Yeni Ufuklar

Elektrikli Ev Aletleri Teknolojilerinde Enerji Verimliliği Araştırma Merkezi

Podcast 113

Bu bölümde elektrikli ev aletlerinde enerji verimliliği üzerine akademik araştırma yapılabilmesi için altyapı sağlanması, bilgi birikimi ve enerji verimliliği konusunda toplumsal bilince katkı sağlanmasını amaçlayan ve bu nedenle bir araştırma merkezinin kurulduğu bir projeden söz edeceğiz.

Faik Uyanık: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı ile karşınızdayız. Bu bölümde elektrikli ev aletlerinde enerji verimliliği üzerine akademik araştırma yapılabilmesi için altyapı sağlanması, bilgi birikimi ve enerji verimliliği konusunda toplumsal bilince katkı sağlanmasını amaçlayan ve bu nedenle bir araştırma merkezinin kurulduğu bir projeden söz edeceğiz. Ve konuğum da Ankara Üniversitesi’nden. Mühendislik Fakültesi, Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Hakkı Gökhan İlk. Hoşgeldiniz.

Hakkı Gökhan İlk: Hoşbulduk, iyi günler.

Faik Uyanık: Şimdi Küresel Çevre Fonu’nun (GEF) finansal desteği ile süren bir proje. Başta ben belirteyim onu. GEF’in finansal desteği, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü tarafından Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile beraberce yürütülen bir proje bu. İsmi de Türkiye’de Enerji Verimli Ürünlerin Piyasa Dönüşümü. 2014 senesinde üniversitelere yönelik olarak bir hibe programı başlatmıştı bu program. Biz de duyurduk. Bu hibe programıyla elektrikli ev aletlerinde enerji verimliliği konusunda 5 üniversite projesi desteklendi. Ve bunlardan biri sizin projeniz Ankara Üniversitesinden. Peki, Ankara Üniversitesi’nde ‘Ankara Ev Aletleri Teknolojilerinde Enerji Verimliliği Araştırma Merkezi’ isimli bir proje var. Projenizin tam ismi bu. Bunun amacı neydi? Fikir nasıl doğdu, biraz bundan bahsedebilir miyiz?

Hakkı Gökhan İlk: Evet, öncelikle herkese iyi günler diliyorum. Projemizin ana teması Ankara’da Ankara Üniversitesi bünyesinde bir enerji verimliliği laboratuarının kurulması, bu projemizin bilimsel ve akademik ayağını teşkil ediyor. Bu ayağın içinde, Birleşmiş Milletler’in de proje önerisinde, bizim yapmamızı gerektiren bir ders açılması gerekiyor. Bu ders lisans ya da lisansüstü açılabilirdi. Biz bunu lisans düzeyinde seçmeli bir ders olarak açmayı tercih ettik. Sadece elektrik elektronik mühendisliği bölümü öğrencileri için değil bu, Mühendislik Fakültesi’nin tüm öğrencileri için açılan bir ders. Dersin kodu ELE311. Enerji verimliliğine giriş dersi.

Faik Uyanık: Artık mühendislik öğrencileri bu dersi alıyorlar isterlerse, seçmeli bir ders olarak.

Hakkı Gökhan İlk: Bu dönemden itibaren, yani Eylül 2014 itibariyle, Güz dönemi itibariyle bu dersi açtık. Bu dersimiz 2 saat teorik, 2 saat uygulamalı. Uygulaması, biraz evvel bahsettiğim enerji verimliliği laboratuarında gerçekleşiyor. Dersin içeriği de mühendislere, dediğim gibi sadece elektronik mühendislerine değil tüm mühendislere, enerji verimliliğinin önemini, bilincini kazandırmak, gelecek kuşaklara enerji verimliliğinin önemi hakkında bilgi sahibi yapmak. Çünkü biliyorsunuz tasarımla cihazların enerji verimliliğinde duyarlı olması tüketim konusunda duyarlı olması sağlanabiliyor. Ve bu duyarlılığı gelecek kuşaklara aktarmak, özellikle bu konuda tasarım yapacak bilinçli mühendislerin yetiştirilmesini sağlamak aslında son derece önemli.

Faik Uyanık: Şimdi uzunca bir ismi vardı, başta söylemiştim. Ankara ev aletleri teknolojilerinde enerji verimliliği araştırma merkezi evatev.com diye de bir web sitesi açılmış bu merkezle alakalı. İsteyenler girip bakabilirler. 9 aylık bir projeydi. 2014’ün başında siz başladınız, Şubat ayında zannediyorum. Bu güne kadar projelerde neler yapıldı? Ekim ayında sonuçlandı çünkü proje. Hala da sonuçlarını almaya devam ediyorsunuz. Bu süreçten biraz bahseder misiniz?

Hakkı Gökhan İlk: Evet. Aslında 9 ay böyle bir proje için oldukça kısaydı. Dolayısıyla sonradan biz fazla taahhüt verdiğimizi fark ettik. Öncelikle laboratuarın kurulması gerçekten bizi açıkçası bunalttı diyeyim. Çünkü bir laboratuar kurduk ve laboratuar tabi doğal olarak izole bir ortamda. Testlerin ve deneylerin tekrar edilebilirliğini sağlamak açısından bu çok önemli. Bu laboratuarımızda ısı, ışık ve ses izolasyonu yapılmış durumda. Dolayısıyla deneyleri tekrar ettiğinizde farklı ortamlarda standartlara uygun bir biçimde deneylere uygun bir altyapı hazırladık. Ve daha sonra bu altyapıyı da kullanılmak üzere makine ve teçhizat parkımızı oluşturduk. Dolayısıyla ikinci kapsamda da bu makine ve teçhizatın temini konusunda biraz evvel bahsettiğimiz kurum ve kuruluşların katkılarıyla gerçekleşmiş olan enerji verimli ürünlerin piyasaya dönüşüm projesi kapsamında bize destek veren kurum ve kuruluşların desteğiyle bu makine ve teçhizat parkımızı tamamladık. Laboratuarımızı biz eylül ayından önce hazır hale getirmek durumundaydık ki çünkü biliyorsunuz eylül ayında biraz evvel bahsettiğim enerji verimliliği giriş dersine başladık.

Faik Uyanık: Enerji verimli ürünlerin piyasa dönüşümü ile ilgili bir projeden söz ediyoruz bu bölümde. #yeniufuklar etiketiyle bu bölüme ilişkin düşüncelerinizi ve katkılarınız bizlere iletmeniz mümkün, Twitter üzerinden. Ankara Üniversitesi’nden Hakkı Gökhan İlk ile beraberiz. Şimdi başta bahsettik ama biraz daha belki ayrıntılı girmemizde fayda olabilir. Merkezin kurulması önemli bir aşamaydı. Merkezin çalışmalarından biraz bahsedelim. Ne yapılıyor, ne yapılacak bu merkezde?

Hakkı Gökhan İlk: Şimdi tabi bu merkezi altyapıyı kurmak ve makine teçhizatı sağlamakla sadece gerek koşulları yerine getirdik. Ama bunun ötesinde tabi yapılması gereken çok fazla şey var. Nelerdir bunlar?Öncelikle ıslak grubu hariç, biliyorsunuz elektrikli ev aletlerinde ıslak grubu dediğimiz çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi makine teçhizat var. Bu ıslak grubu hariç, aklınıza gelebilecek her türlü elektrikli ev aletinin enerji verimliliğini ölçebiliyoruz. Dolayısıyla, buzdolabı olabilir, aydınlatma grupları olabilir, ütü olabilir, çay kahve makinesi olabilir, aklınıza gelebilecek her türlü elektrikli ev aletinin standartlar kapsamında artı bizim kendi bilimsel üzerinde çalışma yaptığımız standartlarda yer almayan ama ölçülmesini gerektirdiğini düşündüğümüz ve performansında en az enerji verimliliği kadar önemli olduğunu düşündüğümüz bazı parametrelerin de testini yapabileceğimiz bir sensör diyelim, altyapısına sahibiz şuanda laboratuarımızda.

Faik Uyanık: Şimdi seçmeli dersten de biraz daha ayrıntılı bahsedelim. Üniversite’de okutulmaya başlandı dedik bu dönemden itibaren. Öğrencilere neler öğretiyoruz ve dünyada bunun yeri nerede? Gerçekten artık mühendislik fakültelerinde enerji verimliliği müfredata giriyor mu? Sizin gözleminiz nedir?

Hakkı Gökhan İlk: Biz aslında elektrik elektronik mühendisliği bölümlerinde geleneksel olarak enerji verimliliği konusunda çok fazla ders vermeyiz. Yani bu enerji verimliliği dersleri geleneksel olarak verilen dersler değildir açıkçası. Fakat son yıllarda özellikle biliyorsunuz sürdürülebilir enerji, temiz enerji, üretilen enerjinin tüketimi safhasında dikkatli bir şekilde harcanması ki buna işte enerji verimliliği olarak adlandırıyoruz. Enerji verimliliği bunlar çok popüler ve önemli konular olarak gündemde yerini alıyor. Dolayısıyla aslında bu proje kapsamında bizim böyle bir ders açmamıza vesile oldu. Bu ders tahmin ediyorum öyle ya da böyle açılacaktı. Ama mesela laboratuarı her daim bir sıkıntı olabilirdi maddi kaynak açısından olsun, projenin bu kadar hızlı gündeme geçirilmesi açısından olsun, bu açılardan çok faydalı olduğunu düşünüyorum açıkçası bu projenin.

Faik Uyanık: Tabii projeyi gerçekleştirirken sahayı gözlemlemek, piyasayı gözlemlemek ve alışkanlıkları gözlemlemek çok büyük bir önem taşıyor. Siz 5 kişilik bir ekiple bu projede yer aldınız. Ve bu proje ekibinizden Sn. Işıl Şirin Selçuk da bugün bizimle birlikte. Çok teşekkürler siz de katıldığınız için. Doktoranızı siz de aynı bölümde tamamlıyorsunuz. Türkiye’de tüketim tarafı nasıl? Gözleminiz neydi bu projeye hazırlanırken?

Işıl Şirin Selçuk: Evet. Türkiye’nin talep tarafına baktığımız zaman küçük ev aletlerini tüketen kısım hane halkları. Hane halklarını incelediğimiz zaman aslında en çok buzdolabının elektrik tüketimine neden olduğunu görmekteyiz. Tabi bunun pek çok nedeni var. Öncelikle hanelerin yaklaşık %98 ve 99’unda buzdolabı var. Dolayısıyla hemen hemen bütün evlerde buzdolabı var. Bunun yanı sıra buzdolabı sürekli çalışan bir ürün. Ve kapısı açılıp kapandıkça da tabiî ki bir elektrik enerji kaybına neden oluyor. Dolayısıyla da aslında buzdolabının bu anlamda çok önemli olduğunu görüyoruz. Fakat son dönemlerdeki trendlere baktığımız zaman aslında klima çok göze çarpıyor. 2000’li yılların başında hanelerin büyük bir kısmında klima yokken son yıllara geldikçe çok ciddi bir talep artışı olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bu ısıtma ve soğutma kısmında ciddi enerji verimliliği açısından fırsatlar ve dikkate alınması gereken olgular olduğunu düşünüyoruz.

Faik Uyanık: Özellikle buzdolabı, klima gibi cihazların daha fazla tükettiğini söyleyebiliriz. Ve bu gözlemlerden yola çıkarak sizde elbette projenizi geliştirdiniz. Ben tekrar hocaya dönmek istiyorum Prof. Dr. Hakkı Gökhan İlk’e soracağım. Projenin sonuna artık gelindi hocam. Sizce bu projeyle, yani Türkiye’de enerji verimli ürünlerin piyasa dönüşümü, genel projenin ismi, projeyle verilen hibelerin sizin çalışmalarınız üzerinde etkisi ne oldu?

Hakkı Gökhan İlk: Bence en önemli etken burada biliyorsunuz bu programa destek veren Küresel Çevre Fonu olsun, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü olsun, gerekse de UNDP Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı olsun, bunlar çok Türkiye’de gerçekten önemli kurum ve kuruluşlar. Dolayısıyla bizim bu projeyi bu önemli kurum ve kuruluşlarla yürütmemizin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Biz bir şekilde bunu özel ya da kamu kaynaklarıyla bu laboratuarı gene kurabilirdik belki ama bu kadar etkili ve bu kadar ses getiren bir proje olmazdı diye düşünüyorum. Artı dediğim gibi bu projeler genelde akademik projeler, bilimsel projeler en az birkaç yıla yayılır. 9 ay içinde bu kadar çok işe bizim odaklanmamız zor olurdu. Bu açıdan da bu amaca hızlı bir şekilde hizmet ettiğini açıkçası düşünüyorum. Tabi projemizin, biraz evvel eksik kaldığını düşünüyorum, bir ayağı da sanayi ayağı. Biz burada enerji verimliliğini ölçerken bunu eğitim amaçlı kurduğumuz doğru. Fakat bunu standartlara uygun yaptığınız zaman özellikle küçük ve orta boyuttaki işletmelerle, büyük üreticilerin bu harf etiketlenmesi enerji etiketlemesi konusunda gelip bağımsız bir merkezde yani bizim merkezimizde ölçüm değerlendirme yapabilecekleri de bir gerçek. Dolayısıyla bir de projenin bence böyle bir somut ayağı var. Böylece üretim aşamasında, tasarım aşamasında diyeyim daha doğrusu, üretime geçmeden önceki tasarım aşamasında da bizim bilimsel ve akademik fikirlerimizden de eğer değerlendirmek isteyen olursa, faydalanmak isteyenler olursa laboratuarımız bu amaçla da açık.

Faik Uyanık: evatev.com üzerinden bilgi alınması mümkün. Tüketim kadar üretim tarafına da değinen bir merkez ve çalışmalarınız bu konuya da ağırlık veriyor. Elbette politika etkisi, enerji verimli ürünlerin piyasa dönüşümünün sağlanması için çok önemli. Karar alıcıların oradan çıkacak mesajlar da ulaşacaktır yerine diye tahmin ediyoruz. Son soru, çok güzel şu ana kadar anlattıklarınız fakat bunların sürdürülebilirliğinin sağlanması da önemli. Nasıl planlıyorsunuz, sonuçların devam etmesi ve daha iyi sonuçların gelmesini nasıl sağlayacaksınız?

Hakkı Gökhan İlk: Bence bu konuda en önemli olan bu dersin açılması diye düşünüyorum, enerji verimliliğine giriş dersinin. Çünkü mühendis arkadaşlarımıza biz sadece bilimsel ve mühendislik açısından bir takım bilgiler vermiyoruz. Burada sosyal, ekonomik ve kültürel önemini de veriyoruz enerji verimliliğinin çünkü eğer enerji verimli ürünler üzerine çalışılır, tasarımlar böyle yapılır ve bu ürünlerin tamamı teşvik edilirse en azından en basitinden karbon salınımına ciddi bir katkımız oluyor. Çevreye çok ciddi katkımız oluyor. Dolayısıyla bu aslında sadece elektrik elektronik mühendisliği açısından bakılmaması gereken bir olgu. Aslında bu hepimizin yaşadığı doğal ortamı, ekosistemi etkileyen bir olgu. Dolayısıyla ben bunun bu dersin devam ettiği sürece her dönem her güz dönemi açılacak bir ders. Bu gelecek kuşağa aktardığımızı bu bilgileri ve bundan sonraki mühendislerin bu konuda daha duyarlı olacağını düşünüyorum. Artı laboratuar, bölüm yerinde durduğu sürece orada duracaktır. Dolayısıyla burada ölçme ve değerlendirme yapmak isteyen kurum ve kuruluşlar, hatta şahıslar, gelip bizden bu laboratuarda faydalanabilirler. Dolayısıyla ben bunun geçici bir proje olduğunu düşünmüyorum. Bunun sürdürülebilir ve devam edeceğini açıkçası ciddi bir şekilde düşünüyorum.

Faik Uyanık: Türkiye gibi enerji kaynakları çok bol olmayan bir ülke için önemli bir merkez. Çok teşekkür ediyoruz programımıza katıldığınız için ve projenin başarıları için tebrik ederiz tekrar sizi.

Hakkı Gökhan İlk: Çok sağ olun, teşekkürler. İyi günler.

Faik Uyanık:Programımızın bu haftaki konuğu Prof. Dr. Hakkı Gökhan İlk’ti Ankara Üniversitesi’nden ve proje ekibinden Işıl Şirin Selçuk ile de konuştuk. Ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın bu haftalık da sonuna gelmiş oluyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu – Radyo İlef’de hazırladık. Programımıza İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes, Soundcloud, Tuneİn, Pure Connect ve Audioboo üzerinden, ayrıca tr.undp.org adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.

Konuklar:

Prof. Dr. Hakkı Gökhan İlk, Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölüm Başkanı

Işıl Şirin Selçuk, Ankara Üniversitesi

Reklamlar
Standart
Yeni Ufuklar

Misi ve Seferihisar ile Gelecek Turizmde

Podcast 112

Bu bölümde geleceğin turizmde olduğunu gösteren iki başarılı sürdürülebilir turizm projesi konumuz.

Faik Uyanık: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı ile yeni sezonda 112. kez sizlerle beraberiz. Bu sezon boyunca da daha üretken daha yeşil daha eşit bir dünya için çalışan UNDP’den kalkınma öykülerini sizlerle paylaşacağız. Bu bölümde geleceğin turizmde olduğunu gösteren iki başarılı sürdürülebilir turizm projesi konumuz. Anadolu Efes, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) işbirliğiyle, yerel kalkınmaya destek vermek üzere hayata geçirilen Gelecek Turizmde Sürdürülebilir Turizm Destek Fonu’nun ilk dönem projeleri tamamlandı. Bu bölümde size Gelecek Turizmde Sürdürülebilir Turizm Destek Fonu’nun ilk döneminde desteklenen üç ayrı projeden ikisinin hikâyesini anlatacağız. Gelecek Turizmde ile desteklenen projelerden bir tanesi %100 Misia projesi idi. %100 Misia projesi, Bursa’nın 2 bin yıllık Misi köyünde saklı olan yüzlerce yıllık kültürel mirası gün yüzüne çıkarmayı ve yörenin tarihsel geçim kaynağı olan ipekböcekçiliği zanaatını yeniden canlandırıp kadınların istihdamını artırmayı amaçladı. Projeye gönüllü danışmanlık hizmeti veren Arzu Kutucu Özenen bize %100 Misia projesini şöyle anlatıyor:

Arzu Kutucu Özenen: Proje aslında iki odaklı olsa da genel amacı bir turizm kümesi oluşturmak Misi’nin içerisinde ve daha doğrusu bu turizm kümesinin çekirdeği olacak olan iki tane evin teftiş edilmesi ve ticaret hayatına atılması. Bu evlerden ikisi de tescilli eski Misi evleri. 150 senelik tarihi olan en azından, bilinen. Evlerin birisinde, koza evinde bir restoran kurgulandı. Bu restoranda genelde yaygın olarak şu anda uygulanan gözleme, çiğ börek gibi aslında geleneksel Türk yemeğinin “fast food”u olan yemekler değil de daha çok eski geleneksel Bursa yemekleri yapılacak. Koza Evi’nin içerisinde yine dekorasyon olarak da eski Bursa tarzına yakın bir dekorasyon; ama her odada başka başka konsept uygulayarak daha insanların kendini evde hissetmelerini istedik. Bahçemizde bir kara fırın var. Bu kara fırında yapılacak olan yemekler ve ekmekler de var; erişte atölyeleri, salça, turşu, zamanına göre bütün bunlar atölye olarak değerlendirilecek. İkinci ev, yine bu turizm kümesinin çekirdeğini oluşturan evlerden ikincisi de İpek Evi. İpek Evi’nde de ipeğin, ipek böceğinden başlayarak çekilmesine, ipek oluşturulmasına, ipeğin dokunmasına ve daha sonrasında son ürüne dönüştürülmesine kadar her türlü aşamaların uygulanacağı ve bir mağaza içerisinde de bu ürünlerin satılacağı bir kurgu. Fakat zaten burada bizim projenin içerisine ipek böcekçiliğini kurgulamaktaki amacımız, geleneksel Misi geçim kaynağı olan ipek böcekçiliğini canlandırmak.

Faik Uyanık: %100 Misia projesinin sahibi bir kadın derneği: Nilüfer Misi Köyü Kadınları Kültür ve Yardımlaşma Derneği. Derneğin başkanı ise Nagihan Dülger. Dülger, Gelecek Turizmde’ye başvururken hem önceden gelir getiren ipek böcekçiliğini canlandırmayı hem de turizmle beraber özellikle kadınlar için gelir getirici aktiviteleri çeşitlendirmeyi amaçladıklarını anlatıyor.

Nagihan Dülger: Zaten derneğimizde çalışan bayanlarımızın hepsi ev hanımı. Yani kocasının eline bakan kişiler. Zaten derneğimizin kurulma amacı o. Eşimle düşündük, herkesin arazisi satıldı köyde, yani yeri olmayan insan çok var. Tarlası, çalışırken ekecek dikecek yeri de yok. Sattı insanlar parasız kalınca, çoğu herkes yerini sattı. Yeri olan insan çok az. Kadınlar hep kocasının eline bakıyor. Hepsi ilkokul mezunu. İşe gitse iş imkânı yok, çalışma imkânı yok. Yani bir deneyim gerekiyor. Dedik ev kadınlarını biz de gelir getirir bir duruma getirelim. Komşularımla konuştum ben de, olumlu baktılar hepsi, çok sevindiler. Dediler “Ne güzel işte, çalışırız biz de”.

Faik Uyanık: %100 Misia, yörenin tarihsel geçim kaynağı olan ipekböcekçiliğinin yeniden canlandırıldığı ve kadın emeğinin değerlendirildiği örnek bir turizm modeli oluşturmayı amaçlıyor. Bu amaçla, Misi köyü kadınları İngilizce dersinden girişimcilik dersine kadar pek çok farklı konuda eğitim de aldı. Nagihan Dülger, aldıkları eğitimleri şöyle anlatıyor:

Nagihan Dülger:  Geçen yıl başladık. Bununla ilgili eğitimler aldık, kurslar aldık. İngilizce kursu aldık, iğne oyası kursu, koza çiçekleri onları kursta öğrendik, daha önce bilmiyorduk. Bizim nenelerimiz biliyormuş aslında yaşlılarımız onlardan çiçek yapmayı ama tabi, para getiren bir şey olmadığı için kendilerine kadar yapmışlar. Girişimcilik kursu verdik, kendimiz de gittik kursa burada 30 kişiye. Yararlananlar oldu KOSGEB’ten.

Faik Uyanık: Misi köyü önemli bir turizm destinasyonu. Fakat %100 Misia projesi ile Misi köyü kadınları sürdürülebilir turizm perspektifini köylerine getirmek istiyor. Arzu Hanım Misi köyünün turizm kapasitesini ve kendi turizm anlayışlarını şöyle anlatıyor:

Arzu Kutucu Özenen: Misi’ye zannediyorum, yıllık olarak değil de belki hafta sonu olarak söyleyebilirim şu anda net bir rakam, her hafta sonu 2500 kişi geliyor; fakat bunlar genellikle Bursa’dan. Bursa’dan olmayanlar da genellikle Bursalı yakınları vasıtasıyla geliyor. Bizim isteğimiz aslında çok fazla sayıyı çoğaltmak değil; ama turisti daha bilinçli, daha kültür turizmine yatkın bir turist haline getirmek.

Faik Uyanık: Derneğin kurucu üyelerinden Asiye Kürklü, Gelecek Turizmde’nin derneğin çalışmaları için yarattığı farkı şöyle anlatıyor:

Asiye Kürklü: Derneğe başladık kimse bize güvenmedi, kendi köyümüzün insanı bile bize dedi ki “Yapamazlar”. Birkaç ay bize mühlet verdiler, “İşletemez sırf kadınlar burayı” diye. Dördüncü senemiz. O bize bir destek oldu, bir güven oldu. Bu projede de daha güzel işler yapabiliriz diye bir heves oldu, bir heyecan oldu.

Faik Uyanık: UNDP Türkiye’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programı devam ediyor. Bu bölümümüzle ilgili soru ve görüşlerinizi Twitter üzerinden #yeniufuklar etiketleriyle bizlere iletebilirsiniz. Devam edelim. Derneğin kurucu üyelierinden Asiye Kürklü, bu projeyle kendi hayatında yaşanan değişimi ise şöyle özetliyor:

Asiye Kürklü: Üretmenin tadını aldım, kazanmanın, kendi parama sahip olmanın, daha önce böyle bir şey yoktu. Benim için güzel bir şey.

Faik Uyanık: Gelecek Turizmde – Sürdürülebilir Turizm Destek Fonu ile desteklenen projelerden bir diğeri ise Seferihisar’ın Geleneksel Mutfağı projesi idi. Dünyaca ünlü “Sakin Şehirler” (Cittaslow)  arasında yer alan İzmir’in Seferihisar ilçesinde uygulanan proje ile Seferihisarlı kadınlar bölgeye özgü tatları markalaştıracak. 4 Kasım’da düzenlenen toplantıyla basına tanıtılan ‘Seferihisar’ın Geleneksel Mutfağı’ projesi de bir kadın kooperatifince yürütülüyor. Projenin sahibi Hıdırlık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Neptün Soyer, projeyi şöyle anlatıyor:

Neptün Soyer: 75 kadınız biz bu kooperatifte. Kadının emeğini öne çıkaracak ve değerlendirecek çalışmalar içindeyiz. İnternet üzerinden satış yapıyoruz, seferipazar.com ile kadınlar evde ürettikleri ürünleri, internet sitemiz aracılığı ile Türkiye’nin her yerine anlaştığımız kargoyla gönderiyoruz. Daha sonra da gazetede gördüğümüz bu ‘Gelecek Turizmde’ projesine bu yaptıklarımızı geleneksel mutfağımızda değerlendirmek istedik ve başvurduk. Türkiye’deki 252 proje içinden ilk üçe girdik ve bu bir yıllık süre içinde de Anadolu Efes, Turizm Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile beraber projemizi yürüttük. Çok eski, çok viran durumda bir bina vardı. O binanın iyileştirilmesini sağladık. Daha geniş kapsamlı, yemeklerin yapılabileceği, kadınların çalışabileceği bir mutfak oluşturduk. Kadınlarımız bu süreç içerisinde Ekonomi Üniversitesi’nin de bize paydaş olmasıyla kurs gördüler. Eğitim aldılar. Ondan sonra da 365 günün sonunda projemizi tamamladık. Haftanın bir günü kurslar veriyoruz. Seferihisar’a gelen misafirlerin aynı zamanda bu geleneksel mutfağımızla da buluşmasını istiyoruz.

Faik Uyanık: Seferihisar kadınlarının ürettiği özel ürünlerin Seferihisar pazarlarının yanında internet üzerinden de tüketiciye ulaştırılması amaçlanıyor. Seferipazar.com adlı internet sitesi üzerinden bu ürünler tüm Türkiye’ye ulaşıyor. İnternet sitesinin koordinatörlüğünü yapan Yasemin Karabulut, Gelecek Turizmde ile desteklenen projeleri sayesinde internet sitesindeki satışların da artığını söylüyor.

Yasemin Karabulut: Aslında 3 yıldan beri devam ediyor seferipazar.com. Bu proje ile tabii ki hepsi birbirine bağlı olarak devam edecek. Satışlarımız da arttı aslında bununla birlikte. Facebook sayfasından, Twitter’dan, Instagram’dan duyuru yaptıkça satışlarımız da artmaya başladı. Türkiye’nin her yerine gönderim yapıyoruz.

Faik Uyanık: Projede yer alan Seferihisarlı kadınlardan Fatma Berrin Karabulut, bu projeye neden dâhil olduğunu şöyle anlatıyor:

Fatma Berrin Karabulut: İki oğlum var benim.Oğlumun bir sözü ile başladım bu işe ben. Mevsimi geldiğinde mis gibi tarhana kokuyordu bizim evimiz. “Anne sana bir şey olursa bizim evimizde kimse tarhana yapmayacak, artık o tarhana kokusu olmayacak” deyince dedim ki; evet bunu başkalarına da öğretmek lazım. İşte yeni yetişen çocukların bazı şeyleri bilmeleri gerektiğini ve bunların unutulmaması gerektiğini ve bu proje de bizim önümüze çıkınca bizim için çok büyük bir artı oldu bu proje. Kendimizi geliştirdik. Mesela aldığımız eğitimle yaptığımız bazı yanlışları öğrendik. Eğitim de bizim için çok büyük bir artıydı. Ama daha çok amacımız bizim yani gelecek nesillere taşımak, buradaki unutulmuş olan tatları.

Faik Uyanık: Gelecek Turizmde ile desteklenen ilk dönem projelerinin artık sonuna gelindi. Fatma Hanım Seferihisar’ın Geleneksel Mutfağı projesinden sonra ne yapmayı planladıklarını şöyle anlatıyor:

Fatma Berrin Karabulut: Proje bitiyor. Daha değişik projelere el atmayı düşünüyoruz. Mesela turizm gibi. Dışarıdan gelen insanlar burada yaşayacaklar, bizimle beraber ot toplayıp onu gelip burada pişirecekler. Otları öğretmeye çalışacağız. Yani bu yöresel yemeklerin haricinde bizim, Ege’nin bir de ot kültürü vardır.

Faik Uyanık: Gelecek Turizmde projesinde yer alan Seferihisarlı kadınlardan Fatma Berrin Karabulut’un bu sözleriyle Yeni Ufuklar’ın bu haftalık da sonuna gelmiş oluyoruz. Bu bölümde geleceğin turizmde olduğunu gösteren iki başarılı sürdürülebilir turizm projesinden söz ettik. Bu bölümümüzle ilgili soru ve görüşlerinizi Twitter üzerinden #yeniufuklar etiketleriyle bizlere aktarabilirsiniz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu – Radyo İlef’de hazırladık. Programımıza İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes, Soundcloud, Tuneİn, Pure Connect ve Audioboo üzerinden, ayrıca tr.undp.org adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.

Konuklar:

Arzu Kutucu Özenen, Proje Danışmanı, %100 Misia Projesi

Nagihan Dülger, Nilüfer Misi Kadınları Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı, %100 Misia Projesi

Asiye Kürklü, Nilüfer Misi Kadınları Kültür ve Yardımlaşma Derneği Kurucu Üyesi, %100 Misia Projesi

Neptün Soyer, S.S. Hıdırlık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı, Seferihisar’ın Geleneksel Mutfağı projesi

Yasemin Karabulut, seferipazar.com internet sitesi koordinatörü, Seferihisar’ın Geleneksel Mutfağı projesi

Fatma Berrin Karabulut, Seferihisar’ın Geleneksel Mutfağı projesi

Standart
Yeni Ufuklar

Sosyal Fayda Zirvesi 2014 İstanbul buluşması

Podcast 111

Bu bölümde 23 Ekim’de düzenlenen Sosyal Fayda Zirvesi İstanbul buluşmasından bazı bölümleri sizlere aktaracağız. 

Faik Uyanık: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar Programı’nda yeni sezonla 111. kez sizlerle beraberiz. Bu sezon boyunca da daha üretken, daha yeşil ve daha eşit bir dünya için çalışan UNDP’den kalkınma öykülerini sizlerle paylaşacağız. Bu bölümde 23 Ekim’de düzenlenen Sosyal Fayda Zirvesi İstanbul buluşmasından bazı bölümleri sizlere aktaracağız. Sosyal Fayda Zirvesi, her yıl Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun toplandığı BM Haftası sırasında düzenlenen küresel bir etkinlik ve ‘toplumsal değişim için teknoloji ve sosyal medya’ teması etrafında küresel toplulukları beş yıldır bir araya getiren eşsiz bir platform. Dünya çapında yapılan Sosyal Fayda Zirvesi’ne 70’den fazla ülke ile beraber Türkiye, bu yıl ikinci kez katılıyor. Ruanda’dan Ukrayna’ya, Çin’den Panama’ya, Zimbabve’den Gürcistan’a pek çok ülkeden bireyler bir sonraki neslin karşılaşacağı en büyük küresel kalkınma güçlüklerinin üstesinden gelinmesinde yeni teknoloji, inovasyon ve sosyal medyanın nasıl bir rol oynayabileceğini tartıştı. Sosyal Fayda Zirvesi, bu yıl da katılımcılarını 2030 yılında nasıl bir dünyada yaşamak istediklerini hayal etmeye davet etti. Etkinliğin sosyal medya üzerinde kullanılan etiketi de bu nedenle #2030Şimdi oldu. Sosyal Fayda Zirvesi İstanbul buluşması, bu yıl BM Kalkınma Programı (UNDP), BM Gönüllüleri (UNV), İstanbul Ticaret Üniversitesi ve Hürriyet gazetesi ortaklığında düzenlendi. Buluşmanın hoş geldiniz konuşmasını yapan UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi Kamal Malhotra, kalkınma sorunlarına çözüm bulunmasında yeni teknolojilerin neden önemli olduğunu şöyle anlattı:

Kamal Malhotra: Gelişmekte olan ülkelerdeki orta sınıfın büyümesiyle de tetiklenen yeni teknolojilerin hızlı bir şekilde yayılması, daha önce sesini duyuramayan insanlara iletişim kanalları yaratarak seslerini duyurma imkânı verdi. Bu durum, kalkınmanın önceliklerinin belirlenmesinde bireylerin dâhil edilmesi için yeni yollar kurulmasını sağladı. Yeni teknolojiler ve yeni iletişim kanalları; sosyal fayda için bir araya gelmemiz, tartışmamız ve harekete geçmemiz için ve sonuç olarak en zorlu kalkınma sorunlarına çözüm bulmamız için bizlere sosyal platformlar sunuyor.

Faik Uyanık: Buluşmanın bu yılki açılış konuşmalarını Twitter’ın Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Kamu Politikaları Direktörü Sinéad McSweeney ve DEVEX Başkanı Raj Kumar yaptı. Sinéad McSweeney etkinlikte 140 karakterden oluşan mesajların dünyanın dört bir tarafında sosyal faydaya katkı amaçlı örnek kullanımlarını anlattı.

Sinead McSweeney: Twitter’ın kendisi bir platformdur, Twitter bir araçtır ve ancak kullanıcıları kadar ve kullanıldığı alanlar kadar fayda sağlayabilir. Örneğin Nijerya’da bir doktor Ebola Alarmı (Ebola Alert) isimli bir Twitter hesabı açtı ve bu hesap ile Nijerya’nın Ebola tehdidiyle başa çıkmasında önemli bir rol oynadı. Biz Ebola tehdidinin ilk aşamalarında Dünya Sağlık Örgütü ile birlikte çalıştık ve onlara mesajlarını oluşturmada, bu mesajların iletilmesinde ve hedef kitlelere ulaşması için yönlendirilmesi gereken yerlere bu mesajların yönlendirilmesinde yardımcı olduk. Yine, ilk aşamada yanlış bilgilendirmeyle başa çıkmaya odaklandık ve medyada bu konuyla ilgili cesaret verici ve bir o kadar üzücü öyküler yer aldı. Özellikle en sonunda Ebola’dan kurtulmayı başaran ancak aile üyelerine hastalığı bulaştırmış olabileceği ile ilgili endişeleri olan bir kadın vardı. Dünya Sağlık Örgütü’nün gönderdiği tweetlerden bazıları onun endişelerini gidermesinde yardımcı oldu.

Faik Uyanık: Sosyal Fayda Zirvesi İstanbul buluşması uluslararası kalkınma çalışanlarının yakından takip ettiği bir web portalı olan Devex’in başkanı ve Genel Yayın Yönetmeni Raj Kumar’ın konuşmasıyla devam etti. Raj Kumar, kalkınma sektöründe yaşadığımız yeni dönemi ve gelecekte bizi nelerin beklediğini şu sözlerle anlattı:

Raj Kumar: Kalkınma çalışmalarında sonuçların hiç olmadığı kadar önemli olduğu bir döneme doğru ilerliyoruz ve bu sonuç olarak tüm dünyada kalkınma için çalışan insanları çok daha iyi sonuçlara götürecek. Bence özellikle kalkınma alanında bu işi uzun süredir yapan kurumlar için bu eğilimleri görmek ve ‘Bu eğilimlerin farkındayız ve bu yönde gittiğinde hemfikiriz ancak yaptığımız şeyi hızlıca değiştirmemize gerek yok’ demek son derece kolay. Ancak bana göre her şey bizim farkında olduğumuzdan çok daha hızlı gelişiyor. Eğer biz bu alanda çalışan kurumlar veya bu alana önem veren bireyler kadar dikkatli olmazsak bu olaylar ve eğilimler tarafından hızlıca geride bırakılırız. Dolayısıyla bana kalırsa kalkınma alanında çalışan bizlerin şimdi cevaplaması gereken soru şu: İster kar amacı gütmeyen bir kuruluş olun ister resmi yardım kuruluşu olun bugün bu kadar yaygın internet kullanımının, bu kadar yaygın teknolojinin olduğu ve çeşitli kaynaklardan çok daha fazla paranın sağlanabildiği, ölçütlerin ve sonuçların çok daha önemli olduğu yeni dünya için oluşturduğumuz stratejimiz nedir? Biz kar amacı gütmeyen kuruluşumuzla, resmi yardım kuruluşumuzla ya da kurumumuzla, sivil toplum örgütümüzle, her ne ise, ne yapacağız ve bu yeni dünyayı kendimiz için nasıl şekillendireceğiz? Bu anlamda bana kalırsa içinde bulunduğumuz çağ çok heyecan verici bir çağ.

Faik Uyanık: Sosyal Fayda Zirvesi 2014 İstanbul Buluşması Fayda için İletişim başlıklı panelle devam etti. Panelin moderatörlüğünü yapan IDEMA’dan Dr. Ali Ercan Özgür, sosyal fayda için daha çok içerik üretmenin gerekliliğinden söz etti.

Ali Ercan Özgür: Ama öz cümle çocuk da yani yeni doğan bir çocuk da şu anda içinde yaşadığımız tanımlanamamış bu yeni medya dünyası da yalnız ama sosyal bir alan. Yani bizim fayda üretmemiz gereken meselelerden bir tanesi bu. O yüzden yenidünyanın bebeği yeni medya diyorum. Aylık 100 milyar arama yapılıyor böyle bir dünyadan. Bir öncekinin iki katı aranıyor, %15 yeni konu aranıyor. Ama temel bir sorun var özellikle Türkiye için söylüyorum. Blog ve benzeri meselelerle ilgili yeterli üretmiyoruz. Yani Türkiye’de sadece endekslenebilir 100,000 tane web sayfası var. O yüzden Google Translate kötü çeviriyor. Çünkü yeterli içerik yok. O yüzden sosyal fayda için daha çok üretmemiz aksiyon almamız, aktivist olmamız gerekiyor.

Faik Uyanık: UNDP’nin İstanbul’daki Bölge Ofisinden Bölgesel İletişim Danışmanı Cherie Hart da sosyal medyadaki beğenilerin aksiyona dönüşmediği sürece bir şey ifade etmediğine dikkat çekti.

Cherie Hart: Sosyal medya kesinlikle bir konu hakkındaki farkındalığı artırmamızı sağlayabilir. Bilginin ilerletilmesine ve önemli meselelerin doğru insanların önüne gelmesine yardımcı olabilir. Fakat sosyal medya kampanyalarının gerçek anlamda etkisinin olması için bu kampanyaların insanları pozitif anlamda harekete geçmeye teşvik etmesi gerekir. Facebook’ta bir şeyler beğenmek, Twitter’da birilerini takip etmek gerçek anlamda harekete geçmenin yerini alamaz. UNDP olarak kendi çalışmalarımızla ilgili sosyal medyada olan farkındalık çok yüksek, ne konuda çalışmalar yürüttüğümüzü bilmeyenleri de sosyal medyada bilgilendiriyoruz. Ama aynı zamanda bu mecralarda bizim hakkımızda konuşan insanların bunu doğru sebeplerle yapmasını ve bizim yarattığımız etkiyi de anlamalarını istiyoruz.

Faik Uyanık:New York Metropolitan Sanat Müzesi’nin ilk Dijital Yayınlar Ofisi Başkanı ve Columbia Üniversitesi yeni medya profesörü Sree Sreenivasan da katılımcılara New York’tan seslendi. Sreenivasan sosyal medyayı kullanan sivil toplum kuruluşları için tavsiyelerde bulundu ve bu platformların hedef kitleye ulaşılabilen yerler olduğu için önemli olduğunu söyledi.

Sree Sreenivasan: Pek çok insan sosyal medyayı mesajlarını ilettiği bir yayın kanalı gibi düşünüyor. Fakat sosyal medya aynı zamanda bir dinleme kanalıdır. Böylece siz ilgilendiğiniz alanlarda dünyada neler olduğunu ve insanların sizin hizmetiniz ya da kurumunuz hakkında ne düşündüğünü öğrenebilirsiniz. Bu anlamda sosyal medya çok önemli bir uyarı sistemidir ve aynı zamanda hedef kitleniz ile daha derin ve anlamlı bir şekilde iletişime geçmenizi sağlar.

Faik Uyanık: İnternet üzerinden canlı olarak yayınlanan buluşmada Türkiye’nin her yerinden bireyler, görüşlerini ve sorularını katılımcılara iletti. Tartışmaya katılmak için sosyal medya üzerinde #2030Şimdi etiketi kullanıldı. Etkinliğe ilişkin daha fazla bilgi için bit.ly/sosyalfayda adresini ziyaret etmeniz de mümkün. Toplantının ikinci paneli Herkes için İletişim başlığındaydı. Panelin moderatörlüğünü yapan UNDP Türkiye’den Pelin Rodoplu, UNDP’nin inovasyon ve yeni teknoloji alanlarında yaptığı çalışmalardan şöyle söz etti.

Pelin Rodoplu: UNDP son yeni stratejik planıyla birlikte yeniden bir yapılanma içerisinde bütün dünyada ve Türkiye’de ve daha hızlı hareket edebilmek, hem bakış açımızı hem de hareket kabiliyetimizi artırabilmek adına yeni medya olanaklarını daha etkin kullanabilmek, yeniliklere, yeni düşünme araçlarına fırsat verebilmek adına ciddi inisiyatifler yapıyor. Bunun bir örneği Eylül ayında Birleşmiş Milletler haftası kapsamında düzenlenen SHIFT etkinlikleri. SHIFT; değişim değiştirin, değişin, nasıl düşündüğümüzü değiştirelim, nasıl hareket ettiğimizi değiştirelim ve artık hız kazanalım. Tek başımıza sadece hükümet ile çalışarak, sadece sivil toplumun bir kısmıyla entegre olarak bu büyük değişikliğe ulaşamayız. Hep beraber yapmalıyız, daha hızlı yapmalıyız ve yeteri kadar esnek olmalıyız. Bu motto ile düzenlenen bir etkinlikti. Tasarım odaklı düşünmeden tutun, crowd-sourcing modellerinin kullanılması… Ekonomide öngörü modellemelerinin denenmesi ve deneysel yaklaşımların test edilmesi gibi çok farklı konularda 22 ülkede SHIFT toplantıları düzenlendi. Biz Ankara’da tasarım odaklı düşünmeyi politika yapmada nasıl değerlendirebiliriz konusu üzerinde çalıştık. Ve bu yeni konsept üzerinde bilgi sahibi olduk. İnternet sayfasını paylaşıyorum. Hem UNDP Türkiye üzerinden hem de ‘innovation for development’ sayfasından 22 ülkede hareket bulan bu etkinliği detaylı olarak dinleme, sunumlara sahip olma fırsatınız var.

Faik Uyanık: C@rma’nın kurucusu Sandrine Ramboux, İstanbul Ticaret Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Engin Çağlak, SürdürülebilirYaşam.TV’nin kurucusu Tuna Özçuhadar ve iyilikpesinde.org’un kurucusu Sertaç Taşdelen de etkinliğin konuşmacıları arasındaydı. Sosyal Fayda Zirvesi’nde Radikal gazetesinden Ezgi Başaran da çevrimiçi yayıncılığın toplumsal fayda ile kesiştiği alanları ele aldı. Sosyal İnovasyon Merkezi’nden Suat Özçağdaş ise, gençlerin neden çok şanslı olduğunu şöyle anlatıyordu:

Suat Özçağdaş: İçinde bulunduğumuz çağ bence gençler açısından söylenebilecek en temel şey şu: siz belki de bu yüzyılın ya da dünya tarihinin gördüğü en şanslı gençlersiniz çünkü sadece biriniz dünyadaki her şeyi değiştirme gücüne sahipsiniz. 1945’de üniversite okuyor olsaydınız, dünya çapında bir fikri yaymak istiyor olsaydınız böyle bir şansı bulmanız çok zordu. Ama bugün bir web sitesi kurabilirsiniz. Davanız doğru bir davaysa insanları çekebilirsiniz. Peru’dan, Çin’den, Ukrayna’dan kendiniz gibi düşünen insanları örgütleyebilirsiniz. Bu sanalda örgütlemiş olduğunuz şeyi gerçek hayata yansıtabilirsiniz.

Faik Uyanık: Sosyal İnovasyon Merkezi’nden Suat Özçağdaş’ın bu sözleriyle Yeni Ufuklar’ın bu haftalık da sonuna gelmiş oluyoruz. Bu bölümde 23 Ekim’de Türkiye’de ikinci kez düzenlenen Sosyal Fayda Zirvesi İstanbul buluşmasından bazı bölümleri sizlere aktardık. Sosyal Fayda Zirvesi İstanbul buluşmasında konuşulan konulara ilişkin görüşlerinizi Twitter üzerinden #2030Şimdi ya da #yeniufuklar etiketleriyle bizlere iletebilirsiniz. Bu programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu – Radyo İlef’de hazırladık. Programımıza İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, podcast formatında iTunes, Soundcloud, Tuneİn, Pure Connect ve Audioboo üzerinden, ayrıca tr.undp.org adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.

Konuklar:

Kamal Malhotra, BM Türkiye Mukim Koordinatörü ve UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi

Sinéad McSweeney, Twitter Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Kamu Politikaları Direktörü

Raj Kumar, Devex Başkanı ve Genel Yayın Yönetmeni

Ali Ercan Özgür, Uluslararası Kalkınma Ortakları (IDEMA) Kurucusu

Cherie Hart, UNDP Bölgesel İletişim Danışmanı

Sree Sreenivasan, Dijital Yayınlar Ofisi Başkanı – Metropolitan Museum of Art

Pelin Rodoplu, Bölgesel Rekabetçilik Uzmanı–UNDP Türkiye

Suat Özçağdaş, Sosyal İnovasyon Merkezi Kurucusu

Standart
Yeni Ufuklar

Güney-Güney İşbirliği ve Yükselen Donör Rolleri

Podcast 110

Bu bölümde, yükselen bir donör ülke olan Türkiye’nin uluslararası kalkınma işbirliğine katılımını güçlendirmeyi amaçlayan bir projeden bahsediyoruz.

Faik Uyanık: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde yükselen bir donör ülke olan Türkiye’nin uluslararası kalkınma işbirliğine katılımını güçlendirmeyi amaçlayan bir projeden ve bu anlamda Türkiye’de düzenlenecek olan bir konferanstan söz edeceğiz. Ve konuğum da UNDP’den Güney Güney İşbirliği projesinin Proje Yöneticisi Ebru Saner. Hoşgeldiniz!

Ebru Saner: Hoşbulduk. Teşekkür ederim.

Faik Uyanık: Öncelikle bu Güney Güney İşbirliği projesinden bahsedelim çünkü çok fazla anlam ifade etmiyor olabilir bizi dinleyen bazı dinleyicilerimiz için. 2013 yılında Türkiye’nin gelişmekte olan veya en az gelişmiş ülkelere yaptığı kalkınma yardımları 3 milyarı aştı, 3,28 milyar dolar. Ciddi bir seviyeye ulaştı. Türkiye bu anlamda yükselen bir donör ülke olarak ön plana çıkıyor. İşte sizin yöneticiliğini yaptığınız proje de bu konuda çalışmaları yapıyor. Projenizin ismi, başta biraz bahsettiğim gibi, ‘Güney Güney İşbirliği ve Yükselen Donör Rolleri Arasında Köprü Oluşturmak: Türkiye’nin Uluslararası Kalkınma İşbirliğine Katılımını Güçlendirmek’. Bu aslında Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin sekizincisi, değil mi? Uluslararası kalkınma işbirliği?

Ebru Saner: Evet, oraya denk geliyor.

Faik Uyanık: Bu proje nasıl ve ne amaçla başlamıştı? Güney Güney İşbirliği ne demek?

Ebru Saner: Şimdi, birazcık geriye gideyim o zaman bunu açıklayabilmek için. Bizim projemizin başlangıç yılı 2009 başı ama aslında çok eskilere dayanıyor. 1988 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın Devlet Planlama Teşkilatı’yla yaptığı işbirliğiyle başlayan bir proje birinci fazı. O dönemde Güney Güney İşbirliği modalitesini yaygınlaştırmak amacıyla başlatılıyor. Güney Güney İşbirliği ne demek? Hepimizin bildiği gibi 1945 yılından sonra Batılı ülkeler diğer gelişmekte olan, kalkınmakta olan ülkelere ve en az gelişmiş ülkelere kalkınma yardımları vermeye başlıyorlar. Ancak Güneyli ülkeler de 1954 yılında yapılan Bandung Konferansı’yla başlayarak birbirileriyle teknik kapasitelerini paylaşmak, teknik işbirliğini geliştirme çalışmalarında bulunmaya başlıyorlar.

Faik Uyanık: Güney ülkelerden kasıt da gelişmekte olan ülkeler…

Ebru Saner: Gelişmekte olan ülkeler.

Faik Uyanık: Ve çoğunlukla yerkürenin güney yarımküresinde…

Ebru Saner: Güney ya da doğu. Doğu da deniyor zaman zaman buna. Evet, yani bildiğimiz en zengin, gelişmiş, Batılı ve Kuzeyli ülkeler dışında kalan dünyanın büyük çoğunluğu aslında. Ve Güney-Güney İşbirliği’nin amacı ne? Kendi sorunlarının farkında olan, kendine özgü çözümleri bulan gelişmekte olan ülkeler bunu bir diğeriyle paylaşmak istiyor. Kalkınma çabaları çok geçmiş yıllara dayanan ya da kalkınma süreçlerini Güney ve Doğu ülkelerinden farklı yaşayan Batı’dan almak yerine teknik işbirliğini, birbirlerinden alarak ortak sorunlara ortak çözümler bulmayı hedefliyor. Birleşmiş Milletler de 1970’li yıllardan itibaren bu modaliteye destek vermeye başlıyor. Türkiye’de de dediğim gibi 1988 yılında başlatılan bir projeyle bu modalite yaygınlaştırılmaya başlanıyor. 1992 yılında da TİKA kuruluyor. Ve aslında TİKA’nın yaptığı da yine diğer gelişmekte olan ülkelere kalkınma yardımlarını koordine etmek olduğu için yine Güney-Güney İşbirliği kapsamında değerlendiriyoruz. Bizim projemiz 2009 yılında bu 1988 yılında başlayan projenin üçüncü fazı olarak gündeme geldi ve başlatıldı. Diğer iki fazdan farkı ise daha önce bu modaliteyi yaygınlaştırma amaçlı çok başarılı çalışmalar, yapılan projeler ile şimdi artık Türkiye’nin diğer ülkelere verdiği kalkınma yardımlarına yönelik kurumsal kapasite geliştirmeyi amaçlıyoruz. Bundan sorumlu kuruluş da TİKA- Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı. Biz şimdi projemizi TİKA’nın teknik kapasitesini, uzman kapasitesini, verdiği yardımların niteliğini daha uluslararası standartlara taşıyacak modaliteler geliştiriyoruz.

Faik Uyanık: Özel olarak, TİKA özelinde Türkiye’nin diş yardımlarının, kalkınma yardımlarının koordinasyonunun ve bu konudaki altyapının…

Ebru Saner: Evet.

Faik Uyanık: …daha doğrusu, kapasitenin güçlendirilmesi konusunda UNDP’nin de katkıda bulunmuş olduğu bir projeden söz ediyoruz o zaman. Şimdi biraz somut çalışmalarınızdan da bahsedebiliriz belki biraz, çok kısaca. Bu projeyle şimdiye kadar ne gibi çalışmalar yapıldı? 2009 başından bugüne kadar?

Ebru Saner: Demin de söylediğiniz gibi Türkiye artık yükselen donör olarak kabul edilen birkaç önemli ülkeden biri. Diğer Çin, Hindistan, Brezilya, Meksika. Türkiye bunların arasında adı çok yaygın geçen ülkelerden biri. 2000’li yılların ortalarından itibaren çok hızlı bir artış gösteriyor kalkınma yardımlarında. Hatta son birkaç yıl içerisinde OECD Kalkınma Yardımları Komitesi’ne üye ülkeler arasında en hızlı, kalkınma yardımlarında en hızlı artışı gösteren ülke Türkiye seçildi. Geçen sene de Afet ve Acil Yardım veren ülkeler arasında dünya dördüncüsü Türkiye. Türkiye’nin kalkınma yardımlarının yapısına baktığımız zaman eskiden daha ziyade teknik işbirliği ya da uzman değişimi gibi yardımlar yaparken artık son yıllarda ciddi altyapı yatırımlarına yöneliyor. Okullar, hastaneler, yollar yapıyor. Program yardımlarına yönelmeye başladı. Tarım programlarına destek veriyor. Tabii bütün bunlar aslında iyi bir stratejik planlamayı ve programlamayı gerektiriyor. Türkiye aynı zamanda çok hızlı yardım yapabilme kapasitesine sahip bir ülke ve çok da esnek çalışıyor. Biz projemiz ile hem bu hızı ve esnekliği korumak hem de aslında Batı’nın ve diğer ülkelerin kalkınma yardımları verirken edindiği deneyimlerden yola çıkarak daha stratejik olarak planlanmış, programlanmış bir kalkınma yardımı vermesini sağlamaya çalışıyoruz Türkiye’nin. Neler yapıyoruz? Kısaca söz etmek gerekirse uzman kapasitesini güçlendirmek için TİKA’nın eğitim programları düzenliyoruz, stratejiler oluşturuyoruz TİKA için. TİKA’nın şu an pilot olarak üç ülkeye yönelik ülke stratejilerini hazırlıyoruz. Bunlar Bosna-Hersek, Tacikistan ve Senegal. Her kıtadan, bölgeden birer ülke, pilot ülke seçerek başladık. En önemlisi geçen sene Türkiye Kalkınma Yardımları Stratejisi’nin hazırlanmasına destek olduk UNDP olarak. Belli başlı kamu kurumları, Dışişleri Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, elbette ki TİKA ve diğer kalkınma yardımı hizmeti veren Sağlık Bakanlığı, Tarım Bakanlığı gibi bütün kuruluşlar bir araya geldik ve Türkiye’nin kalkınma yardımlarında politika uyumunu gerçekleştirebilmek için bir genel strateji oluşturduk. TİKA’nın aynı zamanda proje döngüsü dediğimiz bir kalkınma yardımı projesinin en başından sonuna kadar izlediği döngüyü oturtmaya çalışıyoruz aynı zamanda çünkü bu kalkınma yardımlarının izlenebilir ve değerlendirilebilir olması da gerekiyor.

Faik Uyanık: Epeyce kapasite geliştirmeye yönelik çalışmalar yapılmış anlaşılan bu projeyle ilgili olarak. Türkiye’nin kalkınma yardımlarındaki gelişmeyi destekleyici kapasite çalışmaları da yapılmış 2009 yılından bu yana. Elbette öncesi de var. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı değil mi? Eski ismi Kalkınma Ajansıydı. Türkiye’nin resmi kalkınma yardımlarını koordine eden kuruluştan bahsediyoruz. TİKA’ya ilişkin ve TİKA’yla UNDP’nin projesine ilişkin ayrıntılara UNDP’nin Türkiye’deki web sayfasından erişebilirsiniz, tr.undp.org adresinden. #yeniufuklar etiketiyle Twitter üzerinden bizlere bu programa ilişkin görüşlerinizi aktarmanız mümkün. Ve sıra geldi şimdi bu programın yayınlandığı günlerde, Haziran ayında yapacağımız konferansa. Haziran ayında İstanbul’da yapılacak bu konferansta Türkiye gibi diğer yükselen donör ülkelerinin temsilcileri bir araya geliyor ve bu konudaki eğilimleri, öne çıkan fırsatları tartışacak. Bu konferanstan biraz bahsedelim. Önemi nedir? Neler tartışılacak?

Ebru Saner: Sizin de söylediğiniz gibi 19-20 Haziran’da İstanbul’da çok büyük bir uluslararası konferans gerçekleştireceğiz. Oldukça üst düzey katılımlı. Başbakan Yardımcımız Sayın Emrullah İşler, UNDP Başkanı Sayın Helen Clark, Dışişleri Bakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu’nun da katılacağı bir konferans bu. Söylediğiniz gibi yükselen donör ülkelerden de üst düzey katılım olacak ama aynı zamanda geleneksel donör ülkeler dediğimiz Batılı ülkelerin de katılımını öngörüyoruz. Aynı zamanda sivil toplum örgütlerinden, akademiden, pek çok düşünce kuruluşundan katılımcılarımız olacak. Neler tartışacağız? Tam da aslında son yıllarda yükselen donör ülkeler kalkınma yardımlarının yapısını da değiştiriyor. Farklı modaliteler geliştiriyorlar. Bu modaliteler tartışılacak. Yükselen donör ülkeler kalkınma yardımlarına nasıl bakıyorlar? Yardım etkinliğinin ötesine nasıl geçebiliriz? Etkinliği nasıl arttırabiliriz? En az gelişmiş ülkelere yönelik kalkınma işbirliği çabalarını nasıl arttırabiliriz? Binyıl Kalkınma Hedefleri 2015 yılında hedefler ölçülecek ve 2015 sonrası için planlamalar yapılıyor. Yeni gelişmekte olan ülkelerin bu donör ülkelerin, yükselen donör ülkelerinin 2015 sonrası Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne yönelik çabaları neler olacak onu tartışacağız. Son yıllarda özel sektörün ve bir takım yardım kuruluşlarının, vakıfların yani yine özel sektörden kaynağını alıp diğer ülkelere yardım yapan vakıfların öne çıktığını görüyoruz. Bu vakıfların ve özel sektörün yaptığı yardımlar ve bunların modaliteleri tartışılacak. Ve zamanlama itibariyle de çok önemli bir konferans bu. Hem Türkiye’nin görünürlüğünü artıracak kalkınma yardımları alanında hem de Nisan ayında, biliyorsunuz Meksika’da bakanlar düzeyinde bir küresel ortaklık toplantısı yapıldı. Temmuz ayında da Kalkınma İşbirliği Forumu New York’ta toplanacak. Tam da ikisinin ortasında hem Meksika toplantısının çıktılarını tartışabileceğiz konferansımız aracılığıyla hem de Kalkınma İşbirliği Forumu’na yönelik görüş oluşturabileceğiz.

Faik Uyanık:Bu durumda hem Binyıl Kalkınma Hedefleri açısından hem de 2015 sonrası küresel kalkınma gündemi açısından son derece önemli bir yer tutan kalkınma işbirliği, uluslararası kalkınma işbirliği konusunda önemli bir konferansa Türkiye’nin ev sahipliği yapıyor olması önemli ve bu konferansın çıktılarının da önemli bir girdi oluşturacağını söyleyebiliriz bundan sonra süreç hakkında.

Ebru Saner: Kesinlikle.

Faik Uyanık: Çok teşekkür ederiz Ebru Hanım programımıza katıldığınız için.

Ebru Saner: Ben teşekkür ederim.

Faik Uyanık: Bu bölümde yükselen bir donör ülke olan Türkiye’nin uluslararası kalkınma işbirliğine katılımını ele almaya çalıştık ve konuğumuz da UNDP’den Güney Güney İşbirliği Projesi Yöneticisi Ebru Saner idi. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın bu haftalık da sonuna gelmiş oluyoruz ve bu sezonun da son programı bu aynı zamanda. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu Radyo İlef’de hazırladık. Programımıza İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, 50’ye yakın ilde Polis Radyosundan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, Kıbrıs’ta MYCY radyosundan ve podcast formatında iTunes, Soundcloud, Tuneİn, Pure Connect ve Audioboo üzerinden, ayrıca tr.undp.org adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.

Konuk:

Ebru Saner, UNDP Türkiye Proje Yöneticisi

Standart
Yeni Ufuklar

Uluslararası Girişimcilik Merkezi

Podcast 109

Bu bölümde iki sene önce İstanbul’da kurulan Uluslararası Girişimcilik Merkezi’nden ve bu merkezin çalışmalarından bahsediyoruz.

Faik Uyanık: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde iki yıl önce İstanbul’da kurulan Uluslararası Girişimcilik Merkezi’nden ve bu merkezin çalışmalarından bahsedeceğiz. Uluslararası Girişimcilik Merkezi, Türkiye’de girişimcilik konulu fikir üretme kampları ve Startup Weekend adını taşıyan girişimcilik kampları düzenliyor. Merkez aynı zamanda girişimcilik eğitimleri de veriyor. Bunun ayrıntılarına girmeden önce Uluslararası Girişimcilik Merkezi’nden biraz bahsedeceğiz. Bu merkez nasıl kuruldu? Kimlerin ortaklığında ve ne zaman çalışmalarına başladı? UNDP Türkiye’den Proje Müdürü ve Uluslararası Girişimcilik Merkezi’nin Direktörü Başak Saral anlatıyor:

Başak Saral: Uluslararası Girişimcilik Merkezi; Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Kalkınma Bakanlığı, Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği ve Türkiye Vodafone Vakfı tarafından yaklaşık iki yıl önce başlatılan bir proje. Her ne kadar dört kurumun inisiyatifinde başlatılmış olsa da çok farklı kurumların girişimcilikle ilgili çalışan, girişimciliği destekleyen farklı sektörlerin bir araya gelmesiyle oluşturuldu ve çalışmalarını yürütüyor. Şu an Türkiye genelinden, daha çok İstanbul merkezli olmak üzere yaklaşık 70 tane uluslararası örgüt, sivil toplum kuruluşu, şirket, girişimcilik network’ünün buluştuğu bir aslında ağ kendisi. Dünya genelinde toplumsal sorun ve ihtiyaçlara yenilikçi çözüm, yaratıcı iş fikirleri ve iş modelleri geliştirilmesi fikrinden yola çıkarak Türkiye’de pilotlanan bir çalışma şu an.

Faik Uyanık: İstanbul’da bulunan Uluslararası Girişimcilik Merkezi, girişimcilik konusuna odaklanmış ve bu alanda uzmanlaşmış uluslararası bir merkez. Dolayısıyla girişimcilik kavramının tanıtılması amacıyla pek çok etkinlik düzenleniyor. Fikir üretme kampları da bunlardan biri. 2014 yılında İstanbul’da, Eskişehir’de ve İzmir’de fikir üretme kampları düzenlendi ve başka yerlerde de düzenlenmeye devam edilecek. Peki, nedir bu fikir üretme kampları? Başak Saral anlatıyor:

Başak Saral: Uluslararası Girişimcilik Merkezi olarak girişimcilik algısının toplumda gelişmesi bizler için çok önemli. Özellikle girişimcilik algısının pozitif yönde gelişmesi ve girişimciliğin sorumlu, kapsayıcı, sosyal, yeşil işleri barındıran, içeren işletmelere dönüşmesi bizim aslında öncelikli söylemlerimiz arasında geliyor. Tabii fikir üretme kampları İntel tarafından dünya genelinde uygulanan bir yöntem. Intel de Uluslararası Girişimcilik Merkezi’nin Yönetim Kurulu üyelerinden biri. Yaptığımız anlaşma çerçevesinde, Türkiye’de bu yenilikçi fikirlerin gelişmesi ve fikir üretme frekansının artırılması hedefiyle fikir üretme kamplarını Türkiye geneline yaygınlaştırıyoruz.

Faik Uyanık: Peki, bu kamplar nasıl düzenleniyor? Kaç gün sürüyor? Nasıl bir akış takip ediliyor?

Başak Saral: Bu kamp, farklı hedef kitlelerle farklı toplumsal sorun ve ihtiyaçlara odaklanan bir kamp. İki buçuk gün sürüyor. Bu kampta farklı, sürdürülebilir kalkınma odağında, farklı sorunları problem olarak aslında katılımcıya sunuyoruz. Katılımcılar önlerine gelen ihtiyaç odaklı bu sorunlarla bir takım oluşturuyorlar ve bir takım çerçevesinde iki buçuk gün boyunca yaklaşık 500 tane fikir geliştiriyorlar. Bu fikirleri sonra olgunlaştığında ortak, takım olarak jüriye sunuyorlar. Böyle bir, iki buçuk günlük çok pratiğe dayalı hem problemi anlama, problemi çözme, takım oluşturma, girişimcilik becerileri kazanma hem de girişimcilerle tanışma ve bu ürettikleri çözümleri girişimci ve yatırımcılara sunma fırsatı yakaladıkları bir çalışma.

Faik Uyanık: Dolayısıyla fikir üretme kamplarında katılımcılar fikirlerini jüriye sunuyorlar ve böylece fikirlerini piyasaya sunmuş ve test etmiş de oluyorlar. Girişimcilik Kampı olarak çevirebileceğimiz Startup Weekend etkinliklerinde de aynı durum söz konusu. Samsun, Antalya, Ankara gibi çeşitli yerlerde düzenlendi şu ana kadar. Biraz da Startup Weekend’den bahsedeceğiz şimdi. Nedir acaba Startup Weekend? Tekrar Başak Saral:

Başak Saral: Startup Weekend dünya genelinde Kauffman Vakfı öncülüğünde desteklenen ve yaklaşık 140 ülkede 40 binden fazla katılımcıya ulaşmış bir yöntem. Fikir üretme kamplarını birinci basamak olarak alırsak, aslında Startup Weekend’ler, girişimcilik kampları, ikinci basamak gibi görebilirsiniz. Biz Türkiye’de Microsoft’un, yine yönetim kurulu üyemiz, Microsoft’un desteğiyle hayata geçirdik Startup Weekend’leri. Burada, katılımcılarımız iş fikirleriyle geliyorlar ve getirdikleri iş fikirleri çerçevesinde bir sunum gerçekleştiriyorlar. Sunum sonrasında beğenilen iş fikirleri için takımlar oluşuyor. Bu takımlarda hem iş geliştiriciler hem tasarımcılar hem yazılımcılar yani farklı kişisel özellikler ve becerilere sahip girişimci adayları buluşuyor. 48 saat boyunca mentörlerin birebir desteği, eğitimcilerin birebir eğitimleriyle birlikte getirdikleri iş fikirlerini prototiplere, iş modellerine dönüştürüyorlar. Ve yine bu 48 saatin sonunda yatırımcıyla buluşan bir jüri sunumu gerçekleştiriyorlar.

Faik Uyanık: Startup Weekend etkinliklerinde katılımcılar çalışmalarına Cuma akşamı başlıyorlar ve Pazar akşamına kadar fikirleri üzerinde çalışıp onu belli bir ölçüde hayata geçirerek jüriye sunuyorlar. Böylece bir girişimi de başlatmış oluyorlar. Peki, Startup Weekend etkinliklerine katılmak için ne yapmak gerekiyor?

Başak Saral: Bu Startup Weekend’ler ve fikir üretme kamplarının tüm Türkiye geneline yaygınlaştırılması bizim öncelikli hedeflerimizden. Şimdiye kadar, aslında bu gibi çalışmalar yoğunlukla İstanbul’da yapılmış. Bunun dışında da Ankara, Eskişehir ve İzmir’de birkaç benzer çalışma olmuş. Ancak biz önümüzdeki Eylül ayından itibaren çok yaygın bir şekilde farklı şehirlere bu çalışmaları taşımayı istiyoruz. Bu kapsamda tabii ki de sosyal medya mecralarından bize, çalışmalarımızı takip edebilirler, bize ulaşabilirler. Mümkün olduğunca çok farklı girişimci adaylarının bu çalışmalardan faydalanmasını destekleyeceğiz.

Faik Uyanık: Uluslararası Girişimcilik Merkezi’nin internet sayfasına http://www.uluslararasigirisimcilikmerkezi.org veya http://ugmistanbul.org adreslerinden ulaşılabiliyor. Merkezin sosyal medya hesaplarının bağlantıları da bu internet sayfasında mevcut. Tartışmamıza katkıda bulunmak isteyenler, bu bölüme görüşleriyle katılmak isteyenler, #yeniufuklar etiketiyle Twitter üzerinden görüşlerini bizlere aktarabilirler diyelim ve tekrar konumuza dönelim. Uluslararası Girişimcilik Merkezi’ndeki ‘uluslararası’ kelimesini biraz açalım şimdi. Yeni kurulan bu merkez acaba ne kadar uluslararası çalışmalar yapıyor? Başak Saral’dan dinleyelim:

Başak Saral: Uluslararası Girişimcilik Merkezi bu pilot aşamasında tüm Türkiye’deki farklı kurumları bir araya getirmeyi hedefledi. Özellikle tabii ki odalar, TOBB Genç Girişimciler Kurulu, Kadın Girişimciler Kurulu bizim için çok önemli bir network oldu yayılmada. Bütün bu deneyimi önümüzdeki süreçte komşu ülkelerle paylaşmak istiyoruz, bölgeyle paylaşmak istiyoruz. Biz buna ikinci aşamamız olarak bakıyoruz. Şimdiden bunun stratejilerini geliştirmeye başladık. Türkiye’deki ekosistem çalışmasını nasıl bölgeye yaygınlaştırabiliriz ve bölgedeki, yine Türkiye’de yaptığımız gibi fikir ve iş modellerini yatırımcıyla buluşturacak çalışmalara nasıl destek verebiliriz diye bakıyoruz. Sanırım önümüzdeki yıldan itibaren bu aşamaya da geçebileceğiz.

Faik Uyanık: Uluslararası Girişimcilik Merkezi, daha önce bahsettiğimiz etkinliklerin yanı sıra ve bazen onlarla da eklemlenerek, Türkiye’de girişimcilik eğitimleri de veriyor. Başak Saral bu girişimcilik eğitimlerinden şöyle bahsediyor:

Başak Saral: Girişimci, aslında fikir üretme kampları ve Startup Weekend’ler de bir nevi girişimcilik eğitimi. Girişimci olmak isteyen, potansiyel taşıyan gençlerin, kadınların farklı ihtiyaç gruplarının hem algısını geliştiren hem becerilerini geliştiren eğitim çalışmaları bunlar. Ancak tabii sadece girişimci olmak isteyen potansiyel girişimcilere değil, yeni girişimlerini başlatmış girişimcilere de destek vermeyi hedefliyoruz. Bu kapsamda bir Türkiye genelinde uygulanan, hayata geçirilen eğitim içeriklerini inceledik ve bir eğitim kiti oluşturduk. Bu kit çerçevesinde girişimcilere ve akademisyenlere eğitici eğitimi verdik. Ve girişimci olan, kendi ürününü, hizmetini tanıyan ancak işletme becerileri konusunda desteğe ihtiyacı olan girişimcilere mümkün olduğunca yaygın bir şekilde bu eğitimleri ulaştırıyoruz. Sürdürülebilir girişimcilik eğitim kiti aslında bize ulaşan ve bu eğitim kitinden faydalanmak isteyen herkese açacağımız bir eğitim kiti. Eğer bu eğitim kitinden faydalanmak isterseniz, yine bizlerle iletişime geçebilirsiniz.

Faik Uyanık: Peki, bu eğitim kitine internet sayfası üzerinden de erişilebilecek mi?

Başak Saral: Son edit aşamasında olduğu için web sayfasında şu an yok. Ancak önümüzdeki dönemde web sayfasında olacak. Biraz önce paylaştığım gibi, çok farklı kurumlarla ve çok farklı uzmanlarla bir arada çalışma fırsatımız var, yapımız gereği. Ve modüler olarak farklı kentlere bu uzmanlıkları taşıyan eğitim süreçlerini de destekliyoruz. Bunlar risk yönetiminden mobil teknolojilerinin önemine, katkılarına kadar girişimci için çok farklı alanlarda gerçekleştiriliyor. Bu açıdan da aslında yeni bir uzmanlığı yaygınlaştırılan bir ağa dönüşüyor.

Faik Uyanık: Acaba bu eğitimler nerelerde düzenleniyor?

Başak Saral: Biz öncelikli olarak yedi coğrafi bölgede yedi il belirledik. Bu yedi il İstanbul, İzmir, Eskişehir, Antalya, Samsun, Adıyaman ve Erzurum. Bu illerde öncelikle pilotlayıp yine deneyimlemek istiyoruz. Ancak bu çalışma sadece bu yedi ille sınırlı kalacak bir çalışma değil. Şimdiden gerçekleştirdiğimiz çalışmaları diğer illere de yaygınlaştırmaya başladık.

Faik Uyanık: Peki eğitimler ve faaliyetler ücretli mi?

Başak Saral: Şu an için eğitimler ve faaliyetler ücretli değil. Bu projemiz kapsamında aslında toplumsal kalkınmayı desteklemek amacıyla bir farklı kurumların elini taşın altına koyduğu bir sosyal sorumluluk çalışması diye düşünebilirsiniz.

Faik Uyanık: UNDP Türkiye’den Proje Müdürü ve Uluslararası Girişimcilik Merkezi’nin Direktörü Başak Saral’ın bu sözleriyle Yeni Ufuklar’ın bu haftalık da sonuna gelmiş oluyoruz. Bu bölümde İstanbul’da iki yıl önce kurulan Uluslararası Girişimcilik Merkezi’nden ve bu merkezin çalışmalarından bahsettik. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı bu programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu Radyo İlef’de kaydettik. Programımıza İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, 50’ye yakın ilde Polis Radyosundan, podcast formatında iTunes, Soundcloud, TuneIn, Pure Connect ve Audioboo üzerinden, ayrıca tr.undp.org adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.

Konuk:

Başak Saral, UNDP Türkiye Proje Müdürü ve Uluslararası Girişimcilik Merkezi Direktörü

Standart
Yeni Ufuklar

Uluslararası Yüksek Mahkemeler Zirvesi: İstanbul Bildirgesi

Podcast 108

Bu bölümde İstanbul’da düzenlenen ve dünya genelinde yüksek mahkemelerin işleyişi ile ilgili bilgi ve deneyimlerin paylaşıldığı ikinci Uluslararası Yüksek Mahkemeler Zirvesi hakkında konuşuyoruz.

Faik Uyanık: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde İstanbul’da düzenlenen ve dünya genelinde yüksek mahkemelerin işleyişi ile ilgili bilgi ve deneyimlerin paylaşıldığı bir zirve hakkında konuşacağız. Uluslararası Yüksek Mahkemeler Zirvesi ve konuğum da Dr. Leyla Şen, UNDP Türkiye Demokratik Yönetişim Programı Müdürü. Hoşgeldiniz.

Leyla Şen: Hoşbulduk. Çok teşekkür ederim.

Faik Uyanık: Biz teşekkür ederiz. Uluslararası Yüksek Mahkemeler Zirvesi’nin birincisi 2010 yılında İstanbul’da düzenlenmişti. Bir geri plan bilgisi verelim. Zirvenin ikincisi de İstanbul’da, Çırağan Sarayı’nda Kasım 2013’te düzenlendi. Aradan epeyce bir zaman geçti. Zirve, 13 Asya ülkesinden yüksek yargı mahkemesi başkanlarını ve hâkimlerini, Birleşmiş Milletler’in üst düzey yetkililerini bir araya getirdi. Birazdan bundan bahsederiz. Sonuçlarından da bahsederiz. Ama öncelikle isterseniz bu zirvenin de odaklandığı yargıda şeffaflık kavramından söz edelim. Ne anlıyoruz yargıda şeffaflıktan ve bu alandaki çalışmaları ne yönde UNDP’nin?

Leyla Şen: Öncelikle, ben çok teşekkür ediyorum bu önemli fırsattan dolayı. Yargıda şeffaflık, tıpkı yargının bağımsızlığı gibi, çok temel mihenk taşlarından bir tanesi. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi herkesin hak ve yükümlülükleri belirlenirken ve kendisine bir suç istinat edilirken davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakça ve açık olarak görülmesini istemeye hakkı olduğunu deklare etmiştir. Yargıda şeffaflık, baktığınız zaman fiziksel erişim, bilgiye erişim, açık mahkemeler, atamalar, görevden almalar, kararların halkla, kamuoyuyla paylaşımı, adalete erişim ve basın ayağı olan oldukça geniş yelpazesi bulunan bir süreçten bahsediyoruz. Fiziksel erişimden kastımız şu: Mahkemelerin halkın kolayca ulaşımına ve kolayca görevlerini ifa etmelerine olanak sağlayacak şekilde yapılandırılması. Bu çok çok önemli. İşte, ne bileyim, engelli bir vatandaşsanız, başka sorunlarınız varsa, sırf mahkemeler ya da adliye sarayları sizden uzak olduğu için eğer haklarınızdan taviz veriyorsanız bu önemli bir sorunsal olarak görülüyor. Bir diğer konu atamalar. Yargı mensuplarının atamalarının belli kurallarla, keyfi olmadan ve objektif bir şekilde yapılması. Atamaların yanı sıra görevden almalarda hakeza yine aynı şekilde. Görevden almaların da mutlaka yargının üst yönetimi dediğimiz konseyler tarafından yapılması lazım. Neye göre alınmışsa, bunun kamuoyuyla paylaşılması ve herhangi bir şaibenin olmaması lazım. Mahkemelerin açık ve hak temelli olarak çalışması. Bu da çok önemli. Herhangi bir dava yapılırken kamuoyu vicdanında, kamunun vicdanında mahkemenin taraflı olduğu, belli, daha önceden verilmiş kararları sadece kâğıt üzerinde onaylamak üzere kurulmuş olduğuna yönelik herhangi bir düşünce ya da şüpheyi taşımaması gerekiyor. Açık mahkeme diyoruz biz buna. Adalete erişimle ilgili çok önemli bir boyut tabii ki bütün bu şeffaflık ilkesi içerisinde kamuoyunun mahkeme süreçleriyle ilgili bilgilendirme alabileceği en önemli kanal, medya. Tarafsız medya, vicdani medya, objektif olarak işleyen medya. Ve medya tabii ki mahkemelere erişim konusunda mutlaka desteklenmeli. Mahkemelere erişim sadece işte orada basın mensuplarına bir yer verilmesi, işte bilgilerin sağlanması değil, basının da belki bütün bu süreçlerle ilgili eğitimi, kamuoyunu yansız, sonuca etki etmeyecek şekilde, objektif bir şekilde bilgilendirmesi konusunda eğitilmesi ve bu yükümlülükle tutulması anlamına geliyor.

Faik Uyanık: Aslında yargıda şeffaflık, iki kelime olmakla birlikte İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nden özünü alan ve insan haklarına ilişkin pek çok uluslararası belgeye göndermede bulunan çok önemli bir kavram.

Leyla Şen: Aynen.

Faik Uyanık: Adaletin odağında yer alan bir kavram. Bunu anlıyoruz tarifinizden. Birazdan daha detaylı bakarız buna. Şimdi Türkiye’nin ev sahipliği yapması da burada önemli Uluslararası Yüksek Mahkemeler Zirvesi’ne. 2010’da ilki yapıldı. 2013 sonunda ikincisi yapıldı. Bu zirvenin önemi neydi? Odağına yargıda şeffaflığı koymuş olan bir zirveydi. İkinci Uluslararası Yüksek Mahkemeler Zirvesi’nde hangi konular ele alındı acaba?

Leyla Şen: Bizim bahsettiğimiz yüksek zirveler hep tematik olarak toplanan konular. Özellikle ikincide yargıda şeffaflığı seçtik. Bunun sebebi de adı üzerinde ‘Yüksek Yargı’. Yaptığımız çalışmalarda gördük ki, yüksek yargı organlarını bağlayan, onların tanıdıkları yargıda şeffaflığı yöneten bir manzumenin bulunmaması. Ne bileyim işte Bangalore Etik İlkeleri’ne baktığınız zaman bu bütün yargı sistemi tarafından kabul görmüştür. Onun işte hayata geçirilmesi üzerinde bir mutabakat vardır.

Faik Uyanık: Bu etik ilkeler dediğimiz?

Leyla Şen: Bangalore Etik İlkeleri. İşte hani görevlerini ifa ederlerken kürsüde, kürsü dışında…

Faik Uyanık: Yargı mensuplarının?

Leyla Şen: Yargı mensuplarının nasıl davranması gerektiği. Böyle bir manzume eksik olduğu için biz aslında bir ilke imza attık. Biz atmadık, Birleşmiş Milletler olarak. Kolaylaştırıcılığını yaptık. Bu toplantı sonucunda bir bildirge çıktı. 13 Asya-Pasifik Yüksek Yargı Mahkeme Başkanı’nın imza koyduğu, kabul ediyoruz dediği. Ve daha sonra da bizim bunu BM sisteminde işlettiğimiz bir sürecimiz var. Hâkimlerin bağımsızlığından sorumlu özel raportöre biz bildiriyi sunduk ve bu bildiri ilk rapora geçti. Referans olarak tıpkı etik ilkeler, Bangalore Etik İlkeleri, Etik kuralları gibi bunun da İstanbul Yargıda Şeffaflık Kuralları olarak uluslararası toplum tarafından tanınması yönündeki süreci başlatmış olduk.

Faik Uyanık: Bu önemli. Katılımcılar tarafından onaylanmış olan, konusunda ilk, yargıda şeffaflığa ilişkin ilkeler seti İstanbul Bildirgesi olarak kabul edildi. İstanbul Bildirgesi yargıda şeffaflık konusunda hangi temalara, alt başlıklara vurgu yaptı? Ve uluslararası anlamda nasıl bir yenilik getirmiş oldu size göre?

Leyla Şen: Şimdi aslında çok sevdiğim bir ifadedir. Hani şu gök kubbe altında söylenen yeni bir şey yok. Ama söylenmişleri daha derli toplu ve bir mantıksal çerçevede sunmak var. Bu bahsettiğimiz, hani manzume eksikliği dediğimiz olay yeniliklerden ziyade derli toplu olmayanların belli bir sistematik içerisinde derli toplu olarak konulmasıydı. Toplam 15 ilkeden oluşuyor ve tam da biraz önce size bahsettiğim yargıda şeffaflığın sac ayakları üzerindeki ilkeler. İşte, bahsetmek gerekiyorsa: Yargılamanın temel bir ilke olarak kamuoyuna açık yapılması, yargı sistemlerinin adliyelere ve adli bilgiye kolayca erişiminin sağlanması, yargı sistemine kamuoyunun erişiminin kolay olması, mahkeme kullanıcılarına herhangi bir ücret talep etmeksizin yazılı ve sözlü çeviri sağlanması gibi, davaların şeffaf bir şekilde ele alınması, mahkemelerin adli tevkif konusunda denetim yetkisine sahip olması, yargı üst derece kararlarının düzenli olarak yayınlanmasından tutun da hâkimlere ilişkin disiplin sürecinin şeffaflığına kadar.

Faik Uyanık: Çok önemli 15 evrensel ilke bu şekilde, bu bildirge yoluyla bir araya getirilmiş oldu. Bunlara erişmek mümkün web sayfamız üzerinden, UNDP’nin web sayfasına girdiğinizde. tr.undp.org adresinden veya az önce sözünü ettiğimiz zirvenin, Yüksek Mahkemeler Zirvesi’nin web sayfası üzerinden de bunlara erişmek mümkün. Tartışmamıza katkıda bulunmak isteyenler, bu bölüme katkıda bulunmak isteyenler #yeniufuklar etiketiyle Twitter üzerinden görüşlerini bizlere aktarabilirler. Şimdi Leyla Hanım, İstanbul bildirgesinden bahsettik az önce. 15 önemli ilkeyi içeren bir bildirge. Bunun genel kabulleri var elbette, o ilkeler manzumesi. Bunun hayata geçmesi nasıl izlenecek, nasıl bir süreçten geçecek acaba bu bildirge?

Leyla Şen: Şimdi dediğim gibi aslında var olan, yargı mensuplarının öyle ya da böyle farklı referanslarla hayata geçirmeye çalıştığı bu ilkelerin derli toplu bir sistematik halinde olmasıydı bu bildirge. Yeni bir şey icat edilmedi. Uygulanan şeylerin biraz daha sistematize edilmesi, sistem tarafından kabul edilmesi ve kişinin ya da yargı mensubunun kendi inisiyatifinde değil de bunu sistemin bir parçası olarak görmesi yolu olarak görüldü. Orada imza atan Yüksek Yargı Mahkeme Başkanları eminim ki kendi ülkelerinde zaten bu ilkelerin hayata geçirilmesi yönünde adımlar attı. Ama biz sadece fiziksel olarak ağırlayabildiğimiz o 13 mahkeme başkanının dışında bunun uluslararası toplum, dünya ülkelerinin yüksek yargıları tarafından da yaygın kabul görmesini istediğimiz için zaten BM’nin kendi üst kurullarına başvuru yaparak süreci başlattık. Bu zaman alacaktır ama bir eksikliğe işaret ettiği için ben kısa bir süre içerisinde, görece kısa bir süre içerisinde, BM kendi sistematiğine göre baktığımızda, kabul görecek bir manzume olduğuna inanıyorum. Ve dediğim gibi işte siz bir yargı mensubu olarak şeffaflığa çok duyarlı olabilirsiniz. Bunu kendi sistematiğinizde uygulamak için çabalıyor olabilirsiniz. Ben de sizin meslektaşınızımdır ama hiçbir alakam yoktur. Hani bu kişiye bağlı kalmamalıdır. Tabii yargı şeffaflığı sadece yargının kendi içinde düzenleyebileceği bir şey değil. Devletin yargının bağımsızlığı kadar yargının şeffaflığını sağlayacak mekanizmaları da kurması, tanımlaması ve yaşamasına izin vermesi lazım. Yargı kesinlikle yasama ve yürütmenin tekelinde olmadan herkese objektif ve adil bir şekilde hizmet eden bir sistem haline getirilmelidir.

Faik Uyanık: Tabii bu tür belgeler genel ilkeleri ortaya koyuyor ve gerisi elbette o ülkelerin kendi sistematikleri içerisinde sürdürmeleri gereken bir süreç.

Leyla Şen: Aynen.

Faik Uyanık: Şimdi, aslında bu çıkan belgeyle sonuçlanan önemli bir süreçten bahsetmemiz de gerekebilir. Son olarak ona girelim. Çünkü bu önemli sonuç aslında UNDP’nin Türkiye’yle yürüttüğü önemli bir projenin sonucu. Uluslararası Yüksek Mahkemeler Zirvesi, Yargıtay Başkanlığı ve UNDP Türkiye’nin ortak projesi kapsamında düzenlenmişti. Türkiye Cumhuriyeti Yargıtay’ı ve UNDP’nin 2009 yılından bu yana yüksek mahkemelerin kapasitelerinin uluslararası standartlarla uyumlandırılması üzerine geliştirdiği çalışmalar var. Güçlü bir işbirliği bu. 2012’de başlamıştı proje. İsmi biraz uzun: ‘Yargıtay Başkanlığının Kurumsal Yönetim Sisteminin Uluslararası Standartlar Doğrultusunda Desteklenmesi’ şeklinde bir proje. Bu işbirliğinin devamı niteliğinde aslında bu proje. Şimdi, düzenlemiş olduğunuz bu zirvenin proje açısından önemi neydi? Projede gelinen son durumu da biraz özetleyerek isterseniz bitirelim.

Leyla Şen: Bizler, proje dünyasında var olmayan çalışanlar, tabii ki kalıcı sonuçlar hayalini kuruyoruz. Çünkü özellikle uluslararası toplumda çalışıyorsanız proje yapmış olmak için proje yapılmaz. Bunun mutlaka insanların, sade vatandaşın günlük yaşamına dokunması, yaşam kalitesini artırması ve insan onuruna yakışır yaşam koşullarının devletler tarafından sağlanmasına dayanak olması gerekiyor. Bu proje o yönüyle çok önemli bir projeydi. Sadece Türkiye’ye özgü bir çıktı değil bu. Dediğim gibi eğer başarılabilirse en azından şu anda 13 tane ülkenin çok önemli yargı aktörünün tanıdığı bir manzume bu. Bir ilkeler bütünü. O ülkelerde daha dikkatli olarak değerlendirildiğinde inanıyorum ve düşünüyorum. Ve bundan sonraki adımda eğer bu Birleşmiş Milletler nezdinde kabul görürse, diğer bölgesel oluşumlar tarafından da kabul edilebilecek ve refere edilebilecek ve ülkelerin, devletlerin sistemlerine entegre etmek için uğraşacakları bir adım olacak. O yüzden hani çok mütevazı anlamda uyguladığımız bir projeydi ama Türkiye’nin ötesinde hukuk düzeni içerisinde var olmaya çalışan devletlerin referans alabileceği önemli bir çalışmaydı.

Faik Uyanık: Çok teşekkürler Leyla Hanım, katıldığınız için programımıza.

Leyla Şen: Rica ederim. Ben çok teşekkür ederim.

Faik Uyanık: Bu bölümde Kasım 2013’te kabul edilen ve yargıda şeffaflık konusunu ele alan İstanbul Bildirgesi üzerine konuştuk. Ve konuğum da UNDP Türkiye Demokratik Yönetişim Programı Müdürü Dr. Leyla Şen idi. Ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar’ın bu haftalık da sonuna gelmiş oluyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu Radyo İlef’de hazırladık. Programımıza İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, 50’ye yakın ilde Polis Radyosundan, podcast formatında iTunes, Soundcloud, Tuneİn, Pure Connect ve Audioboo üzerinden, ayrıca tr.undp.org adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.

Konuk:

Dr. Leyla Şen, UNDP Türkiye Demokratik Yönetişim Programı Müdürü

Standart
Yeni Ufuklar

Sürdürülebilir enerji çözümleri ve özel sektörün rolü

Podcast 107

Bu bölümde Avrupa ve Orta Asya’da sürdürülebilir enerji çözümlerinin ve bu çözümlerde özel sektörün rolünün tartışılacağı ve İstanbul’da 13-14 Mayıs’ta düzenlenecek olan bölgesel konferanstan bahsediyoruz.

Faik Uyanık: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufuklar programıyla karşınızdayız. Bu bölümde Avrupa ve Orta Asya’da sürdürülebilir enerji çözümlerinin ve bu çözümlerde özel sektörün rolünün tartışılacağı ve İstanbul’da 13-14 Mayıs’ta düzenlenecek olan bölgesel konferanstan bahsedeceğiz. Ve konuğum da Deniz Tapan, UNDP’den. Hoşgeldiniz.

Deniz Tapan: Hoşbulduk.

Faik Uyanık: UNDP Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Programı İletişim Uzmanı Deniz Tapan. Şimdi konferansa geçmeden önce genel bir not aktarmak istiyorum Deniz Hanım. Dünyada hala 1,3 milyar insan, yani her 5 kişiden biri, ev ve işyerlerinde aydınlanmaları için gerekli olan elektrikten yoksun. Herkes için sürdürülebilir enerjinin sağlanması bu sebeple büyük önem taşıyor. UNDP de Avrupa ve Orta Asya’da sürdürülebilir enerji çözümlerinin geliştirilmesinde özel sektörün rolünü tartışmak istiyor, bölgesel bir konferans yoluyla. Türkiye’den Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, İslami Kalkınma Bankası’yla işbirliği yaptı. Konferans 13-14 Mayıs’ta yani bu programın yayınlandığı hafta içinde İstanbul’da düzenleniyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon da 2011 yılında bir girişim başlatmıştı. Herkes için Sürdürülebilir Enerji girişimi ki, sizden birazdan rica edeceğiz bunun açıklamasını. Bu konferans da işte bu girişim doğrultusunda yapılan çalışmalardan biri. Öncelikle, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin ‘Herkes için Sürdürülebilir Enerji’ girişiminden biraz bahseder misiniz?

Deniz Tapan: Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Herkes için Sürdürülebilir Enerji girişimini başlatırken, aslında iki noktaya değinerek çıkış noktasını başlatmıştı. Bir tanesi enerjiye erişim. Sizin de başlangıçta dediğiniz gibi, her 5 kişiden birinin hala dünyada enerjiye erişimle ilgili sıkıntısı var. Bir diğer konu ise enerjiye erişimin mümkün olduğu ülkelerde karşımıza fosil yakıtların kullanımı nedeniyle çıkan bir karbon emisyonu ve diğer sera gazı emisyonları sorunu çıkıyor. Bu da iklim değişikliğinin insanlar ve iş kolları üzerindeki etkilerini arttırıyor. Bütün bunlardan yola çıkarak aslında herkesin ulaşılabileceği daha temiz ve daha etkin bir enerjiye ulaşmak mümkün mü sorusuna cevap arayabilmek, bu cevabı ararken de özel sektörü, hükümetleri, iş dünyasını bütün herkesi işin içine çekebilecek bir girişim başlattı Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri. Ve burada da 2030’a kadar sürdürülebilir enerjiye yönelik 3 tane temel ve birbiriyle ilişkili hedef belirledi.

Faik Uyanık: 2030 yılına kadar ulaşmayı umduğumuz 3 ana hedef var o zaman Herkes için Sürdürülebilir Enerji girişimi içinde, değil mi?

Deniz Tapan: Evet. Bu hedeflere de kısaca değineyim isterseniz. Birincisi, modern enerji hizmetlerine evrensel erişimin sağlanması. İkincisi, küresel enerji kaynaklarında yenilenebilir enerji payının iki katına çıkartılması. Ve üçüncüsü de, enerji verimliliğinin küresel oranının iki katına çıkartılması. Yani burada aslında biz sürdürülebilir enerji dediğimizde ağırlıklı olarak enerjinin verimli kullanılması, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelinmesi ve enerjiye erişimin sağlanması şeklinde de özetleyebiliriz.

Faik Uyanık: En başta tabi o 5 kişiden 1’i diyoruz ya, elektriğe, enerjiye erişimleri yok, bundan yoksunlar. Öncelikle onlara bu modern bir şekilde enerji hizmetlerinin ulaştırılması, ardından da dediğiniz gibi yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğinin önemine vurgu yapılıyor. Konferansa dönecek olursak, İstanbul’daki konferansa, Herkes için Sürdürülebilir Enerji girişimiyle İstanbul’daki konferansın arasındaki ilişkiden biraz bahsedelim. Bu girişime İstanbul bölgesel konferansı nasıl bir katkı sağlayabilir?

Deniz Tapan: Konferans Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, UNDP ve İslami Kalkınma Bankası’nın ortaklığında düzenlenen bir konferans ve burada özel sektörün sürdürülebilir enerji çözümlerindeki rolü tartışılacak. Ve bu konferansta konferansı düzenleyen kurumların Herkes için Sürdürülebilir Enerji girişimini yaygınlaştırma taahhütleri kapsamında düzenleniyor. Bu bağlamda da konferans doğrudan bu girişimi destekleyici nitelikte.

Faik Uyanık: Bu durumda Herkes için Sürdürülebilir Enerji girişimi Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin altında pek çok tema barındırıyor ve özel sektör teması İstanbul’da bu anlamda büyüteç altına alınacak. Konferansa ilişkin ayrıntılı bilgi edinmek isteyen dinleyicilerimiz olabilir. UNDP’nin Türkiye’deki web sayfasına tıkladığınızda konferansın özel olarak hazırlanmış web sayfasına bir link göreceksiniz. tr.undp.org üzerinden sürdürülebilir enerji konferansına ilişkin bilgileri edinmek mümkün diyelim. Programımıza katkıda bulunmak isteyenler Twitter üzerinden #yeniufuklar etiketiyle bizlere görüşlerini aktarabilirler diyelim ve devam edelim UNDP’den Deniz Tapan’la yaptığımız söyleşiye. Şimdi bahsettiğimiz konferansa Avrupa ve Orta Asya bölgesinden iş dünyasının önde gelen liderlerinin yanı sıra finans kuruluşları, hükümetler ve uluslararası örgütlerden de temsilciler katılacak. Hangi temalar ele alınacak acaba?

Deniz Tapan: Konferans özel sektöre odaklı bir konferans olduğu için öncelikle kamu-özel sektör ortaklıklarına ve bunların kurulup geliştirilmesine odaklanacak. Aynı zamanda pek çok farklı sektörden paydaşlar da bu toplantıda, bu konferansta yer alacak. Uluslararası kuruluşlar, finans kuruluşları, özel sektör temsilcileri, enerji verimliliği danışmanlık şirketleri gibi çok geniş yelpazede bir katılımcı profili bekliyoruz konferansta. Burada özel sektörün sürdürülebilir enerji çözümlerine nasıl dâhil edilebileceği, yatırımların, bu konudaki yatırımların nasıl daha fazla geliştirilebileceği anlatılacak, paylaşılacak. Aynı zamanda da yine bölgesel konferansın içerdiği bölge olan Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu bölgesindeki bugüne kadar yapılmış başarılı örnekler; enerji verimliliğiyle ilgili olsun, yenilenebilir enerji konusunda olsun sürdürülebilir enerji konusuna atıfta bulunan başarılı örnekler paylaşılacak.

Faik Uyanık: Şimdi bu aslında dediğiniz gibi Avrupa ve Orta Asya bölgesini kapsayan çok sayıda ülkeden konukların yer alacağı bir konferans İstanbul’daki. Ama ev sahibi ülke Türkiye açısından da bir önemi var bu konferansın çünkü Türkiye bu konferansta Herkes için Sürdürülebilir Enerji girişimine verdiği desteği bir anlamda açıklamış olacak. Avrupa ve Orta Asya bölgesinde Türkiye’yle beraber bu girişime destek taahhüdünde bulunan toplam 6 ülke var. Türkiye’nin bu taahhüdünün önemi nedir acaba?

Deniz Tapan: Türkiye Ocak 2014 itibariyle aslında bu girişimi desteklemeye karar verdiğini açıkladı ve aslında Türkiye sürdürülebilir enerji konusunda çalışmalarını son yıllarda çok büyük bir hız kazandırmış durumda. Yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği konusunda politika düzeyinde olsun, teşvikler konusunda olsun çok farklı yerlere gelmiş durumda. Biz UNDP olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğüyle birlikte aslında bu bağlamda bazı projeler yürütüyoruz. Üç tane projemiz var enerji verimliliğine odaklanan. Bunlardan bir tanesi Türkiye’de sanayide enerji verimliliğinin geliştirilmesi. Bir diğeri binalarda enerji verimliliğinin geliştirilmesi. Bir diğeri de enerji verimli ürünlerin piyasa dönüşümü projesi. Bu elektrikli ev aletleri; buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon gibi evde kullandığımız ürünleri ele alan ve burada piyasa dönüşümünü sağlamayı hedefleyen bir proje. Bunun dışında GAP İdaresi Başkanlığıyla birlikte yürütülen GAP bölgesinde yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği projeleri var. Bunun dışında da zaten Türkiye’nin hazırlamış olduğu bir enerji verimliliği stratejisi ve eylem planı var. Onun dışında farklı, yine sürdürülebilir enerji konusunda ve bu inisiyatifi destekleyecek mevcut yaptığı projeleri, çalışmaları politika düzeyinde, mevzuat düzeyinde çalışmaları bulunuyor.

Faik Uyanık: Evet, pek çok Birleşmiş Milletler kuruluşu Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin bu girişimini destekliyor farklı boyutlarıyla. UNDP’nin içinde yer aldığı temaysa, sizin de bahsettiğiniz gibi, hem enerji verimliliği hem de yenilenebilir enerjiler konusunda, enerji türleri konusunda hükümetlerle ortaklıklar kurarak bu alanda güzel örnekler oluşturmak. Dediğimiz gibi küresel bir çabadan bahsediyoruz Herkes için Sürdürülebilir Enerji derken ve bu küresel çabanın bir parçası İstanbul’daki konferans da. Son olarak onu sorayım. Konferansın sonucunda nasıl bir çıktı elde etmeyi bekliyorsunuz ve nereye oturacak bu çabanın içinde bu çıktı?

Deniz Tapan: Konferansın sonunda yeni ve somut kamu-özel sektör ortaklıklarının ve yatırım fırsatlarının ortaya çıkması, geliştirilmesi bekleniyor. Tabi bu ortaklıklar ve fırsatlar da tamamen yine sürdürülebilir enerji çözümlerine odaklı olması hedefleniyor. Yine, sürdürülebilir enerji çözümlerinde daha fazla özel sektör yatırımının teşvik edilmesine yönelik bazı somut çıktıların, bazı fırsatların ve deneyimlerin ortaya konması hedefleniyor. Aynı zamanda bu konferans kamu kurumları, finans kuruluşları, iş dünyası gibi birçok kuruluşun bir araya gelip daha geleceğe yönelik neler yapabileceklerini tartışabilecekleri bir platform olması açısından da önem taşıyor. Önemli olan da, burada büyük etkiye sahip olacak, sürdürülebilir enerji konusunda büyük etkiye sahip olacak fırsatların ortaya konması da bir diğer önemli çıktı olarak düşünülüyor.

Faik Uyanık: Çok teşekkürler Deniz Hanım. Bu bölümde Avrupa ve Orta Asya’da sürdürülebilir enerji çözümlerinin ve bu çözümlerde özel sektörün rolünün tartışılacağı İstanbul konferansından söz ettik ve konuğumuz da UNDP’den Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Programı İletişim Uzmanı Deniz Tapan’dı. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, UNDP Türkiye Temsilciliği’nin hazırladığı Yeni Ufukları’nda böylece bu haftalık da sonuna gelmiş oluyoruz. Programı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyosu Radyo İlef’de hazırladık. Programımıza İstanbul’da FM bandında ve internette Açık Radyo’dan, 50’ye yakın ilde Polis Radyosundan, yayın ağımızdaki üniversite radyolarından, Kıbrıs’ta MYCY radyosundan ve podcast formatında iTunes, Soundcloud, Tuneİn, Pure Connect ve Audioboo üzerinden, ayrıca tr.undp.org adresinden ulaşabilirsiniz. Sosyal medya üzerinde kullanıcı adımız undpturkiye. Tekrar görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.

Konuk:

Deniz Tapan, UNDP Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Programı İletişim Uzmanı

Standart