle bir anlamda paralel bir kavram sizin bahsettiğiniz kadarıyla. Nobel Ödüllü Joseph Stiglitz rapora katkıda bulunan isimler arasında yer alıyor. Hatta Türkiye’de bulundu. Rapor Temmuz ayında küresel olarak lanse edilmişti. Eylül ayında bizler Türkiye’de tanıttık bu raporu, İnsani Gelişme Raporu’nu. Şimdi O bu konudaki düşüncelerini şöyle ifade etmiş, okuyayım. Kırılganlığı azaltmak, insani gelişmeyi ilerletmeyi hedef alan her türlü gündemin kilit unsurudur. Kırılganlıklara daha geniş ve sistemli bir bakış açısıyla yaklaşmalıyız. Şimdi bu açıdan bakıldığında insani gelişme merceğinden kim kırılgan oluyor ve neden kırılgan?

Cengiz Cihan: Şöyle bahsetmek gerekiyor. Esasında Joseph Stiglitz daha evvelden bu milli gelirin alternatif yollarla ölçülmesi, alternatif olabilecek unsurlar üzerine de çok ciddi çalışmalar yapmış olan bir akademisyen. Bu alana son dönemde özellikle dikkat çekiyor. Temelinde yatan da yine az evvel ifade ettiğim gibi, yaşanmış olan bu küresel kriz sonrası özellikle geçmişte hep az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde olduğunu düşündüğümüz yapısal sorunların esasında gelişmiş, sanayileşmiş ekonomilerde de söz konusu olabileceğini; çünkü son 10 yıllık döneme bakıldığı zaman özellikle refah artışında, zenginleşmede gelir dağılımının sadece gelişmiş ve gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerde değil de gelişmiş, sanayileşmiş bölgelerde de, ülkelerde de söz konusu olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bu sorun sadece bir kesimi ya da bir coğrafyayı temsil eden bir sorun değil. Bütün dünya açısından önemli çünkü kalkınma ya da zenginleşme bir süreç. Ve bu süreci sağlıklı sürdürülebilir kılmak sadece belli bir kesimin sorunu değildir. Buna kolektif ve birlikte çözüm bulmak gerekiyor, üretmek gerekiyor. Sayın Stiglitz’in de esasında işaret etmek istediği, belirtmek istediği unsur, bu sorunu tüm dünyanın, tüm dünyadaki ülkelerin karar alıcılarının hep beraber birlikte istişare ederek ve çeşitli çözüm önerileri ortaya koyarak, çözmeleri gerektiğini vurguluyor. Aksi takdirde bu sorunlar çözülemezse, ciddi bir şekilde bu gelir dağılımı bozukluklarının ve dengesizliklerin daha da artabileceğini ve tüm dünya ekonomilerini hep beraber olumsuz yönde sürekli bir şekilde rahatsız edecek bir sorun teşkil edeceğini belirtmekte.

Faik Uyanık:  Şimdi kırılganlığın, eşitsizliklerin hem sebebi hem de bir sonucu olarak yoksulluk kavramı öne çıkıyor. Yoksulluk genel anlamda azalıyor aslında küresel olarak bakıldığında rakamlara. Ama yine de, yaklaşık 800 milyon kişi herhangi bir güçlük ortaya çıkarsa yaşamlarında, yoksulluğun pençesine düşme riski altında bulunuyor. Yani eşikte yer alıyor. Neredeyse 1 milyar insan dünya üzerinde. Tüm insanların kalkınma konusundaki ilerlemelerden eşit bir şekilde yararlanmasını sağlamak için kırılganlıklar nasıl etkin bir şekilde ele alınabilir Rapor’a göre?

Cengiz Cihan: Şöyle, burada bizim esasında dikkatini çekmeye çalıştığımız unsur bildiğiniz gibi İnsani Gelişme Endeksi’miz ve bu endeksin hesaplanmasında 3 ana eksen oluşmakta. Bunlardan birisi yaşam kalitesini hesap etmeye çalışıyor bir boyutuyla. Diğer bir boyutu eğitime ulaşma asgari düzeyde en azından. Eğitime ulaşmada fırsat eşitliğini sağlamak. Ve bir diğer boyutu da aslında ülkelerin gelişmişlik ve zenginleşme sürecinde gelir durumunda, gelir boyutuyla ele alıyor. Bu 3 boyutuna bakıldığı zaman esas itibariyle bahsettiğimiz o kırılgan kesimden bahsettiğimiz yoksul kesim dediğimiz grupta bunların her üçünde de çok ciddi biçimde açıklar, geride kalmışlıklar görüyoruz. Bu bölgeler arasında farklılıklar gösterebiliyor. Coğrafi alanlar, ülkeler grubu arasında farklılıklar gösterebiliyor ama nihai olarak bunu biz sadece yine altını çizerek söylüyorum gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkeler için değil de tüm dünya ülkeleri için, sanayileşmiş ülkelerde de bu farklılıkları görüyoruz. Eğitime ulaşma anlamında, sağlık hizmetlerini adil biçimde alabilme anlamında ve gelirden aldığı pay anlamında. Dolayısıyla bu konuların tüm bu eksenler üzerinden temsil edildiği bir gösterge ve BM bu konunun hakikaten gelecek 10 yıl 15 yıl sonrasında dünya ekonomileri açısından en kritik unsur olacağını, yani bu yoksulluk, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve bunun yaratacağı sosyo-ekonomik çöküşün bir ön işaretlerini göstermek, dikkat çekmek adına önemli bir katkıda bulunduğunu düşünüyorum.

Faik Uyanık: Şimdi Temmuz ayında yayınlandı, az önce söylemiştik.İnsani Gelişme Raporu 2014 kırılganlıklar konusuna odaklanıyor. Eylül ayında Türkiye’de lanse ettik. tr.undp.org adresinden yani UNDP’nin Türkiye’deki web sitesi üzerinden raporu indirmek, raporun özetini, Türkçe ve çeşitli bilgi notlarını indirmek mümkün. Bunu vurgulayalım. Bu bölüme ilişkin katkıda bulunmak isteyen dinleyicilerimiz Twitter üzerinden #yeniufuklar etiketini kullanarak bizlere düşüncelerini katkılarını iletebilirler. Hemen devam edelim. İnsani Gelişme Raporu’nun en çok konuşulan tarafı aslında İnsani Gelişme Endeksi. 2013 İnsani Gelişme Endeksi de 2014 yılının raporunun eki olarak yayınlandı. Şimdi burada en altta ve en üstte bulunan ülkeler var ki, üç aşağı beş yukarı bu sene de aynı kaldı İnsani Gelişme Endeksi sıralamasında. Norveç, Avustralya, İsviçre, Hollanda, Amerika Birleşik Devletleri başı çekiyor. Sierra Leone, Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo ve Nijer listenin sonlarında yer almaya devam ediyor. Türkiye’nin durumu ne bu seneki İnsani Gelişme Endeksi’nde?

Cengiz Cihan: Türkiye bu sene derece olarak 69. 187 ülke arasında 69. Sırada, seviyede performansa sahip. Ve değeri de 0,759 gibi bir rakam. Bu rakam 0 ile 1 aralığında değişen bir endeks üzerine.

Faik Uyanık:  Bu endekste bahsettiğiniz üç boyut üzerinde hesaplanıyor.

Cengiz Cihan: Evet bunu da vurgulamak lazım tekrar tabii. Üç eksen var burada. Bir boyutu sağlık anlamında ne boyutta bir gelişme sergilediği ülkelerin ki burada yaşam beklentisi, ömür yaşam ömür süresi ortalaması nedir ülkelerin, buna bakılmakta. Öte taraftan eğitime ulaşma, fırsat eşitliği anlamında bakıldığında da kullanılan iki değişken var. Bunlardan birisi işgücünün ortalama eğitim süresidir. Bir diğeri de ortalama olarak okullardaki ne kadar bir yıl beklenti olaraktan, kaç yıllık bir eğitim süresi beklendiği ilgili dönem itibariyle, bunu kullanıyoruz. Üçüncü eksen olarak da bir gelir göstergesi olarak da kişi başına gelir, kişi başına milli gelir olaraktan 2011 yılı satın alım gücü kalitesine göre Dünya Bankası’nın yeni hesapladığı kriterlere göre hesaplanmış olan bir kişi başına gelir bulunmakta. Bu üçünün ortalaması ülkeler için her bir endeks, 187 ülke için teker teker hesaplanmakta ve bunlara göre bir ağırlıklandırılmış ortalama çerçevesinde ülkelerin ortalama skoru çıkarılmakta ve sıralama buna göre belirlenmektedir.

Faik Uyanık:  Şimdi küresel lansman 24 Temmuz’da yapıldı. İstanbul ve Ankara’da Eylül başında tanıtıldı rapor. Elbette çok yankı yarattı. Epeyce basında da Türk basınında da ele alındı. Düzenlenen toplantılarda raporun özellikle Türkiye için neyi ifade ettiği akademisyenler, diplomatlar, sivil toplum örgütü temsilcileri ve uzmanlar tarafından tartışıldı. Bu toplantılarda ya da medyada öne çıkan başlıklar neydi? Türkiye’nin durumu nasıl ele alındı Türkiye’de?

Cengiz Cihan: Şöyle aktarayım. Öncelikle şöyle bir yanılsama içine girildi. Türkiye’nin bir önceki yıla göre çok ciddi bir 11- 12 sıra yukarı çıktığına dair bir ifade yer aldı basında. Bunu gördük. Aslında bu tür bir analiz çok doğru değil. Bu tür bir yorum çok doğru değil. Sebebi de aslında her yıl için hesaplanan bu İnsani Gelişme Endeksi o yılın değerlerine göre ileriye doğru bir takım tahminleri geriye doğru da tekrardan revize ederek hesaplamaları yapıyor. Dolayısıyla her bir yıl için hesaplanan serilerin birbirleriyle o yıl ki geçmiş dönem performansına göre kıyaslanması gerekiyor. Halbuki, bizde bu maalesef her bir yılın raporundaki değerler kıyaslanmaya çalışıldı. Bu çok doğru bir şey değil dediğim gibi. Çünkü varsayımlar ve ortaya konulan sayıların çıkarılma biçimleri, tahmin biçimleri çok farklı.

Faik Uyanık:  Hem yöntem değişebiliyor. Dolayısıyla bir yılın sıralamasını başka bir yılla kıyaslamak çok anlamlı değil. Son bir soru olarak da aslında şunu soralım. Türkiye şimdi yüksek insani gelişme kategorisinde yer alıyor bu sıralamada. Bu Türkiye açısından güzel ama bir de çok yüksek insani gelişme kategorisi var. Buraya yükselmesi için, Türkiye’nin daha üst sıralarda yer alması için ne yapması gerekir? Nerelerde iyileşme sağlanması gerekir?

Cengiz Cihan: Aslında bizim burada söylememiz ya da vurgulamamız gereken unsurlar yapısal nitelikteki konular. Biz aslında insani gelişme endeksinde bunların ana hatlarıyla içerildiğini, kapsandığını görüyoruz. Örneğin eğitim konusuna bakıldığında, iş gücünün ortalama eğitim süresinin Türkiye’de henüz daha bir meslek eğitimi alabilmiş bir yapıya dönüşmediğini, 7,6 şuan için ortalama bir işgücünün eğitim gördüğü, tamamladığı yıl sayısı bir meslek verecek düzeyde değil. Bahsettiğiniz o çok yüksek düzeydeki insani gelişmişlik endeksi skoruna sahip olan ülkelere bakıldığında bu ülkelerde artık üniversite düzeyinin bile üstünde 21-22 yıllık ortalama sürelerle insanların eğitildiğini görüyoruz. Tabi bu ister istemez, o ülkelerdeki insan kalitesinin belli bir düzeye eriştiğini, gelirden aldığı payın çok daha nitelikli olduğunu, oluşan büyümenin de daha kapsayıcı, gelir dağılımının daha az zedelendiği, yoksulluğun daha da küçültüldüğü bir yapıya dönüştüğünü görüyoruz. Keza, bunun sağlık konusunda da çok daha üzerinde  yapılması gereken, atılması gereken adımlar var. Bunun dışında birçok altyapıyla ilgili yapılması gereken halen daha açıklarımız var, yatırım açıklarımız var. Bunların da tamamlanması gerekiyor. Türkiye’nin sürdürülebilir ve nitelikli büyüme performansını sergilemesi durumunda esasında bunun bir kalkınma süreci açısından daha katkısı olan, daha yüksek katkı verdiği bir duruma gelmesini sağlayan bir sürece girecek. Ama unutmamak gerekiyor ki, bu biz hemen 3 günde 5 günde olacak bir süreç değil. Belli bir zaman ister bu yapısal reformların yapılması uygulanması ve bunun sonucunda muhakkak çok daha güzel günleri ülke olarak göreceğimizi düşünüyoruz.

Faik Uyanık:  Sonuçların elbette bu tür endekslere yansıması her türlü sosyal göstergede olduğu gibi epeyce bir zaman alıyor. Cengiz Bey çok teşekkürler programımıza katıldığınız için.

Cengiz Cihan: Ben teşekkür ederim bana bu değerli vaktinizi ayırdığınız için. Saygılarımı sunarım.

Faik Uyanık:  UNDP Türkiye’den kıdemli ekonomist Cengiz Cihan’dı konuğumuz. İnsani Gelişme Raporu 2014 Raporu’nu ele aldık bu bölümde. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın bu haftalık da sonuna gelmiş oluyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu – Radyo İlef’de hazırladık. Programımıza İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes, Soundcloud, Tuneİn, Pure Connect ve Audioboo üzerinden, ayrıca tr.undp.org adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.

Konuk:

Cengiz Cihan, Kıdemli Ekonomist, UNDP Türkiye

Standart
Yeni Ufuklar

Elektrikli Ev Aletleri Teknolojilerinde Enerji Verimliliği Araştırma Merkezi

Podcast 113

Bu bölümde elektrikli ev aletlerinde enerji verimliliği üzerine akademik araştırma yapılabilmesi için altyapı sağlanması, bilgi birikimi ve enerji verimliliği konusunda toplumsal bilince katkı sağlanmasını amaçlayan ve bu nedenle bir araştırma merkezinin kurulduğu bir projeden söz edeceğiz.

Faik Uyanık: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı ile karşınızdayız. Bu bölümde elektrikli ev aletlerinde enerji verimliliği üzerine akademik araştırma yapılabilmesi için altyapı sağlanması, bilgi birikimi ve enerji verimliliği konusunda toplumsal bilince katkı sağlanmasını amaçlayan ve bu nedenle bir araştırma merkezinin kurulduğu bir projeden söz edeceğiz. Ve konuğum da Ankara Üniversitesi’nden. Mühendislik Fakültesi, Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Hakkı Gökhan İlk. Hoşgeldiniz.

Hakkı Gökhan İlk: Hoşbulduk, iyi günler.

Faik Uyanık: Şimdi Küresel Çevre Fonu’nun (GEF) finansal desteği ile süren bir proje. Başta ben belirteyim onu. GEF’in finansal desteği, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü tarafından Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile beraberce yürütülen bir proje bu. İsmi de Türkiye’de Enerji Verimli Ürünlerin Piyasa Dönüşümü. 2014 senesinde üniversitelere yönelik olarak bir hibe programı başlatmıştı bu program. Biz de duyurduk. Bu hibe programıyla elektrikli ev aletlerinde enerji verimliliği konusunda 5 üniversite projesi desteklendi. Ve bunlardan biri sizin projeniz Ankara Üniversitesinden. Peki, Ankara Üniversitesi’nde ‘Ankara Ev Aletleri Teknolojilerinde Enerji Verimliliği Araştırma Merkezi’ isimli bir proje var. Projenizin tam ismi bu. Bunun amacı neydi? Fikir nasıl doğdu, biraz bundan bahsedebilir miyiz?

Hakkı Gökhan İlk: Evet, öncelikle herkese iyi günler diliyorum. Projemizin ana teması Ankara’da Ankara Üniversitesi bünyesinde bir enerji verimliliği laboratuarının kurulması, bu projemizin bilimsel ve akademik ayağını teşkil ediyor. Bu ayağın içinde, Birleşmiş Milletler’in de proje önerisinde, bizim yapmamızı gerektiren bir ders açılması gerekiyor. Bu ders lisans ya da lisansüstü açılabilirdi. Biz bunu lisans düzeyinde seçmeli bir ders olarak açmayı tercih ettik. Sadece elektrik elektronik mühendisliği bölümü öğrencileri için değil bu, Mühendislik Fakültesi’nin tüm öğrencileri için açılan bir ders. Dersin kodu ELE311. Enerji verimliliğine giriş dersi.

Faik Uyanık: Artık mühendislik öğrencileri bu dersi alıyorlar isterlerse, seçmeli bir ders olarak.

Hakkı Gökhan İlk: Bu dönemden itibaren, yani Eylül 2014 itibariyle, Güz dönemi itibariyle bu dersi açtık. Bu dersimiz 2 saat teorik, 2 saat uygulamalı. Uygulaması, biraz evvel bahsettiğim enerji verimliliği laboratuarında gerçekleşiyor. Dersin içeriği de mühendislere, dediğim gibi sadece elektronik mühendislerine değil tüm mühendislere, enerji verimliliğinin önemini, bilincini kazandırmak, gelecek kuşaklara enerji verimliliğinin önemi hakkında bilgi sahibi yapmak. Çünkü biliyorsunuz tasarımla cihazların enerji verimliliğinde duyarlı olması tüketim konusunda duyarlı olması sağlanabiliyor. Ve bu duyarlılığı gelecek kuşaklara aktarmak, özellikle bu konuda tasarım yapacak bilinçli mühendislerin yetiştirilmesini sağlamak aslında son derece önemli.

Faik Uyanık: Şimdi uzunca bir ismi vardı, başta söylemiştim. Ankara ev aletleri teknolojilerinde enerji verimliliği araştırma merkezi evatev.com diye de bir web sitesi açılmış bu merkezle alakalı. İsteyenler girip bakabilirler. 9 aylık bir projeydi. 2014’ün başında siz başladınız, Şubat ayında zannediyorum. Bu güne kadar projelerde neler yapıldı? Ekim ayında sonuçlandı çünkü proje. Hala da sonuçlarını almaya devam ediyorsunuz. Bu süreçten biraz bahseder misiniz?

Hakkı Gökhan İlk: Evet. Aslında 9 ay böyle bir proje için oldukça kısaydı. Dolayısıyla sonradan biz fazla taahhüt verdiğimizi fark ettik. Öncelikle laboratuarın kurulması gerçekten bizi açıkçası bunalttı diyeyim. Çünkü bir laboratuar kurduk ve laboratuar tabi doğal olarak izole bir ortamda. Testlerin ve deneylerin tekrar edilebilirliğini sağlamak açısından bu çok önemli. Bu laboratuarımızda ısı, ışık ve ses izolasyonu yapılmış durumda. Dolayısıyla deneyleri tekrar ettiğinizde farklı ortamlarda standartlara uygun bir biçimde deneylere uygun bir altyapı hazırladık. Ve daha sonra bu altyapıyı da kullanılmak üzere makine ve teçhizat parkımızı oluşturduk. Dolayısıyla ikinci kapsamda da bu makine ve teçhizatın temini konusunda biraz evvel bahsettiğimiz kurum ve kuruluşların katkılarıyla gerçekleşmiş olan enerji verimli ürünlerin piyasaya dönüşüm projesi kapsamında bize destek veren kurum ve kuruluşların desteğiyle bu makine ve teçhizat parkımızı tamamladık. Laboratuarımızı biz eylül ayından önce hazır hale getirmek durumundaydık ki çünkü biliyorsunuz eylül ayında biraz evvel bahsettiğim enerji verimliliği giriş dersine başladık.

Faik Uyanık: Enerji verimli ürünlerin piyasa dönüşümü ile ilgili bir projeden söz ediyoruz bu bölümde. #yeniufuklar etiketiyle bu bölüme ilişkin düşüncelerinizi ve katkılarınız bizlere iletmeniz mümkün, Twitter üzerinden. Ankara Üniversitesi’nden Hakkı Gökhan İlk ile beraberiz. Şimdi başta bahsettik ama biraz daha belki ayrıntılı girmemizde fayda olabilir. Merkezin kurulması önemli bir aşamaydı. Merkezin çalışmalarından biraz bahsedelim. Ne yapılıyor, ne yapılacak bu merkezde?

Hakkı Gökhan İlk: Şimdi tabi bu merkezi altyapıyı kurmak ve makine teçhizatı sağlamakla sadece gerek koşulları yerine getirdik. Ama bunun ötesinde tabi yapılması gereken çok fazla şey var. Nelerdir bunlar?Öncelikle ıslak grubu hariç, biliyorsunuz elektrikli ev aletlerinde ıslak grubu dediğimiz çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi makine teçhizat var. Bu ıslak grubu hariç, aklınıza gelebilecek her türlü elektrikli ev aletinin enerji verimliliğini ölçebiliyoruz. Dolayısıyla, buzdolabı olabilir, aydınlatma grupları olabilir, ütü olabilir, çay kahve makinesi olabilir, aklınıza gelebilecek her türlü elektrikli ev aletinin standartlar kapsamında artı bizim kendi bilimsel üzerinde çalışma yaptığımız standartlarda yer almayan ama ölçülmesini gerektirdiğini düşündüğümüz ve performansında en az enerji verimliliği kadar önemli olduğunu düşündüğümüz bazı parametrelerin de testini yapabileceğimiz bir sensör diyelim, altyapısına sahibiz şuanda laboratuarımızda.

Faik Uyanık: Şimdi seçmeli dersten de biraz daha ayrıntılı bahsedelim. Üniversite’de okutulmaya başlandı dedik bu dönemden itibaren. Öğrencilere neler öğretiyoruz ve dünyada bunun yeri nerede? Gerçekten artık mühendislik fakültelerinde enerji verimliliği müfredata giriyor mu? Sizin gözleminiz nedir?

Hakkı Gökhan İlk: Biz aslında elektrik elektronik mühendisliği bölümlerinde geleneksel olarak enerji verimliliği konusunda çok fazla ders vermeyiz. Yani bu enerji verimliliği dersleri geleneksel olarak verilen dersler değildir açıkçası. Fakat son yıllarda özellikle biliyorsunuz sürdürülebilir enerji, temiz enerji, üretilen enerjinin tüketimi safhasında dikkatli bir şekilde harcanması ki buna işte enerji verimliliği olarak adlandırıyoruz. Enerji verimliliği bunlar çok popüler ve önemli konular olarak gündemde yerini alıyor. Dolayısıyla aslında bu proje kapsamında bizim böyle bir ders açmamıza vesile oldu. Bu ders tahmin ediyorum öyle ya da böyle açılacaktı. Ama mesela laboratuarı her daim bir sıkıntı olabilirdi maddi kaynak açısından olsun, projenin bu kadar hızlı gündeme geçirilmesi açısından olsun, bu açılardan çok faydalı olduğunu düşünüyorum açıkçası bu projenin.

Faik Uyanık: Tabii projeyi gerçekleştirirken sahayı gözlemlemek, piyasayı gözlemlemek ve alışkanlıkları gözlemlemek çok büyük bir önem taşıyor. Siz 5 kişilik bir ekiple bu projede yer aldınız. Ve bu proje ekibinizden Sn. Işıl Şirin Selçuk da bugün bizimle birlikte. Çok teşekkürler siz de katıldığınız için. Doktoranızı siz de aynı bölümde tamamlıyorsunuz. Türkiye’de tüketim tarafı nasıl? Gözleminiz neydi bu projeye hazırlanırken?

Işıl Şirin Selçuk: Evet. Türkiye’nin talep tarafına baktığımız zaman küçük ev aletlerini tüketen kısım hane halkları. Hane halklarını incelediğimiz zaman aslında en çok buzdolabının elektrik tüketimine neden olduğunu görmekteyiz. Tabi bunun pek çok nedeni var. Öncelikle hanelerin yaklaşık %98 ve 99’unda buzdolabı var. Dolayısıyla hemen hemen bütün evlerde buzdolabı var. Bunun yanı sıra buzdolabı sürekli çalışan bir ürün. Ve kapısı açılıp kapandıkça da tabiî ki bir elektrik enerji kaybına neden oluyor. Dolayısıyla da aslında buzdolabının bu anlamda çok önemli olduğunu görüyoruz. Fakat son dönemlerdeki trendlere baktığımız zaman aslında klima çok göze çarpıyor. 2000’li yılların başında hanelerin büyük bir kısmında klima yokken son yıllara geldikçe çok ciddi bir talep artışı olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bu ısıtma ve soğutma kısmında ciddi enerji verimliliği açısından fırsatlar ve dikkate alınması gereken olgular olduğunu düşünüyoruz.

Faik Uyanık: Özellikle buzdolabı, klima gibi cihazların daha fazla tükettiğini söyleyebiliriz. Ve bu gözlemlerden yola çıkarak sizde elbette projenizi geliştirdiniz. Ben tekrar hocaya dönmek istiyorum Prof. Dr. Hakkı Gökhan İlk’e soracağım. Projenin sonuna artık gelindi hocam. Sizce bu projeyle, yani Türkiye’de enerji verimli ürünlerin piyasa dönüşümü, genel projenin ismi, projeyle verilen hibelerin sizin çalışmalarınız üzerinde etkisi ne oldu?

Hakkı Gökhan İlk: Bence en önemli etken burada biliyorsunuz bu programa destek veren Küresel Çevre Fonu olsun, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü olsun, gerekse de UNDP Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı olsun, bunlar çok Türkiye’de gerçekten önemli kurum ve kuruluşlar. Dolayısıyla bizim bu projeyi bu önemli kurum ve kuruluşlarla yürütmemizin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Biz bir şekilde bunu özel ya da kamu kaynaklarıyla bu laboratuarı gene kurabilirdik belki ama bu kadar etkili ve bu kadar ses getiren bir proje olmazdı diye düşünüyorum. Artı dediğim gibi bu projeler genelde akademik projeler, bilimsel projeler en az birkaç yıla yayılır. 9 ay içinde bu kadar çok işe bizim odaklanmamız zor olurdu. Bu açıdan da bu amaca hızlı bir şekilde hizmet ettiğini açıkçası düşünüyorum. Tabi projemizin, biraz evvel eksik kaldığını düşünüyorum, bir ayağı da sanayi ayağı. Biz burada enerji verimliliğini ölçerken bunu eğitim amaçlı kurduğumuz doğru. Fakat bunu standartlara uygun yaptığınız zaman özellikle küçük ve orta boyuttaki işletmelerle, büyük üreticilerin bu harf etiketlenmesi enerji etiketlemesi konusunda gelip bağımsız bir merkezde yani bizim merkezimizde ölçüm değerlendirme yapabilecekleri de bir gerçek. Dolayısıyla bir de projenin bence böyle bir somut ayağı var. Böylece üretim aşamasında, tasarım aşamasında diyeyim daha doğrusu, üretime geçmeden önceki tasarım aşamasında da bizim bilimsel ve akademik fikirlerimizden de eğer değerlendirmek isteyen olursa, faydalanmak isteyenler olursa laboratuarımız bu amaçla da açık.

Faik Uyanık: evatev.com üzerinden bilgi alınması mümkün. Tüketim kadar üretim tarafına da değinen bir merkez ve çalışmalarınız bu konuya da ağırlık veriyor. Elbette politika etkisi, enerji verimli ürünlerin piyasa dönüşümünün sağlanması için çok önemli. Karar alıcıların oradan çıkacak mesajlar da ulaşacaktır yerine diye tahmin ediyoruz. Son soru, çok güzel şu ana kadar anlattıklarınız fakat bunların sürdürülebilirliğinin sağlanması da önemli. Nasıl planlıyorsunuz, sonuçların devam etmesi ve daha iyi sonuçların gelmesini nasıl sağlayacaksınız?

Hakkı Gökhan İlk: Bence bu konuda en önemli olan bu dersin açılması diye düşünüyorum, enerji verimliliğine giriş dersinin. Çünkü mühendis arkadaşlarımıza biz sadece bilimsel ve mühendislik açısından bir takım bilgiler vermiyoruz. Burada sosyal, ekonomik ve kültürel önemini de veriyoruz enerji verimliliğinin çünkü eğer enerji verimli ürünler üzerine çalışılır, tasarımlar böyle yapılır ve bu ürünlerin tamamı teşvik edilirse en azından en basitinden karbon salınımına ciddi bir katkımız oluyor. Çevreye çok ciddi katkımız oluyor. Dolayısıyla bu aslında sadece elektrik elektronik mühendisliği açısından bakılmaması gereken bir olgu. Aslında bu hepimizin yaşadığı doğal ortamı, ekosistemi etkileyen bir olgu. Dolayısıyla ben bunun bu dersin devam ettiği sürece her dönem her güz dönemi açılacak bir ders. Bu gelecek kuşağa aktardığımızı bu bilgileri ve bundan sonraki mühendislerin bu konuda daha duyarlı olacağını düşünüyorum. Artı laboratuar, bölüm yerinde durduğu sürece orada duracaktır. Dolayısıyla burada ölçme ve değerlendirme yapmak isteyen kurum ve kuruluşlar, hatta şahıslar, gelip bizden bu laboratuarda faydalanabilirler. Dolayısıyla ben bunun geçici bir proje olduğunu düşünmüyorum. Bunun sürdürülebilir ve devam edeceğini açıkçası ciddi bir şekilde düşünüyorum.

Faik Uyanık: Türkiye gibi enerji kaynakları çok bol olmayan bir ülke için önemli bir merkez. Çok teşekkür ediyoruz programımıza katıldığınız için ve projenin başarıları için tebrik ederiz tekrar sizi.

Hakkı Gökhan İlk: Çok sağ olun, teşekkürler. İyi günler.

Faik Uyanık:Programımızın bu haftaki konuğu Prof. Dr. Hakkı Gökhan İlk’ti Ankara Üniversitesi’nden ve proje ekibinden Işıl Şirin Selçuk ile de konuştuk. Ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın bu haftalık da sonuna gelmiş oluyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu – Radyo İlef’de hazırladık. Programımıza İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes, Soundcloud, Tuneİn, Pure Connect ve Audioboo üzerinden, ayrıca tr.undp.org adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.

Konuklar:

Prof. Dr. Hakkı Gökhan İlk, Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölüm Başkanı

Işıl Şirin Selçuk, Ankara Üniversitesi

Standart
Yeni Ufuklar

Misi ve Seferihisar ile Gelecek Turizmde

Podcast 112

Bu bölümde geleceğin turizmde olduğunu gösteren iki başarılı sürdürülebilir turizm projesi konumuz.

Faik Uyanık: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı ile yeni sezonda 112. kez sizlerle beraberiz. Bu sezon boyunca da daha üretken daha yeşil daha eşit bir dünya için çalışan UNDP’den kalkınma öykülerini sizlerle paylaşacağız. Bu bölümde geleceğin turizmde olduğunu gösteren iki başarılı sürdürülebilir turizm projesi konumuz. Anadolu Efes, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) işbirliğiyle, yerel kalkınmaya destek vermek üzere hayata geçirilen Gelecek Turizmde Sürdürülebilir Turizm Destek Fonu’nun ilk dönem projeleri tamamlandı. Bu bölümde size Gelecek Turizmde Sürdürülebilir Turizm Destek Fonu’nun ilk döneminde desteklenen üç ayrı projeden ikisinin hikâyesini anlatacağız. Gelecek Turizmde ile desteklenen projelerden bir tanesi %100 Misia projesi idi. %100 Misia projesi, Bursa’nın 2 bin yıllık Misi köyünde saklı olan yüzlerce yıllık kültürel mirası gün yüzüne çıkarmayı ve yörenin tarihsel geçim kaynağı olan ipekböcekçiliği zanaatını yeniden canlandırıp kadınların istihdamını artırmayı amaçladı. Projeye gönüllü danışmanlık hizmeti veren Arzu Kutucu Özenen bize %100 Misia projesini şöyle anlatıyor:

Arzu Kutucu Özenen: Proje aslında iki odaklı olsa da genel amacı bir turizm kümesi oluşturmak Misi’nin içerisinde ve daha doğrusu bu turizm kümesinin çekirdeği olacak olan iki tane evin teftiş edilmesi ve ticaret hayatına atılması. Bu evlerden ikisi de tescilli eski Misi evleri. 150 senelik tarihi olan en azından, bilinen. Evlerin birisinde, koza evinde bir restoran kurgulandı. Bu restoranda genelde yaygın olarak şu anda uygulanan gözleme, çiğ börek gibi aslında geleneksel Türk yemeğinin “fast food”u olan yemekler değil de daha çok eski geleneksel Bursa yemekleri yapılacak. Koza Evi’nin içerisinde yine dekorasyon olarak da eski Bursa tarzına yakın bir dekorasyon; ama her odada başka başka konsept uygulayarak daha insanların kendini evde hissetmelerini istedik. Bahçemizde bir kara fırın var. Bu kara fırında yapılacak olan yemekler ve ekmekler de var; erişte atölyeleri, salça, turşu, zamanına göre bütün bunlar atölye olarak değerlendirilecek. İkinci ev, yine bu turizm kümesinin çekirdeğini oluşturan evlerden ikincisi de İpek Evi. İpek Evi’nde de ipeğin, ipek böceğinden başlayarak çekilmesine, ipek oluşturulmasına, ipeğin dokunmasına ve daha sonrasında son ürüne dönüştürülmesine kadar her türlü aşamaların uygulanacağı ve bir mağaza içerisinde de bu ürünlerin satılacağı bir kurgu. Fakat zaten burada bizim projenin içerisine ipek böcekçiliğini kurgulamaktaki amacımız, geleneksel Misi geçim kaynağı olan ipek böcekçiliğini canlandırmak.

Faik Uyanık: %100 Misia projesinin sahibi bir kadın derneği: Nilüfer Misi Köyü Kadınları Kültür ve Yardımlaşma Derneği. Derneğin başkanı ise Nagihan Dülger. Dülger, Gelecek Turizmde’ye başvururken hem önceden gelir getiren ipek böcekçiliğini canlandırmayı hem de turizmle beraber özellikle kadınlar için gelir getirici aktiviteleri çeşitlendirmeyi amaçladıklarını anlatıyor.

Nagihan Dülger: Zaten derneğimizde çalışan bayanlarımızın hepsi ev hanımı. Yani kocasının eline bakan kişiler. Zaten derneğimizin kurulma amacı o. Eşimle düşündük, herkesin arazisi satıldı köyde, yani yeri olmayan insan çok var. Tarlası, çalışırken ekecek dikecek yeri de yok. Sattı insanlar parasız kalınca, çoğu herkes yerini sattı. Yeri olan insan çok az. Kadınlar hep kocasının eline bakıyor. Hepsi ilkokul mezunu. İşe gitse iş imkânı yok, çalışma imkânı yok. Yani bir deneyim gerekiyor. Dedik ev kadınlarını biz de gelir getirir bir duruma getirelim. Komşularımla konuştum ben de, olumlu baktılar hepsi, çok sevindiler. Dediler “Ne güzel işte, çalışırız biz de”.

Faik Uyanık: %100 Misia, yörenin tarihsel geçim kaynağı olan ipekböcekçiliğinin yeniden canlandırıldığı ve kadın emeğinin değerlendirildiği örnek bir turizm modeli oluşturmayı amaçlıyor. Bu amaçla, Misi köyü kadınları İngilizce dersinden girişimcilik dersine kadar pek çok farklı konuda eğitim de aldı. Nagihan Dülger, aldıkları eğitimleri şöyle anlatıyor:

Nagihan Dülger:  Geçen yıl başladık. Bununla ilgili eğitimler aldık, kurslar aldık. İngilizce kursu aldık, iğne oyası kursu, koza çiçekleri onları kursta öğrendik, daha önce bilmiyorduk. Bizim nenelerimiz biliyormuş aslında yaşlılarımız onlardan çiçek yapmayı ama tabi, para getiren bir şey olmadığı için kendilerine kadar yapmışlar. Girişimcilik kursu verdik, kendimiz de gittik kursa burada 30 kişiye. Yararlananlar oldu KOSGEB’ten.

Faik Uyanık: Misi köyü önemli bir turizm destinasyonu. Fakat %100 Misia projesi ile Misi köyü kadınları sürdürülebilir turizm perspektifini köylerine getirmek istiyor. Arzu Hanım Misi köyünün turizm kapasitesini ve kendi turizm anlayışlarını şöyle anlatıyor:

Arzu Kutucu Özenen: Misi’ye zannediyorum, yıllık olarak değil de belki hafta sonu olarak söyleyebilirim şu anda net bir rakam, her hafta sonu 2500 kişi geliyor; fakat bunlar genellikle Bursa’dan. Bursa’dan olmayanlar da genellikle Bursalı yakınları vasıtasıyla geliyor. Bizim isteğimiz aslında çok fazla sayıyı çoğaltmak değil; ama turisti daha bilinçli, daha kültür turizmine yatkın bir turist haline getirmek.

Faik Uyanık: Derneğin kurucu üyelerinden Asiye Kürklü, Gelecek Turizmde’nin derneğin çalışmaları için yarattığı farkı şöyle anlatıyor:

Asiye Kürklü: Derneğe başladık kimse bize güvenmedi, kendi köyümüzün insanı bile bize dedi ki “Yapamazlar”. Birkaç ay bize mühlet verdiler, “İşletemez sırf kadınlar burayı” diye. Dördüncü senemiz. O bize bir destek oldu, bir güven oldu. Bu projede de daha güzel işler yapabiliriz diye bir heves oldu, bir heyecan oldu.

Faik Uyanık: UNDP Türkiye’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programı devam ediyor. Bu bölümümüzle ilgili soru ve görüşlerinizi Twitter üzerinden #yeniufuklar etiketleriyle bizlere iletebilirsiniz. Devam edelim. Derneğin kurucu üyelierinden Asiye Kürklü, bu projeyle kendi hayatında yaşanan değişimi ise şöyle özetliyor:

Asiye Kürklü: Üretmenin tadını aldım, kazanmanın, kendi parama sahip olmanın, daha önce böyle bir şey yoktu. Benim için güzel bir şey.

Faik Uyanık: Gelecek Turizmde – Sürdürülebilir Turizm Destek Fonu ile desteklenen projelerden bir diğeri ise Seferihisar’ın Geleneksel Mutfağı projesi idi. Dünyaca ünlü “Sakin Şehirler” (Cittaslow)  arasında yer alan İzmir’in Seferihisar ilçesinde uygulanan proje ile Seferihisarlı kadınlar bölgeye özgü tatları markalaştıracak. 4 Kasım’da düzenlenen toplantıyla basına tanıtılan ‘Seferihisar’ın Geleneksel Mutfağı’ projesi de bir kadın kooperatifince yürütülüyor. Projenin sahibi Hıdırlık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Neptün Soyer, projeyi şöyle anlatıyor:

Neptün Soyer: 75 kadınız biz bu kooperatifte. Kadının emeğini öne çıkaracak ve değerlendirecek çalışmalar içindeyiz. İnternet üzerinden satış yapıyoruz, seferipazar.com ile kadınlar evde ürettikleri ürünleri, internet sitemiz aracılığı ile Türkiye’nin her yerine anlaştığımız kargoyla gönderiyoruz. Daha sonra da gazetede gördüğümüz bu ‘Gelecek Turizmde’ projesine bu yaptıklarımızı geleneksel mutfağımızda değerlendirmek istedik ve başvurduk. Türkiye’deki 252 proje içinden ilk üçe girdik ve bu bir yıllık süre içinde de Anadolu Efes, Turizm Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile beraber projemizi yürüttük. Çok eski, çok viran durumda bir bina vardı. O binanın iyileştirilmesini sağladık. Daha geniş kapsamlı, yemeklerin yapılabileceği, kadınların çalışabileceği bir mutfak oluşturduk. Kadınlarımız bu süreç içerisinde Ekonomi Üniversitesi’nin de bize paydaş olmasıyla kurs gördüler. Eğitim aldılar. Ondan sonra da 365 günün sonunda projemizi tamamladık. Haftanın bir günü kurslar veriyoruz. Seferihisar’a gelen misafirlerin aynı zamanda bu geleneksel mutfağımızla da buluşmasını istiyoruz.

Faik Uyanık: Seferihisar kadınlarının ürettiği özel ürünlerin Seferihisar pazarlarının yanında internet üzerinden de tüketiciye ulaştırılması amaçlanıyor. Seferipazar.com adlı internet sitesi üzerinden bu ürünler tüm Türkiye’ye ulaşıyor. İnternet sitesinin koordinatörlüğünü yapan Yasemin Karabulut, Gelecek Turizmde ile desteklenen projeleri sayesinde internet sitesindeki satışların da artığını söylüyor.

Yasemin Karabulut: Aslında 3 yıldan beri devam ediyor seferipazar.com. Bu proje ile tabii ki hepsi birbirine bağlı olarak devam edecek. Satışlarımız da arttı aslında bununla birlikte. Facebook sayfasından, Twitter’dan, Instagram’dan duyuru yaptıkça satışlarımız da artmaya başladı. Türkiye’nin her yerine gönderim yapıyoruz.

Faik Uyanık: Projede yer alan Seferihisarlı kadınlardan Fatma Berrin Karabulut, bu projeye neden dâhil olduğunu şöyle anlatıyor:

Fatma Berrin Karabulut: İki oğlum var benim.Oğlumun bir sözü ile başladım bu işe ben. Mevsimi geldiğinde mis gibi tarhana kokuyordu bizim evimiz. “Anne sana bir şey olursa bizim evimizde kimse tarhana yapmayacak, artık o tarhana kokusu olmayacak” deyince dedim ki; evet bunu başkalarına da öğretmek lazım. İşte yeni yetişen çocukların bazı şeyleri bilmeleri gerektiğini ve bunların unutulmaması gerektiğini ve bu proje de bizim önümüze çıkınca bizim için çok büyük bir artı oldu bu proje. Kendimizi geliştirdik. Mesela aldığımız eğitimle yaptığımız bazı yanlışları öğrendik. Eğitim de bizim için çok büyük bir artıydı. Ama daha çok amacımız bizim yani gelecek nesillere taşımak, buradaki unutulmuş olan tatları.

Faik Uyanık: Gelecek Turizmde ile desteklenen ilk dönem projelerinin artık sonuna gelindi. Fatma Hanım Seferihisar’ın Geleneksel Mutfağı projesinden sonra ne yapmayı planladıklarını şöyle anlatıyor:

Fatma Berrin Karabulut: Proje bitiyor. Daha değişik projelere el atmayı düşünüyoruz. Mesela turizm gibi. Dışarıdan gelen insanlar burada yaşayacaklar, bizimle beraber ot toplayıp onu gelip burada pişirecekler. Otları öğretmeye çalışacağız. Yani bu yöresel yemeklerin haricinde bizim, Ege’nin bir de ot kültürü vardır.

Faik Uyanık: Gelecek Turizmde projesinde yer alan Seferihisarlı kadınlardan Fatma Berrin Karabulut’un bu sözleriyle Yeni Ufuklar’ın bu haftalık da sonuna gelmiş oluyoruz. Bu bölümde geleceğin turizmde olduğunu gösteren iki başarılı sürdürülebilir turizm projesinden söz ettik. Bu bölümümüzle ilgili soru ve görüşlerinizi Twitter üzerinden #yeniufuklar etiketleriyle bizlere aktarabilirsiniz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu – Radyo İlef’de hazırladık. Programımıza İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes, Soundcloud, Tuneİn, Pure Connect ve Audioboo üzerinden, ayrıca tr.undp.org adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.

Konuklar:

Arzu Kutucu Özenen, Proje Danışmanı, %100 Misia Projesi

Nagihan Dülger, Nilüfer Misi Kadınları Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı, %100 Misia Projesi

Asiye Kürklü, Nilüfer Misi Kadınları Kültür ve Yardımlaşma Derneği Kurucu Üyesi, %100 Misia Projesi

Neptün Soyer, S.S. Hıdırlık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı, Seferihisar’ın Geleneksel Mutfağı projesi

Yasemin Karabulut, seferipazar.com internet sitesi koordinatörü, Seferihisar’ın Geleneksel Mutfağı projesi

Fatma Berrin Karabulut, Seferihisar’ın Geleneksel Mutfağı projesi

Standart
Yeni Ufuklar

Sosyal Fayda Zirvesi 2014 İstanbul buluşması

Podcast 111

Bu bölümde 23 Ekim’de düzenlenen Sosyal Fayda Zirvesi İstanbul buluşmasından bazı bölümleri sizlere aktaracağız. 

Faik Uyanık: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı’nda yeni sezonla 111. kez sizlerle beraberiz. Bu sezon boyunca da daha üretken, daha yeşil ve daha eşit bir dünya için çalışan UNDP’den kalkınma öykülerini sizlerle paylaşacağız. Bu bölümde 23 Ekim’de düzenlenen Sosyal Fayda Zirvesi İstanbul buluşmasından bazı bölümleri sizlere aktaracağız. Sosyal Fayda Zirvesi, her yıl Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun toplandığı BM Haftası sırasında düzenlenen küresel bir etkinlik ve ‘toplumsal değişim için teknoloji ve sosyal medya’ teması etrafında küresel toplulukları beş yıldır bir araya getiren eşsiz bir platform. Dünya çapında yapılan Sosyal Fayda Zirvesi’ne 70’den fazla ülke ile beraber Türkiye, bu yıl ikinci kez katılıyor. Ruanda’dan Ukrayna’ya, Çin’den Panama’ya, Zimbabve’den Gürcistan’a pek çok ülkeden bireyler bir sonraki neslin karşılaşacağı en büyük küresel kalkınma güçlüklerinin üstesinden gelinmesinde yeni teknoloji, inovasyon ve sosyal medyanın nasıl bir rol oynayabileceğini tartıştı. Sosyal Fayda Zirvesi, bu yıl da katılımcılarını 2030 yılında nasıl bir dünyada yaşamak istediklerini hayal etmeye davet etti. Etkinliğin sosyal medya üzerinde kullanılan etiketi de bu nedenle #2030Şimdi oldu. Sosyal Fayda Zirvesi İstanbul buluşması, bu yıl BM Kalkınma Programı (UNDP), BM Gönüllüleri (UNV), İstanbul Ticaret Üniversitesi ve Hürriyet gazetesi ortaklığında düzenlendi. Buluşmanın hoş geldiniz konuşmasını yapan UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi Kamal Malhotra, kalkınma sorunlarına çözüm bulunmasında yeni teknolojilerin neden önemli olduğunu şöyle anlattı:

Kamal Malhotra: Gelişmekte olan ülkelerdeki orta sınıfın büyümesiyle de tetiklenen yeni teknolojilerin hızlı bir şekilde yayılması, daha önce sesini duyuramayan insanlara iletişim kanalları yaratarak seslerini duyurma imkânı verdi. Bu durum, kalkınmanın önceliklerinin belirlenmesinde bireylerin dâhil edilmesi için yeni yollar kurulmasını sağladı. Yeni teknolojiler ve yeni iletişim kanalları; sosyal fayda için bir araya gelmemiz, tartışmamız ve harekete geçmemiz için ve sonuç olarak en zorlu kalkınma sorunlarına çözüm bulmamız için bizlere sosyal platformlar sunuyor.

Faik Uyanık: Buluşmanın bu yılki açılış konuşmalarını Twitter’ın Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Kamu Politikaları Direktörü Sinéad McSweeney ve DEVEX Başkanı Raj Kumar yaptı. Sinéad McSweeney etkinlikte 140 karakterden oluşan mesajların dünyanın dört bir tarafında sosyal faydaya katkı amaçlı örnek kullanımlarını anlattı.

Sinead McSweeney: Twitter’ın kendisi bir platformdur, Twitter bir araçtır ve ancak kullanıcıları kadar ve kullanıldığı alanlar kadar fayda sağlayabilir. Örneğin Nijerya’da bir doktor Ebola Alarmı (Ebola Alert) isimli bir Twitter hesabı açtı ve bu hesap ile Nijerya’nın Ebola tehdidiyle başa çıkmasında önemli bir rol oynadı. Biz Ebola tehdidinin ilk aşamalarında Dünya Sağlık Örgütü ile birlikte çalıştık ve onlara mesajlarını oluşturmada, bu mesajların iletilmesinde ve hedef kitlelere ulaşması için yönlendirilmesi gereken yerlere bu mesajların yönlendirilmesinde yardımcı olduk. Yine, ilk aşamada yanlış bilgilendirmeyle başa çıkmaya odaklandık ve medyada bu konuyla ilgili cesaret verici ve bir o kadar üzücü öyküler yer aldı. Özellikle en sonunda Ebola’dan kurtulmayı başaran ancak aile üyelerine hastalığı bulaştırmış olabileceği ile ilgili endişeleri olan bir kadın vardı. Dünya Sağlık Örgütü’nün gönderdiği tweetlerden bazıları onun endişelerini gidermesinde yardımcı oldu.

Faik Uyanık: Sosyal Fayda Zirvesi İstanbul buluşması uluslararası kalkınma çalışanlarının yakından takip ettiği bir web portalı olan Devex’in başkanı ve Genel Yayın Yönetmeni Raj Kumar’ın konuşmasıyla devam etti. Raj Kumar, kalkınma sektöründe yaşadığımız yeni dönemi ve gelecekte bizi nelerin beklediğini şu sözlerle anlattı:

Raj Kumar: Kalkınma çalışmalarında sonuçların hiç olmadığı kadar önemli olduğu bir döneme doğru ilerliyoruz ve bu sonuç olarak tüm dünyada kalkınma için çalışan insanları çok daha iyi sonuçlara götürecek. Bence özellikle kalkınma alanında bu işi uzun süredir yapan kurumlar için bu eğilimleri görmek ve ‘Bu eğilimlerin farkındayız ve bu yönde gittiğinde hemfikiriz ancak yaptığımız şeyi hızlıca değiştirmemize gerek yok’ demek son derece kolay. Ancak bana göre her şey bizim farkında olduğumuzdan çok daha hızlı gelişiyor. Eğer biz bu alanda çalışan kurumlar veya bu alana önem veren bireyler kadar dikkatli olmazsak bu olaylar ve eğilimler tarafından hızlıca geride bırakılırız. Dolayısıyla bana kalırsa kalkınma alanında çalışan bizlerin şimdi cevaplaması gereken soru şu: İster kar amacı gütmeyen bir kuruluş olun ister resmi yardım kuruluşu olun bugün bu kadar yaygın internet kullanımının, bu kadar yaygın teknolojinin olduğu ve çeşitli kaynaklardan çok daha fazla paranın sağlanabildiği, ölçütlerin ve sonuçların çok daha önemli olduğu yeni dünya için oluşturduğumuz stratejimiz nedir? Biz kar amacı gütmeyen kuruluşumuzla, resmi yardım kuruluşumuzla ya da kurumumuzla, sivil toplum örgütümüzle, her ne ise, ne yapacağız ve bu yeni dünyayı kendimiz için nasıl şekillendireceğiz? Bu anlamda bana kalırsa içinde bulunduğumuz çağ çok heyecan verici bir çağ.

Faik Uyanık: Sosyal Fayda Zirvesi 2014 İstanbul Buluşması Fayda için İletişim başlıklı panelle devam etti. Panelin moderatörlüğünü yapan IDEMA’dan Dr. Ali Ercan Özgür, sosyal fayda için daha çok içerik üretmenin gerekliliğinden söz etti.

Ali Ercan Özgür: Ama öz cümle çocuk da yani yeni doğan bir çocuk da şu anda içinde yaşadığımız tanımlanamamış bu yeni medya dünyası da yalnız ama sosyal bir alan. Yani bizim fayda üretmemiz gereken meselelerden bir tanesi bu. O yüzden yenidünyanın bebeği yeni medya diyorum. Aylık 100 milyar arama yapılıyor böyle bir dünyadan. Bir öncekinin iki katı aranıyor, %15 yeni konu aranıyor. Ama temel bir sorun var özellikle Türkiye için söylüyorum. Blog ve benzeri meselelerle ilgili yeterli üretmiyoruz. Yani Türkiye’de sadece endekslenebilir 100,000 tane web sayfası var. O yüzden Google Translate kötü çeviriyor. Çünkü yeterli içerik yok. O yüzden sosyal fayda için daha çok üretmemiz aksiyon almamız, aktivist olmamız gerekiyor.

Faik Uyanık: UNDP’nin İstanbul’daki Bölge Ofisinden Bölgesel İletişim Danışmanı Cherie Hart da sosyal medyadaki beğenilerin aksiyona dönüşmediği sürece bir şey ifade etmediğine dikkat çekti.

Cherie Hart: Sosyal medya kesinlikle bir konu hakkındaki farkındalığı artırmamızı sağlayabilir. Bilginin ilerletilmesine ve önemli meselelerin doğru insanların önüne gelmesine yardımcı olabilir. Fakat sosyal medya kampanyalarının gerçek anlamda etkisinin olması için bu kampanyaların insanları pozitif anlamda harekete geçmeye teşvik etmesi gerekir. Facebook’ta bir şeyler beğenmek, Twitter’da birilerini takip etmek gerçek anlamda harekete geçmenin yerini alamaz. UNDP olarak kendi çalışmalarımızla ilgili sosyal medyada olan farkındalık çok yüksek, ne konuda çalışmalar yürüttüğümüzü bilmeyenleri de sosyal medyada bilgilendiriyoruz. Ama aynı zamanda bu mecralarda bizim hakkımızda konuşan insanların bunu doğru sebeplerle yapmasını ve bizim yarattığımız etkiyi de anlamalarını istiyoruz.

Faik Uyanık:New York Metropolitan Sanat Müzesi’nin ilk Dijital Yayınlar Ofisi Başkanı ve Columbia Üniversitesi yeni medya profesörü Sree Sreenivasan da katılımcılara New York’tan seslendi. Sreenivasan sosyal medyayı kullanan sivil toplum kuruluşları için tavsiyelerde bulundu ve bu platformların hedef kitleye ulaşılabilen yerler olduğu için önemli olduğunu söyledi.

Sree Sreenivasan: Pek çok insan sosyal medyayı mesajlarını ilettiği bir yayın kanalı gibi düşünüyor. Fakat sosyal medya aynı zamanda bir dinleme kanalıdır. Böylece siz ilgilendiğiniz alanlarda dünyada neler olduğunu ve insanların sizin hizmetiniz ya da kurumunuz hakkında ne düşündüğünü öğrenebilirsiniz. Bu anlamda sosyal medya çok önemli bir uyarı sistemidir ve aynı zamanda hedef kitleniz ile daha derin ve anlamlı bir şekilde iletişime geçmenizi sağlar.

Faik Uyanık: İnternet üzerinden canlı olarak yayınlanan buluşmada Türkiye’nin her yerinden bireyler, görüşlerini ve sorularını katılımcılara iletti. Tartışmaya katılmak için sosyal medya üzerinde #2030Şimdi etiketi kullanıldı. Etkinliğe ilişkin daha fazla bilgi için bit.ly/sosyalfayda adresini ziyaret etmeniz de mümkün. Toplantının ikinci paneli Herkes için İletişim başlığındaydı. Panelin moderatörlüğünü yapan UNDP Türkiye’den Pelin Rodoplu, UNDP’nin inovasyon ve yeni teknoloji alanlarında yaptığı çalışmalardan şöyle söz etti.

Pelin Rodoplu: UNDP son yeni stratejik planıyla birlikte yeniden bir yapılanma içerisinde bütün dünyada ve Türkiye’de ve daha hızlı hareket edebilmek, hem bakış açımızı hem de hareket kabiliyetimizi artırabilmek adına yeni medya olanaklarını daha etkin kullanabilmek, yeniliklere, yeni düşünme araçlarına fırsat verebilmek adına ciddi inisiyatifler yapıyor. Bunun bir örneği Eylül ayında Birleşmiş Milletler haftası kapsamında düzenlenen SHIFT etkinlikleri. SHIFT; değişim değiştirin, değişin, nasıl düşündüğümüzü değiştirelim, nasıl hareket ettiğimizi değiştirelim ve artık hız kazanalım. Tek başımıza sadece hükümet ile çalışarak, sadece sivil toplumun bir kısmıyla entegre olarak bu büyük değişikliğe ulaşamayız. Hep beraber yapmalıyız, daha hızlı yapmalıyız ve yeteri kadar esnek olmalıyız. Bu motto ile düzenlenen bir etkinlikti. Tasarım odaklı düşünmeden tutun, crowd-sourcing modellerinin kullanılması… Ekonomide öngörü modellemelerinin denenmesi ve deneysel yaklaşımların test edilmesi gibi çok farklı konularda 22 ülkede SHIFT toplantıları düzenlendi. Biz Ankara’da tasarım odaklı düşünmeyi politika yapmada nasıl değerlendirebiliriz konusu üzerinde çalıştık. Ve bu yeni konsept üzerinde bilgi sahibi olduk. İnternet sayfasını paylaşıyorum. Hem UNDP Türkiye üzerinden hem de ‘innovation for development’ sayfasından 22 ülkede hareket bulan bu etkinliği detaylı olarak dinleme, sunumlara sahip olma fırsatınız var.

Faik Uyanık: C@rma’nın kurucusu Sandrine Ramboux, İstanbul Ticaret Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Engin Çağlak, SürdürülebilirYaşam.TV’nin kurucusu Tuna Özçuhadar ve iyilikpesinde.org’un kurucusu Sertaç Taşdelen de etkinliğin konuşmacıları arasındaydı. Sosyal Fayda Zirvesi’nde Radikal gazetesinden Ezgi Başaran da çevrimiçi yayıncılığın toplumsal fayda ile kesiştiği alanları ele aldı. Sosyal İnovasyon Merkezi’nden Suat Özçağdaş ise, gençlerin neden çok şanslı olduğunu şöyle anlatıyordu:

Suat Özçağdaş: İçinde bulunduğumuz çağ bence gençler açısından söylenebilecek en temel şey şu: siz belki de bu yüzyılın ya da dünya tarihinin gördüğü en şanslı gençlersiniz çünkü sadece biriniz dünyadaki her şeyi değiştirme gücüne sahipsiniz. 1945’de üniversite okuyor olsaydınız, dünya çapında bir fikri yaymak istiyor olsaydınız böyle bir şansı bulmanız çok zordu. Ama bugün bir web sitesi kurabilirsiniz. Davanız doğru bir davaysa insanları çekebilirsiniz. Peru’dan, Çin’den, Ukrayna’dan kendiniz gibi düşünen insanları örgütleyebilirsiniz. Bu sanalda örgütlemiş olduğunuz şeyi gerçek hayata yansıtabilirsiniz.

Faik Uyanık: Sosyal İnovasyon Merkezi’nden Suat Özçağdaş’ın bu sözleriyle Yeni Ufuklar’ın bu haftalık da sonuna gelmiş oluyoruz. Bu bölümde 23 Ekim’de Türkiye’de ikinci kez düzenlenen Sosyal Fayda Zirvesi İstanbul buluşmasından bazı bölümleri sizlere aktardık. Sosyal Fayda Zirvesi İstanbul buluşmasında konuşulan konulara ilişkin görüşlerinizi Twitter üzerinden #2030Şimdi ya da #yeniufuklar etiketleriyle bizlere iletebilirsiniz. Bu programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu – Radyo İlef’de hazırladık. Programımıza İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes, Soundcloud, Tuneİn, Pure Connect ve Audioboo üzerinden, ayrıca tr.undp.org adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.

Konuklar:

Kamal Malhotra, BM Türkiye Mukim Koordinatörü ve UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi

Sinéad McSweeney, Twitter Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Kamu Politikaları Direktörü

Raj Kumar, Devex Başkanı ve Genel Yayın Yönetmeni

Ali Ercan Özgür, Uluslararası Kalkınma Ortakları (IDEMA) Kurucusu

Cherie Hart, UNDP Bölgesel İletişim Danışmanı

Sree Sreenivasan, Dijital Yayınlar Ofisi Başkanı – Metropolitan Museum of Art

Pelin Rodoplu, Bölgesel Rekabetçilik Uzmanı–UNDP Türkiye

Suat Özçağdaş, Sosyal İnovasyon Merkezi Kurucusu

Standart