Diğer yazılar

Nedir Güney-Güney İşbirliği ve Üçlü İşbirliği?

Kısaca tanımlamak gerekirse Güney-Güney İşbirliği, kalkınmakta olan iki ülkenin birbirine yönelik kalkınma desteğini ifade ediyor. Bu işbirliğini üçüncü bir taraf kolaylaştırıyorsa, buna Üçlü İşbirliği diyoruz. BM’nin Güney-Güney İşbirliği Ofisi (UNOSSC) de işte bu süreci izleyip kolaylaştırmakla sorumlu. İzmir’de bu hafta yapılacak bir toplantı, işte bu konuyla yakından ilgili.

UNOSSC logosu, Güney yarım küredeki ülkeler arasına kurulan bir köprüyü, yani Güney-Güney kalkınma işbirliğini temsil ediyor.

UNOSSC logosu, Güney yarım küredeki ülkeler arasına kurulan bir köprüyü, kısaca Güney-Güney kalkınma işbirliğini temsil ediyor. Yani, kalkınmakta olan ülkeler arasındaki işbirliğini.

Güney-Güney İşbirliği, kaynakların, teknolojinin ve bilginin gelişmekte olan ülkeler, diğer bir deyişle küresel Güney ülkeleri arasında paylaşımını tanımlamak için kullanılan bir terim. Güney-Güney işbirliği, Kuzey-Güney işbirliğinin bir alternatifi değil tamamlayıcısı.

Üçlü İşbirliği ise geleneksel bir donör ülke, Güney’den yükselen bir donör ülke ve yine Güney’den faydalanıcı bir ülke arasındaki işbirliğini anlatıyor.

Birleşmiş Milletler Güney-Güney İşbirliği Ofisi (UNOSSC), Güney-Güney ve Üçlü İşbirliğini küresel olarak ve Birleşmiş Milletler sistemi içinde artırmak, koordinasyonunu yapmak ve desteklemek ile görevli.

Arka plan

1974 yılında UNDP içinde kurulan bir ofis, gelişmekte olan ülkelerin kendi aralarındaki teknik işbirliğini desteklemekle görevlendirilmişti.

1978 yılında kabul edilen Buenos Aires Eylem Planı (BAPA), o dönemde adı TCDC (Gelişmekte Olan Ülkeler Arası Teknik İşbirliği) olan bu ofisin güçlendirilmesini sağladı.

BAPA, bu yeni ofisin yetkisini şu şekilde tarif ediyordu: Güney-Güney ve Üçlü işbirliğini küresel ölçekte ve BM sistemi içinde artırmak, koordine etmek ve desteklemek.

BAPA, TCDC için 15 odak alanı belirlemiş ve en az gelişmiş ülkelere, denize kıyısı olmayan gelişmekte olan ülkelere ve yine gelişmekte olan küçük ada devletlerine özel bir dikkat gösterilmesini istemişti.

BAPA’nın kabul edildiği 19 Ekim günü, 2004 yılından bu yana Güney-Güney İşbirliği Günü olarak kutlanıyor. Aynı yıl, TCDC artık Güney-Güney İşbirliği Özel Birimi (SU/SSC) olarak anılmaya başladı. Şu anda ise ofise kısaca UNOSSC diyoruz. Yani BM Güney-Güney İşbirliği Ofisi.

IFAD ile işbirliği ve 2015 İzmir toplantısı

Gelelim mevzumuza.

Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) ve Birleşmiş Milletler Güney-Güney İşbirliği Ofisi (UNOSSC) 2014 yılında ortak bir girişim başlattı.

Tarımsal Kalkınma ve İyileştirilmiş Gıda Güvenliği için Güney-Güney ve Üçlü İşbirliği (SSTC-ADFS) girişimi, adı üstünde Güney-Güney işbirliğinin tarım ve gıda konusundaki potansiyel faydalarına odaklanıyor. Bu kapsamda farklı toplantılarda gelişmekte olan ülkeler, uzmanlıklarını ve tecrübelerini birbirlerine aktaracaklar. Ardından başka faaliyetler gelecek.

Kasım 2014’te Washington’da düzenlenen SSTC-ADFS’nin resmi açılışı sırasında yapılan anlaşma ile bu toplantılar dizisinin ilkinin Türkiye’de yapılmasına karar verilmişti.

İşte bu kapsamda Birleşmiş Milletler Güney-Güney İşbirliği Ofisi tarafından İzmir’de 22-24 Temmuz arasında bir bilgi paylaşım ve koordinasyon toplantısı düzenleniyor. Türkiye’nin üstlendiği konu başlığı ise çiftçi örgütlerinin yönetimi ile ilgili başarılı yerel çözümler.

Su kaynaklarının etkin yönetimi, tarımsal biyoteknoloji ve hayvancılığın gelişimi gibi SSTC-ADFS girişiminin kapsadığı diğer temalar da toplantıda ele alınacak konular arasında.

Kimler geliyor

Orta Doğu, Kuzey Afrika, Avrupa ve Orta Asya’dan gelen bakanlık ve mükemmeliyet merkezi temsilcileri, İzmir’de bilgi ve görüş paylaşımında bulunacak.

Cezayir, Macaristan, Fas, Türkiye ve Özbekistan’dan teknik uzmanlar ve temsilciler, çiftçi örgütlerinin yönetimi ile ilgili başarılı yerel çözümler ve tarımsal kalkınma ile gıda güvenliğine katkı sağlayan yönlerini ele alacak.

Bu yolla, Arap Devletleri ve Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu bölgelerindeki paydaşların ve kurumların kendi metotlarını geliştirmeleri ve aynı zamanda komşularında denenmiş ve sınanmış yöntemleri uygulamaları hedefleniyor.

Toplantıda sunulan tekrarlanabilir ve ölçeklenebilir çözümlerden bazılarının, özellikle gençlerin ve kadınların faydasını amaçlayan pilot çözümlerin toplantıya katılan ülkelerde seçilen kırsal alanlara transferi için temel oluşturması bekleniyor.

Türkiye’nin katkısı

İzmir’deki Bilgi Paylaşımı ve Koordinasyon Toplantısı, yukarıda tarif ettiğim SSTC-ADFS girişimi kapsamında Birleşmiş Milletler Güney-Güney İşbirliği Ofisi tarafından düzenleniyor.

Türkiye’nin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı da, İzmir’de bulunan Uluslararası Tarımsal Araştırma ve Eğitim Merkezi aracılığıyla ev sahipliği yapıyor.

Geçtiğimiz 20 yılda gelişmekte olan pek çok ülke, büyük çoğunluğu Güney’deki diğer ülkelerle de paylaşılabilecek potansiyelde çok önemli deneyim, uzmanlık, teknik bilgi ve teknoloji geliştirdi. Bu nedenle, Güney-Güney işbirliği bölgesel ve bölgeler arasındaki kalkınma için birincil kaynak haline geliyor.

Toplantı gündemi:  

Konsept notu: 

Basın köşesi: Basın Daveti | Media Advisory

Güney-Güney İşbirliği ile ilgili daha fazla bilgi: ssc.undp.org

Etkinlik sosyal medya etiketi: #izmirssc

Reklamlar
Standart
Diğer yazılar

Suriyeli mülteciler için acilen 3,5 milyar dolar gerekiyor

Suriye’deki çatışmalardan kaçan yaklaşık 4 milyon mültecinin yanı sıra komşu ülkelerde bu mültecilere ev sahipliği yapan topluluklardaki 20 milyon kişinin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yürütülen yardım çalışmaları, finansman açığı nedeniyle sekteye uğruyor.  

Suriye Krizi Müdahalesine yönelik geliştirilen Bölgesel Mülteci ve Güçlendirme Planı (3RP) kapsamında 200’ü aşkın paydaş, 3RP’ye destek taahhütlerini bir an önce yerine getirmeleri için geçen hafta bir kez daha uluslararası topluma çağrıda bulundu.

BM kuruluşları ve STK’lar tarafından 3RP kapsamında yürütülen programlar için 4,5 milyar dolara ihtiyaç duyulmasına rağmen, Mayıs sonu itibariyle yalnızca 1 milyar dolar toplanabildi. Diğer bir deyişle, 3,5 milyar dolarlık bir açık var.

Öyle ki BM ve ortakları, önümüzdeki altı ay boyunca milyonlarca insanın en temel ihtiyaçlarını karşılayamayabilir.

Finansman açığı nedeniyle, 1.6 milyon mülteci bu yıl gıda yardımlarından yeterince yararlanamadı. 750 bin çocuk ise okula gidemiyor.

Gereken finansman sağlanmazsa, yaklaşık 130 bin aile nakit yardımından yararlanamayacak ve aylık gıda kuponlarını alamayacak.

Bölge genelindeki milyonlarca insana su ve arıtma hizmetlerinin ulaştırılmasında da birtakım zorluklar yaşanacak.

1.7 milyon kişi yakıt, barınak, yalıtım, battaniye veya kışlık kıyafet gibi ihtiyaçları karşılanmadan kış mevsimine girebilir.

Geçen yıl aralarında çocukların da bulunduğu çok sayıda kişi, son kırk yılın en soğuk kışı nedeniyle hayatını kaybetmişti.

2015 yılını yarılamış olmamıza rağmen, gereken finansmanın ancak dörtte birini elde ettik. Kış mevsimi ise kapıda.

Bu nedenle, 3RP paydaşları plan yapabilmek ve yardımları zamanında ulaştırabilmek için acil olarak mali destek verilmesini talep ediyor.

Suriye krizi, ev sahibi ülkeler üzerinde de çok önemli sosyal ve ekonomik etkiler yarattı. Beşinci yılına giren Suriye krizi, kalkınmayı ve küresel güvenliği de olumsuz etkiliyor.

3RP eksiksiz bir şekilde finanse edilirse, bu plan insanların iş bulmalarına yardımcı olacak, mikro işletme fırsatlarına erişimlerini sağlayacak ve aileler için gıda güvenliğini arttıracak. Böylelikle, istikrarın yeniden yaratılmasına da katkıda bulunacak.

Ev sahibi ülkelerin üzerindeki baskı arttıkça, sığınma arayan Suriyelilerin güvenli bir şekilde yaşamaları da zorlaşıyor.

Suriyeli mülteciler, Akdeniz’i aşıp Avrupa’ya ulaşmak için tehlikeli yolculukları göze alıyor. Bu sebeple her geçen gün daha fazla Suriyeli hayatını kaybediyor.

Bu nedenle 3RP raporu, bir an önce finansman desteği sağlanması, Suriyeli mülteciler için yeniden yerleştirme fırsatları ve başka insani kabul türlerinin geliştirilmesi gibi çözümler üzerinde duruyor.

3RP nedir?

Suriye Krizine yönelik Bölgesel Mülteci ve Güçlendirme Planı (3RP);

  • mültecilerin korunma ihtiyaçlarını karşılamayı,
  • en dezavantajlı durumdaki bireylerin insani ihtiyaçlarını gidermeyi
  • ve Suriye krizinin Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır gibi komşu ülkeler üzerindeki sosyoekonomik etkilerini değerlendirmeyi amaçlayan uluslararası bir yardım girişimi.

3RP kapsamında, 5.5 milyar dolarlık finansman talep ediliyor. Bu miktarın, 1 milyar doları ev sahibi devletlerin ihtiyaçlarına, 4.5 milyar doları ise BM kuruluşları ve STK’lar tarafından yürütülen programlara ayrılacak.

Bu finansman çağrısı, 2015’in sonunda bölgedeki Suriyeli mülteci sayısının 4.3 milyona ulaşacağı varsayımına dayanıyor.

3RP ayrıca krizden etkilenen 20 milyon ev sahibi topluluk üyesine yardım götürmeyi de amaçlıyor.

Raporu indirmek ve 3RP hakkında daha fazla bilgi almak için: www.3RPSyriaCrisis.org

3RP’ye dâhil olan bütün kuruluşların iletişim bilgileri de burada.

Standart
Diğer yazılar

‘Sayısal iletişimi odağımıza aldık’*

BM Kalkınma Programı’nın sürdürülebilir kalkınma çalışmalarının temelinde bilişim teknolojileri yer alıyor.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye İletişim Koordinatörü Faik Uyanık, BT’nin kendi temel çalışma başlıklarının hepsinin içinde kesişen bir alan olduğunu söyleyerek BT odaklı projeleri hakkında bilgi verdi.

Birleşmiş Milletler’in küresel kalkınma ağı olan UNDP, insanlara bilgi, deneyim ve daha iyi bir yaşam kurmaları için kaynak ulaştıran ve değişimi savunan bir kuruluş.

BM Kalkınma Programı Avrupa ve BDT Bölge Merkezi’nde çalışmalar yürüten Faik Uyanık, Türkiye İletişim Koordinatörlüğü görevinin yanı sıra Doğu Avrupa ve Orta Asya’yı kapsayan bölge ofisinin de iletişim ekibinde yer alıyor.

UNDP, 177 ülke ve bölgede, çeşitli ortaklarıyla birlikte, toplumlara kendi buldukları çözümlerde yardımcı olarak, onların ulusal ve küresel kalkınma çabalarına destek veriyor.

UNDP Türkiye’nin de 3 temel alanda ilerleme kaydetmek için çalıştığının altını çizen Uyanık, bunları şöyle sıraladı:

Kapsayıcı ve sürdürülebilir büyüme, kapsayıcı ve demokratik yönetişim ve iklim değişikliği ile çevre.

Uyanık, “UNDP, bu temel alanlara ek olarak, politika ve projelerde, kadınların, özel sektörün, kapasite geliştirilmesinin ve ‘Bilişim ve İletişim Teknolojileri’nin rolüne büyük önem veriyor. UNDP, bu alanlarda ilerleme kaydedilebilmesi ve Türkiye’nin kalkınmasına katkıda bulunabilmek için, hükümet, yerel yönetimler, sivil toplum, üniversiteler ve özel sektörle ortaklıklar kuruyor. Biraz önce de dile getirdiğim gibi BT; temel çalışma başlıklarımızın hepsinin içinde kesişen bir alan. BT’yi kalkınmaya  katkı sunan bir araç olarak görüyoruz. Kalkınmadan anladığımız da sürdürülebilir, kapsayıcı ve insani kalkınma. BT bizim için her türlü hedefe giden yolda kolaylaştırıcı bir unsur” dedi.

Türkiye’nin farklı şehirlerinden gençler BT alanında yetiştirilip yarının dünyasına hazırlanıyor

Türkiye’nin orta gelir tuzağının içinde olduğuna dikkat çeken Uyanık, “Böyle ülkeler, bir türlü belli bir noktadan sonra daha fazla büyümeyi başaramıyor, bir tıkanma söz konusu oluyor. Oysa katma değer yaratan sektörlere odaklanmak çok önemli; bunların en başında da BT geliyor.  BT diğer tüm sektörleri de besliyor” açıklamasını yaparak UNDP’nin BT’yi de kapsayan projelerini şöyle anlattı:

“‘Geleceğini Tasarla Programı’ hâlâ devam ediyor. Program ortakları arasında Microsoft, Kalkınma Bakanlığı da var. Programda; genç gönüllüler kendi BT uzmanlıklarını akran eğitimi yöntemiyle kitlelere yaygınlaştırıyor. Çevrimiçi ve yüz yüze eğitimlerle gençlerin kişisel gelişimleri ve kapasiteleri geliştiriliyor. İnternet girişimciliği ve internet güvenliği konusunda gençler arasında farkındalığın artırılması hedefleniyor. ‘Bilişimde Genç Hareket’ programında; UGP, Cisco, İTÜ, Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği ile TBV bulunuyor. Bu programda da Türkiye’nin farklı şehirlerinden yüzlerce genç BT alanında eğitilerek yarının dünyasına hazırlanıyor. ‘Dijital Dünyana Beni de Dahil Et’ projesinin ortakları da; Intel, MEB, TBV ve Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği. Uzun soluklu bu dönüşüm projesi; Türkiye’de sayısal uçurumun kapatılması için kamu, özel sektör, kalkınma ajansları ve STK iş birliğiyle başlatıldı ve yaratıcı bir nesil yetiştirmek projenin başlıca hedeflerinden biri oldu. ‘Türkiye’de Gençlik Ağlarının Güçlendirilmesi Projesi’nde de, Cisco ve Teachers Without Borders ile çalıştık. Projede yeni gençlik merkezlerinin ve gençlik STK’larının faaliyetleri hakkında veritabanı oluşturuldu, web 2.0 ve internet güvenliği gibi konularda sanal eğitimler alınabilmesi hedeflendi. Türkiye Vodafone Vakfı’nın da ortakları arasında yer aldığı ‘Bilgisayar Bilmeyen Kalmayacak Projesi’ sona erdi. Proje sayesinde 81 ilden 1 milyon genç bilgisayar eğitimlerini ücretsiz olarak aldı. ‘Internetle Hayat Kolay Projesi’nin amaçlarından biri de yeni medya araçlarının bilinçli kullanımı konusunda farkındalık sağlamak. Proje ortakları arasında TTNET de bulunuyor. Projenn sonunda 123 gönüllü eğitmenle toplamda 12 bin kişi sayısal dünya ile tanıştırılacak. İlk aşamasının 2005, 2. aşamasının da 2009’da başladığı ‘Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor Projesi’nde; Kalkınma Bakanlığı, Microsoft ve Ulusal Gençlik Parlamentosu da yer alıyor. Bol ödüllü bu projemiz; özellikle sosyal imkânları kısıtlı genç, kadın, çocuk ve engelli bireylerin BT konusunda kapasitelerinin geliştirilmesi amacını güdüyor. Genel model şu şekilde oluyor: En başta bir tohum atıyorsunuz, önce eğitmenleri eğitiyorsunuz, ondan sonra o eğitmenler bölgelere dağıtılıyor, o bölgede yeni eğitimler düzenleniyor. İletişimini yapmaktan çok memnun olduğumuz bir proje.”

Faik Uyanık, diğer yandan Dışişleri Bakanlığı ile gerçekleştirilen e-Konsolosluk projesiyle ilgili olarak da şu bilgileri verdi: “5 milyon 800 bin dolarlık bütçesi olan bir proje. Proje kapsamında elde edilen deneyim ve uzmanlıklar, diğer kamu hizmeti sektörlerinde de bu modelin kullanılmasına imkân verecek. Çalışmayı, kapsayıcı demokratik yönetişim alanında gerçekleştiriyoruz.”

Sosyal medyanın örgütleyici yeteneği var

Projelerin hem tekrarlanabilir hem de ölçeklenebilir olmasının öneminin altını çizen Uyanık, “Türkiye’de yerel ortaklarla çalışıyoruz. Ülkenin veya sektörün bütün sorunlarına çözüm bulmak mümkün değil ama dünyanın değişik yerlerindeki deneyimlerden yararlanıp yerel koşullara uyarlıyoruz.  Tüm BT projelerinde; Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği aktif bir ortağımız. Küresel olarak gerçekleştirdiğimiz ve Türkiye’de de lansmanını yaptığımız, tanıtmaya çalıştığımız işlerimiz var. İnovasyon odağımızda, ki inovasyonun içinde teknoloji muhakkak mevcut. İnovasyon; kapsayıcı, sürdürülebilir, insani gelişmenin olmazsa olmazlarından biri haline geldi. Çünkü artı değer ve katma değer üretmek zorundasınız. Bir adım daha ileriye gidebilmek için, bir noktadan sonra tıkanmamak için. İnovasyon burada devreye giriyor ve inovasyonun hemen arkasında da BT var. Bu düşünceyle SHIFT adlı etkinliğimizi Türkiye’de de düzenledik.

Burada kalkınma sorunları tespit ediliyor ve bir atölye çalışması yapılıyor. SHIFT bir sosyal fayda zirvesi. Sosyal medyanın boş zaman geçirmenin dışında pek çok alanda örgütleyici yeteneği var. Ülkelerin kalkınma çabalarına nasıl katkıda bulunabilir bakış açısıyla yaklaşıyoruz. Teknoloji, kalkınma gündeminin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Türkiye’de sosyal medyayı en etkin kullanan uluslararası kuruluşlardan biriyiz.  Kuruluşların bu sorumluluğun bilincinde olması ve faydalı içerik üretebilmeleri çok önemli. Sayısal içeriğin Türkiye’de alıcısı var, yeter ki doğru içeriği üretin. Mobile de daha fazla ağırlık vermek istiyoruz, Türkiye’de yaptığımız projelerin bir kısmında da mobil uygulamalar geliştirildi, küreselde de bazı mobil uygulamalarımız mevcut. Bunların hepsini web sitemize koyduk. Sayısal iletişimi odağımıza aldık” açıklamasını yaptı.

Ekleme Tarihi: 29 Haziran 2015 / 07:11
*Kaynak: http://www.bthaber.com/sayisal-iletisimi-odagimiza-aldik

Standart
Diğer yazılar

İnsani gelişmenin 25 yılı

2015 yılında İnsani Gelişme Raporu’nun 25. yılını kutluyoruz. UNDP’nin en bilinen yıllık raporu olan İnsani Gelişme Raporu ilk olarak 1990 yılında yayımlanmıştı.

JVurIC9iHQ25M6h4CzZpcAVeG-ZWzwkAlxEE8iJ9b6g

UNDP’nin İnsani Gelişme Raporu’nun yayımlanmasından sorumlu ofisi, şimdi bu nedenle “İnsani Gelişmenin 25 Yılı” başlıklı bir kampanya başlattı.

Kampanya, “insani gelişme” kavramının kalkınma söylemine nasıl bir katkıda bulunduğunu vurgulamayı hedefliyor.

Kampanya kapsamında İnsani Gelişme e-bülteninin özel bir sayısı yayımlandı.

Bu sayıya BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, UNDP Başkanı Helen Clark, Norveç Veliaht Prensi Haakon, Liberya Cumhurbaşkanı Ellen Johnson, İsveç Başbakanı Stefan Löfven ve İngiliz yardım kuruluşu Oxfam International’ın başkanı Winnie Byanyima yazılarıyla katkıda bulundular.

UNDP ayrıca İnsani Gelişmenin 25 Yılı başlıklı özel bir web sitesi de hazırladı. Sitede, bu 25 yıllık süre zarfında oluşturulan en dikkat çekici içeriklere ulaşmak mümkün.

Sosyal medya üzerinde de #HumanDev25 etiketi ile ilgili içeriklere göz atılabiliyor. İnsani Gelişme Raporu ofisinin Twitter ve Facebook hesaplarını not etmekte de fayda var.

Türkçe kaynaklar

İnsani Gelişme Raporu Ofisi’nin web sitesinde şu ana kadar yayımlanan tüm raporlara erişmek mümkün. Bu sitede ayrıca bölgesel ve ulusal düzeyde yayımlanan insani gelişme raporlarına da ulaşılabiliyor.

Türkiye’de de İnsani Gelişme Raporları geniş yankı uyandırıyor. Özellikle de ülkelerin insani gelişmişlik seviyesine göre sıralandığı insani gelişme endeksi, basında öteden beri epeyce ilgi çekiyor.

UNDP Türkiye ofisi, çoğu zaman, imkanlar ölçüsünde, raporların yönetici özetlerini Türkçeleştiriyor. Bunlara şuradan ulaşabilirsiniz.

Türkiye’de UNDP tarafından 1990’lı yıllardan bu yana, düzenli aralıklarla olmasa da, ulusal insani gelişme raporları da yayımlanıyor. 1992 yılından bu yana yayımladığımız raporlara buradan ulaşmak mümkün. İngilizceleri ise burada.

Türkiye’deki bir sonraki ulusal insani gelişme raporumuz, kapsayıcı büyüme üzerine olacak. 2016 yılının ilk yarısında yayımlanmış olmasını umuyoruz bu raporun.

İnsani Gelişme Raporları, şu ana kadar kalkınmanın büyümeden ibaret olmadığını küresel düzeyde vurgulamanın en güzel yolu oldu.

Sonuç olarak bu raporlar kalkınma gündemini ve söylemini hem şekillendiriyor, hem de küresel kalkınma tecrübesindeki gelişmeleri her seferinde metodolojisine dahil etmeye çalışıyor. Kısacası yöntemi de sürekli gelişiyor.

Bu seneki rapora da az kaldı, bu arada.

Fv7vE-FHAeKtXkStZaXycTVItvQL0OGzX0gQgUdZvzo

Hadi son söz, bu 25 yıllık raporlar dizisinin ilkinden gelsin.

1990 yılında yayımlanan ilk İnsani Gelişme Raporunun da belirttiği gibi: “İnsanlar bir ulusun gerçek zenginliği; ve insani gelişmenin hedefi de insanları seçeneklerini çoğaltmak.”

İyi ki doğdun İGR!

Standart
Diğer yazılar

Sürdürülebilir kalkınma ne demek?

9780231173155

Sürdürülebilir kalkınma, giderek daha fazla karşımıza çıkan bir kavram. Dünyamızı anlamanın ve küresel sorunları çözmenin başlıca yöntemi aslında bu kavram.

Sürdürülebilirlik kavramını anlamak için ilk bakmamız gereken nokta, dünyamızın nüfusu. Şu anda 7,2 milyar insanız dünya üzerinde. Sanayi devriminin başlarında, 1750 yılında, 800 milyon civarında olan dünya nüfusunun kabaca 9 kat üzerine çıkmış durumdayız yani. Nüfusumuz çok hızlı artıyor ve aramıza her yıl 75-80 milyon yeni birey ekleniyor. 2020’li yıllarda sayımız 8 milyara çıkmış olacak. Hatta 2040’lara gelindiğinde 9 milyarı da bulmuş olabiliriz.

Dünya ekonomisinin bu milyarlarca insanın karnını doyurması gerekiyor. Yoksul insanların sadece hayatta kalabilmek için yiyecek, temiz su ve barınağa ihtiyacı var. Yoksulluk çizgisinin hemen üzerinde yer alanlar için, refahtan biraz daha pay alabilmek ve çocuklarına daha iyi bir gelecek sağlayabilmek önem taşıyor. Yüksek gelir düzeyindeki ülkelerde yaşayanlar, teknolojik gelişmelerin kendilerine ve ailelerine daha fazla rahatlık getirmesini umuyorlar. Süper zenginler ise dünyanın en zenginleri sıralamasında daha iyi bir yer edinmenin peşinde denebilir.

Kısacası 7,2 milyar insan ekonomik yönden sürekli ilerlemek istiyor. Bu esnada dünya ekonomisi de ticaret, finans, teknoloji, üretim akışı, göç ve sosyal ağlar yoluyla giderek daha fazla bütünleşiyor. Dünya ekonomisinin yıllık büyüklüğü, yani yıllık toplam küresel üretim, şu an tahminen 90 trilyon dolar düzeyinde. Bu rakam, insanlık tarihi açısından tam anlamıyla bir rekor. Küresel hâsıla, şu anda 1750’deki düzeyin en az 100 kat üzerinde. Aslında böyle bir kıyaslama çok da anlamlı değil. Çünkü şu anda kullandığımız mal ve hizmetlerin çoğu 250 sene önce hiçbir şekilde mevcut değildi.

Dünya ekonomisi çok büyük. Hızla da büyümeye devam ediyor. Yıllık artış yüzde 3-4 seviyelerinde. Ancak gelir dağılımı hem ülkeler arasında, hem de ülkelerin kendi içinde hiç de eşit değil. Dünyamız, daha önceki nesillerin hayal edemeyeceği kadar uzun ve sağlıklı yaşayan bireylerin, hem muhteşem bir zenginlik, hem de aşırı yoksulluk ile iç içe yaşadıkları bir gezegen.

Sadece hayatta kalabilmek için her gün mücadele etmek zorunda olanların sayısı ise en az 1 milyar. Dünyadaki bu en yoksul bireylerin ölüm kalım mücadelesinde yetersiz beslenme, sağlık hizmetlerinden mahrumiyet, güvensiz yaşam alanları, temiz su ve sıhhi koşullardan yoksun olmak gibi birçok tehdit yer alıyor.

Dünya ekonomisi sadece eşitsiz olmakla kalmıyor, aynı zamanda dünyamızın kendisini de tehdit ediyor. Tüm canlılar gibi insanlar da yiyecek ve su ihtiyaçları için, hayatta kalmalarını ve güvenliklerini sağlayan her türlü malzeme için doğaya bağımlı. Ayrıca salgın hastalıklar ya da doğal felaketler gibi çevresel tehditlerden korunabilmek için gerekli olan şeyler de doğanın kendisinde mevcut.

Ancak doğanın insafına ya da bilim insanlarının deyimiyle “çevresel hizmetlere” bağımlı bir canlı türü olmamıza rağmen, hayatta kalmamızın başlıca temelini oluşturan dünyamızı korumakta hiç başarılı değiliz. Çünkü devasa dünya ekonomisi, dev çevresel krizler de üretiyor. Bu durum ise sadece insanlığın geleceğini değil, diğer milyonlarca canlının da yaşamlarını tehdit ediyor.

Çevresel tehditlerin pek çok kaynağı var: Her şeyden önce insanoğlu yeryüzünün iklimini değiştiriyor. Temiz su kaynaklarını tüketiyor, okyanusların kimyasını değiştiriyor, diğer canlıların yaşam alanlarını yok ediyor. İnsanlardan kaynaklanan bu etkiler o kadar güçlü ki, yeryüzü şu anda temel döngülerinde bile kuşku götürmez değişikliklerden geçiyor. Oysa su döngüsü, nitrojen ve karbon döngüleri, yaşamın kendisi için vazgeçilmez. Bu değişikliklerin kesin büyüklüğünü, zamanlamasını ve sonuçlarını tam olarak bilemiyoruz. Ancak bunların çok tehlikeli değişiklikler olduğu, ayrıca 10 bin yıllık medeniyet tarihimizde bir benzerinin görülmediği çok açık.

Üç farklı sistem

İşte sürdürülebilir kalkınma kavramı tam da burada başlıyor. Sürdürülebilir kalkınma derken, temel olarak üç farklı ve karmaşık sistemin uyumlu işleyişinden bahsediyoruz: Dünya ekonomisi, toplumlar ve yeryüzünün fiziki yapısı.

7,2 milyar insandan ve 90 triyon dolarlık yıllık üretimden oluşan bir dünya ekonomisi nasıl değiştirilebilir? Ekonomik büyümenin kaynağı nedir? Yoksulluk neden giderilemiyor? Milyarlarca insanın piyasalar, teknoloji, finans ve sosyal ağlar yoluyla birbirine bağlı olmasının sonucu nedir? Gelir, refah ve güç eşitsizliği içindeki bir küresel toplum nasıl işleyebilir? Yoksullar kaderlerini tersine çevirebilir mi? İnsanlığın karşılıklı güven ve anlayışı, sınıf ve güç çatışmalarını giderebilir mi? Dünya ekonomisi ile dünyanın fiziki yapısı çarpıştıklarında ortaya nasıl bir sonuç çıkacak? Gidişatı değiştirmenin, ekonomik kalkınmayı çevresel sürdürülebilirlik ile birleştirmenin bir yolu var mı?

Sürdürülebilir kalkınma kavramı, temel olarak dünyaya birtakım idealler sunuyor. Yani dünyamızın yerine getirmesi gereken bir dizi hedefi ortaya koyuyor. İşte bu kuralcı (ya da etik) bakış açısı içinde sürdürülebilir kalkınma kavramı, ekonomik ilerlemenin eşitçe paylaşıldığı, aşırı yoksulluğun giderildiği, isabetli politikalar yoluyla toplumsal güvenin tesis edildiği, ayrıca çevremizin insan kaynaklı bozulmalardan korunduğu bir dünya çağrısında bulunuyor. Burada sürdürülebilir kalkınma kavramının ekonomik, sosyal ve çevresel hedefleri olan bir küresel toplumu, yani bütünleşik bir çerçeveyi önerdiğinin altını çizmekte fayda var. Bu nedenle zaman zaman tanımı kısaca şöyle de yapıyoruz: “Sürdürülebilir kalkınma, toplumsal olarak kapsayıcı ve çevresel yönden sürdürülebilir bir ekonomik büyüme çağrısıdır.”

İyi yönetişim

Ekonomik, sosyal ve çevresel hedefleri yerine getirebilmek için dördüncü bir hedefin daha yerli yerine oturması gerekiyor. O da iyi yönetişim. Hükümetlerin toplumları refaha kavuşturmak için pek çok temel vazifeyi düzgün bir şekilde yerine getirmesi gerekiyor. Bu vazifeler arasında sağlık ve eğitim gibi temel sosyal hizmetler; yollar, limanlar ve elektrik gibi temel altyapı hizmetleri; bireylerin suç ve şiddetten korunması; temel bilimlerin ve yeni teknolojilerin desteklenmesi; ayrıca çevrenin korunması için gerekli düzenlemelerin yapılması yer alıyor. Elbette bu saydıklarımız, insanların hükümetlerinden beklediği hizmetlerin çok kısa bir özeti. Gerçekte ise insanlık çoğu kez yolsuzluklarla, savaşlarla ve kamu hizmetlerinden mahrumiyetle yüzleşmek zorunda kalıyor.

İyi yönetişimi sadece hükümetlerle sınırlandırmak da doğru değil. Çok uluslu şirketler de dünya siyaseti ve ekonomisinin önemli aktörleri. Bu nedenle bu şirketlerin yasalara uyması, çevreye saygılı olması, ayrıca özellikle aşırı yoksullukla mücadele konusunda içinde faaliyet gösterdikleri toplumlara yardımcı olmaları hayati önem taşıyor. Ancak aynen hükümetler örneğinde olduğu gibi burada da pek çok sorun var. Çok uluslu pek çok şirketin yolsuzluk, rüşvet, vergi kaçırma, kara para aklama ve çevresel hasara yol açma gibi pek çok skandala imza attıkları da bir gerçek.

Bu nedenle sürdürülebilir kalkınma idealinin temeline dört ana sütun yerleşiyor: Ekonomik refah, toplumsal kapsayıcılık ve kaynaşma, çevresel sürdürülebilirlik ve hükümetler ve özel sektör de dâhil olmak üzere başlıca sosyal aktörlerin iyi yönetişimi.

Sürdürülebilir kalkınmanın gerekleri belki çok fazla ve iddialı. Ayrıca bunları hayata geçirmenin önünde hiç de az engel yok. Ancak karşı karşıya olduğumuz tehlikeler de bir o kadar büyük. Bu kalabalık, eşitsiz ve kirlenmiş dünyamızda sürdürülebilir kalkınmayı başarabilmek, bizim neslimizin karşı karşıya olduğu en önemli sınav.

* Kaynak: Jeffrey Sachs: Age of Sustainable Development, Columbia University Press, Mart 2015

Standart
Diğer yazılar

Sürdürülebilir kalkınma hedefleri neler?

2015 Sonrası Kalkınma Gündemi’ne ilişkin Açık Çalışma Grubu, bu yılın sonunda 15 yıllık süresi dolacak olan 8 Binyıl Kalkınma Hedefi (BKH) yerine, 17 yeni Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi (SKH) önermişti.

Bunların 169 alt amacı bulunuyor.

Önerilen hedef ve amaçların arasında küresel kalkınma açısından pek çok dönüştürücü unsur var. Çalışma Grubu bu anlamda çok önemli ve aynı zamanda kapsamlı bir belge ortaya koydu.

Ortaya çıkan gündem UNDP’nin yeni stratejik planı ile de gayet uyumlu. Ülkelerdeki çalışma deneyimlerimizden bildiğimiz ve yoksulluğun azaltılması veya sürdürülebilir kalkınma açısından kritik önem taşıyan pek çok konu başlığı bu belgede yer alıyor.

Bunların arasında mecut BKH’ler de yer alıyor. Ancak onun yanında enerji, iklim değişikliği, çevresel bozulma ve biyoçeşitlilik ayrıca barışçı ve kapsayıcı toplumların desteklenmesi gibi konu başlıkları da var.

ÖNERİLEN* SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA HEDEFLERİ

1 – Yoksulluğun tüm biçimlerinin her yerde ortadan kaldırılması

Goal-1

2 – Açlığın sona erdirilmesi, gıda ve daha iyi beslenme güvencesinin sağlanması; sürdürülebilir tarımın desteklenmesi

Goal-2

3 – Sağlıklı yaşamların güvence altına alınması ve her yaşta esenliğin desteklenmesi

Goal-3

4 – Kapsayıcı ve eşitlikçi, nitelikli eğitimin güvence altına alınması ve herkes için yaşam boyu öğrenimin desteklenmesi

Goal-4

5 – Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve tüm kadınların ve kız çocuklarının güçlendirilmesi

Goal-5

6 – Herkes için suyun ve hijyenin erişilebilirliği ve sürdürülebilir yönetiminin güvence altına alınması

Goal-6

7 – Herkes için uygun fiyatlı, güvenilir, sürdürülebilir ve modern enerjinin güvence altına alınması

Goal-7

8 – Kesintisiz, kapsayıcı ve sürdürülebilir ekonomik büyümenin, tam ve üretken istihdamın ve herkes için insana yakışır işlerin desteklenmesi

Goal-8 (1)

9 – Dayanıklı altyapıların inşası, kapsayıcı ve sürdürülebilir sanayileşmenin desteklenmesi ve inovasyonun güçlendirilmesi

Goal-9

10 – Ülkeler içinde ve arasında eşitsizliklerin azaltılması

Goal-10

11 – Şehirlerin ve insan yerleşimlerinin kapsayıcı, güvenli, dayanıklı ve sürdürülebilir kılınması

Goal-11

12 – Sürdürülebilir tüketim ve üretim kalıplarının güvence altına alınması

Goal-12

13 – İklim değişikliği ve etkileri ile mücadele konusunda acilen eyleme geçilmesi

Goal-13

14 – Sürdürülebilir kalkınma için okyanuslar, denizler ve deniz kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımı

Goal-14

15 – Karasal ekosistemlerin sürdürülebilir kullanımının korunması, geliştirilmesi ve desteklenmesi, ormanların sürdürülebilir yönetimi, çölleşme ile mücadele, karasal bozulmanın durdurulması ve iyileştirilmesi ve biyoçeşitlilik kaybının engellenmesi

Goal-15

16 – Sürdürülebilir kalkınma için barışçı ve kapsayıcı toplumların desteklenmesi, herkes için adalete erişimin sağlanması ve her düzeyde etkili, hesap verebilir ve kapsayıcı kurumların inşası

Goal-16

17 – Uygulama araçlarının güçlendirilmesi ve kalkınma için küresel ortaklığın canlandırılması

Goal-17


Kaynak: Suggested UNDP Senior Management Talking Points on Post-2015, 7 Ocak 2015

* Henüz onaylanmamış olan önerilerdir.

Standart
Diğer yazılar

2015 Sonrası Kalkınma Gündemi nasıl olacak?

2015 Sonrası Kalkınma Gündemi’ne ilişkin tüm dünyada süren istişarelerin ardından Genel Sekreter Ban Ki-moon bir “sentez raporu ” yayımlamıştı 2014’ün Aralık ayında.

ptda-tagcloud

Bu raporda Genel Sekreter yeni kalkınma gündeminin içermesi gereken altı ana unsurun altını çizmişti. Bu unsurların üye devletler tarafından sahiplenilmesi büyük önem taşıyor.

Buradaki en önemli unsur ise “yönetişim” kavramının yeni kalkınma gündemindeki altı ana unsurdan biri olarak görülmesi. Kalkınma finansmanını sağlayan çoğu donör açısından bu durum olumlu bir gelişmeye işaret ediyor.

Benzer bir şekilde Afrika’nın iktisadi kalkınmaya vurgu isteği de “refah” başlığı altında karşılanmış oluyor.

G77 ülkeleri açısından da kalkınma gündeminin uygulanabilmesi için elzem olan “ortaklıklar” kavramının gündemde yer alması önem taşıyor.

Açık Çalışma Grubu, bu yılın sonunda 15 yıllık süresi dolacak olan 8 Binyıl Kalkınma Hedefi (BKH) yerine, 17 yeni Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi (SKH) önermişti. Bunların 169 alt amacı bulunuyor.

Genel Sekreter bu 169 amacın da BM tarafından teknik değerlendirmeye tabi tutulmasını önerdi.

Açık Çalışma Grubu’nun SKH raporu

Önerilen hedef ve amaçların arasında küresel kalkınma açısından pek çok dönüştürücü unsur var. Çalışma Grubu bu anlamda çok önemli ve aynı zamanda kapsamlı bir belge ortaya koydu.

Ortaya çıkan gündem UNDP’nin yeni stratejik planı ile de gayet uyumlu. Ülkelerdeki çalışma deneyimlerimizden bildiğimiz ve yoksulluğun azaltılması veya sürdürülebilir kalkınma açısından kritik önem taşıyan pek çok konu başlığı bu belgede yer alıyor.

Bunların arasında mecut BKH’ler de yer alıyor. Ancak onun yanında enerji, iklim değişikliği, çevresel bozulma ve biyoçeşitlilik ayrıca barışçı ve kapsayıcı toplumların desteklenmesi gibi konu başlıkları da var.

BM Kalkınma Grubu adına UNDP 2012 yılından bu yana 2015 sonrası kalkınma gündemine ilişkin istişarelerin başını çekiyordu. Açık Çalışma Grubu’nun raporunda bu sürece epeyce gönderme de yer alıyor. Süreç her ülkeden her kesimin görüşlerine açıktı. Örneğin MY World başlıklı ankete dünyanın dört bir yanından 7 milyondan fazla insan katıldı.

Raporda eşitsizlikler konusuna ayrıca güçlü bir vurgu yapılması da önem taşıyor. Sadece gelir ve refah eşitsizliği de değil. Ayrıca kadınlar ve kız çocuklarına yönelik ayrımcılık ve şiddet konusuna da güçlü bir vurgu var.

Elbette bazı kaygılar da yok değil. Örneğin UNDP’nin çalıştığı program ülkelerinin başlıca sorunlarından biri, kapasite ve veri eksiği.  Bu ülkelerde ilerleme nasıl izlenecek? Toplumsal cinsiyet eşitliği gibi temel bir unsur, diğer kalkınma öncelikleri arasında gözden kaçacak mı? Ülkeler önerilen 169 amaç arasından kendi kalkınma önceliklerine daha uygun olanlarına mı yönelecekler?

Kalkınmanın finansmanı

2015’in Temmuz ayında Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da kalkınma finansmanı üzerine büyük bir konferans yapılıyor.

Buradan çıkacak bir anlaşma, SKH’lerin belirlenmesinde ve başarısında önemli bir rol oynayacak. SKH’lerin BKH’lerden farkı, yeni kalkınma gündeminin hem ulusal hem de küresel düzeyde daha zorlu politika tercihlerini gerektirecek olması.

Ancak mali desteğin sağlanıyor olması özellikle en az gelişmiş ülkeler (EAGÜ’ler) için çok önemli.

“Uygulama araçları” üzerinde de dikkatli bir şekilde çalışılması gerekiyor. Ve bunlar sadece resmi kalkınma yardımları (RKY’ler) da değil.

Finansman anlamındaki taahhütler, kayıtdışı sermaye akışları ile mücadele ve uluslararası vergi meseleleri konusunda daha fazla işbirliğini içerebilecek. Ayrıca ülke içi kaynakların kalkınma için harekete geçirilmesi konusunda bir kapasite geliştirilmesi de bu bağlamda ele alınıyor.

Finansmanın da ötesinde teknoloji ve ticaret bağlamında da atılabilecek adımlar bu bağlamda ele alınabilir. Böylece kalkınma gündeminin “ne olduğu”, “nasıl uygulanacağı” sorusuna rehin kalmamış olacak.

Bir sonraki kalkınma gündeminin daha geniş ve dönüştürücü olması beklendiğinden, kalkınma finansmanının da çok kapsamlı bir biçimde ele alınması gerekiyor.

2002 yılında Meksika’nın Monterrey kentinde düzenlenen uluslararası kalkınma finansmanı konferansında altı maddelik uluslararası bir uzlaşma ortaya çıkmıştı. 2008 yılında bu konudaki ilerleme Doha’da yeniden ele alınmıştı.

İşte Addis Ababa sonuç belgesinde de, Monterrey‘den bu yana yeni ortaya çıkan veya daha fazla telaffuz edilmeye başlanan yeni güçlüklerle nasıl başa çıkılacağının muhakkak yer alması gerekiyor. (Örneğin, iklim değişikliği ve eşitsizlikler meseleleri)

SKH’lerin ister ülke içi kaynaklar, ister RKY’ler olsun, sadece kamu finansmanı yoluyla başarılamayacağı çok açık.

2015 sonrası kalkınma gündeminin başarılı olabilmesi için özel sektörden de ciddi bir kaynağa ihtiyaç duyulacak. Özel sektörün yatırım kararlarının 2015 sonrası gündemle uyumlu olabilmesi için teşvikler ve düzenleyici çerçeveler de gerekli olacak.

Yeni kalkınma döneminin finanse edilmesine dair planlar sadece istikrar varsayımı ile de yapılmamalı. Uluslararası toplumun krizlerin nasıl daha iyi önlenebileceği ve risklerin nasıl yönetilebileceği üzerine de düşünmesi gerekiyor. Bunlar sadece ekonomik krizler de değil. Tabii afetler, çatışmalar ya da salgın hastalıklar da bu kriz olasılıkları arasında yerini almalı.

Şu anda örneğin kamu sağlığı ya da yenilenebilir enerji gibi kritik alanlara yapılacak yatırımlar, hem riski azaltacak hem de gelecekte oluşabilecek maliyetleri en aza indirmiş olacak.

Veri Devrimi Raporu

Sürdürülebilir kalkınma için veri devrimi konusunu ele alan, bağımsız uzmanlardan oluşan istişare grubunun raporu da bu sürecin önemli çıktılarından biri.

UNDP, ülkelerin veri sistemlerini güçlendirmeleri konusunda destek vermeye hazır.

ARKA PLAN

Şu anda neredeyiz?

70 ülke hükümetlerinden oluşan “Açık Çalışma Grubu”, bir yıllık yoğun bir çalışmanın ardından, BM sisteminden ve sivil toplumdan gelen teknik bilgi ve tavsiyeleri de dikkate alarak, 2015 yılı sonunda BKH’lerin yerini alacak olan bir dizi yeni SKH önerisi oluşturdu.

Ortaya çıkan hedeflerin sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun ortadan kaldırılması çabalarını desteklemesi umuluyor.

Öneride 17 hedef ve 169 amaç yer alıyor. Bu hedefleri aşağıda bulmanız mümkün.

İlk 16 hedefin odaklandığı öncelik alanları:

  • (Yoksulluk, sağlık, eğitim, toplumsal cinsiyet alanlarındaki) mevcut BKH’lerin iddiasını artırmak

İlk 16 hedef ayrıca BKH’lere şu konularda yeni boyutlar da ekliyor:

  • ekonomik sürdürülebilirlik (kapsayıcı büyüme, istihdam, altyapı, sanayileşme)
  • çevresel sürdürülebilirlik (iklim değişikliği, okyanuslar ve kara tabanlı ekosistemler, sürdürülebilir tüketim ve üretim)
  • ayrıca tüm bunları bir arada tutan bir unsur olarak da “sürdürülebilir kalkınma için barışçı ve kapsayıcı toplumlar” (yönetişim gündemi, hukukun üstünlüğü, şiddet)

17’nci hedef ise uygulama araçlarını içeriyor (finansman, ticaret, teknoloji, kapasiye geliştirme, ortaklıklar ve veri)

BM Genel Kurulu, AÇG’nin önerilerinin SKH’leri 2015 sonrası kalkınma gündemine entegre etmenin temelini oluşturacağına karar verdi.

İlgili karar 10 Eylül 2014 tarihli oturumda alındı  (A/68/L.61, sözlü düzeltme ile, resmi yayımı A/RES/68/309).

Rapora giden yol nasıl açılmıştı?

AÇG, bir yılı aşkın bir süre çalıştı. BM Sisteminin 2015 sonrası Görev Gücü de bu gruba 29 konuda bilgilendirme sundu, ayrıca üzerinde çalışılan her konuda istatistikler sağladı.

Bu yılın başlarında genel kurulda müzakereler başlamış olmakla beraber, AÇG, kendi içindeki anlaşmazlıklara rağmen bir uzlaşma içinde raporunu sundu. Elbette anlaşmazlık konularının süreç boyunca yeniden ortaya çıkması beklenebilir.

AÇG’nin çalışmasının dayandığı başlıca belgeler şunlardı:

  • BM Genel Sekreterinin ÜDP (Üst Düzey Panel) raporu – ekonomi, toplum, çevre ve yönetişimi kapsayan 12 entegre hedef
  • Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı’nın (SKÇA) raporu – aynı boyutları içeren 10 entegre hedef
  • BM Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin raporu – ÜDP ve SKÇA raporlarına çok yakın bir belge
  • BM’nin kolaylaştırıcılığındaki ‘küresel diyalog’dan çıkan rapor – 2014 sonu itibariyle 7 milyon kişiye ulaşan bir istişarenin sonuçları. Bu istişare bir yönden de ilerici ve iddialı bir kalkınma gündemi için dış savunuculuğun sağlanmasını hedefledi.
  • BM Görev Gücü’nün 2015 sonrası raporu (Haziran 2012) – Hedef çerçevesinin dört temel alanı kapsaması gerektiğini belirten bir rapor (ekonomik, sosyal, çevresel boyutlar ve yönetişim/güvenlik konuları)

AÇG’nin çalışması açısından dikkat çekici olan husus şuydu: Tüm bu yolları dikkate alan, tutarlı bir metin oluşturması ve benzer hedef ve amaç önerilerini ortaya çıkarabilmesi.

AÇG’nin SKH önerilerinin başlıca güçlü yanları neler?

Önerilen gündemde temel kalkınma güçlüklerine son derece güçlü atıflar bulunuyor.

Örneğin:

‘Kimseyi geride bırakmamak’ olgusu, çerçeve boyunca yerini muhakkak alıyor. Hedeflerin pek çoğu sıfır seviyesini ya da tam kapsayıcılığı odağına alıyor. BKH’lerin güçlü bir biçimde ele aldığı alanlarda bile iddianın seviyesi yükseliyor.

En az gelir elde eden yüzde 40’lık kesimin gelirlerinin ortalamadan daha hızlı bir şekilde artırılması taahhüdü de önerilen hedefler arasında. Sosyal güvenlik sistemleri konusunda, ya da göçmenlik işlemlerinin daha düzenli ve güvenli yapılabilmesi konusuna da atıflar var.

Toplumsal cinsiyet eşitliği konusu, bu kez başlıbaşına bir hedef olarak karşımıza çıkıyor. Bunun içinde şiddetin, ayrımcılığın, çocuk evliliklerinin ve kadın sünnetinin her türlüsünün önlenmesi de yer alıyor.

Çevre konuları da güçlü bir şekilde öneriler içindeki yerini almış durumda. Kalkınma ve çevre konuları arasında daha güçlü bir bağ kuruluyor.Bu konu başlıkları şunlar: İklim değişikliği, deniz ve kara tabanlı ekosistemler ile sürdürülebilir tüketim ve üretim.

Ancak bunların belki de hepsinden daha dikkat çekici olanı, hükümetlerin yönetişim ve barışçı toplumlar konu başlığındaki hedefleri, kalkınma gündeminin içine dahil etmiş olması.Bunların arasında yasal aidiyet, doğum kaydı, yolsuzluk ve rüşvetle mücadele gibi dönüştürücü etkisi olan konular da var.

Yönetişim ve barışçı toplumlar konusunun kalkınma gündemine eklenmesi ne anlama geliyor?

Her şeyden önce, yeni kalkınma gündeminin saptanması konusu, hükümetler öncülüğünde yürütülen bir süreç. BM Genel Sekreteri, hedeflerin BM’nin yetkisi ve çalışma alanı ile uyumlu olması konusunda özel bir çaba göstermemek konusunda özellikle ihtiyatlı davrandı.

Bununla beraber, hükümetlerin bu konu başlığını kendi istekleri ile kalkınma gündemi önerilerine eklemiş olmaları, UNDP’nin konu hakkındaki çalışmalarından edindiği tecrübe ile de uyumlu. Ülkeler seviyesinde sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun ortadan kaldırılması çabalarının başarıya ulaşması için yönetişim başlığı üzerine de dikkatle eğilmek gerekiyor.

Esasen UNDP’nin yeni stratejik planı da, edindiğimiz yoğun saha deneyimlerine dayalı olarak, ülkeleri yönetişim, kurumsal kapasiteler, barış ve güvenlik alanlarında desteklemeyi hedefliyor.

İklim değişikliğinin de kalkınma gündemine eklenmesini nasıl karşılıyoruz?

UNFCCC yoluyla yasal olarak bağlayıcılığı bulunan bir müzakere sürecinin varlığı, herhangi bir bağlayıcılığı bulunmayan 2015 sonrası kalkınma gündemine de iklim değişikliği konusunun eklenip eklenmeyeceği tartışmalarını da alevlendirmişti.

AÇG sürecinin başında çoğu hükümet, bu düşünceye karşı çıktı.

Ancak yeni kalkınma gündeminin politika ve eğitime dair boyutlarının da bulunması ve bu gündemin 15 yıl boyunca yürürlükte kalacak olması nedeniyle, çoğu hükümet o dönemden bu yana bu itirazlarından vazgeçti.

Bunun bir nedeni de, iklim değişikliği konusunun gündeme bir başlık olarak eklenmemesi durumunda hem sivil toplumdan hem de iş dünyasından gelmesi muhtemel tepkilerdi.

İklim değişikliği konusunun gündeme eklenmiş olması, yeni kalkınma gündeminin kredibilitesi açısından da önem taşıyor. Ayrıca UNDP’nin yeni stratejik planı ile de uyum arz ediyor.

Çünkü iklim değişikliği, kalkınma kazanımlarının hızla tersine çevrilmesini beraberinde getirebilen etkileri beraberinde getiren bir olgu.

‘Evrensel’ ne demek?

Yeni kalkınma gündeminin ‘evrenselliğinin’, hükümetlerin üzerinde anlaştığı bir unsur olması, bu gündemin en dönüştürücü özelliği olabilir.

BKH gündemi kabaca RKY ile desteklenen bir yoksullukla mücadele çabası olarak özetlenebilirken, yeni SKH gündemi tüm ülkeleri kapsayan ortak kalkınma güçlüklerine odaklanıyor: Eşitsizlikler, istihdam, nitelikli sağlık hizmetleri, mesleki beceriler vs.

Çoğu ülkeyi ilgilendiren başka kalkınma güçlükleri de yeni gündemin içinde yer alıyor: Mali istikrar, geliştirilmiş ticaret, istikrarlı bir iklim vs.

Eğer uygulama imkanı bulabilirse, evrensellik ilkesi, zamanla ülkelerin birbiri ile bağlantı kurma biçimlerini de değiştirebilir. Ayrıca gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki temel farklılıkları da hızla anlamsız hale getirebilir.

Evrensellik ilkesinin tanımı bu kadar basit olmakla beraber, yanlış yorumlanma ihtimali de mevcut. Bunlardan biri, diğer ülkelere yoksulluk ya da sürdürülebilir kalkınma güçlükleri ile mücadelede yardımcı olma sözü verirken, kendi coğrafyalarındaki benzer sorunlara yeterince eğilmemek olarak özetlenebilir.

Bu nedenle evrenselliğin herkesi kapsayan bir olgu olduğunun altının sıklıkla çizilmesinde de fayda var.

Yapılması gereken diğer işler neler?

AÇG önerilerindeki açıklar neler?

Önerilen kalkınma gündeminde cinsel sağlık ya da üreme sağlığına ve haklarına dair çok az atıf var. Ayrıca Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı ICPD çıktılarına göre de daha az iddialı olduğu söylenebilir.

Bu nedenle:

  • Toplumsal cinsiyet eşitliği hedefinin güçlendirilmesi gerekiyor
  • Çoğu hedef ve amaç pratiğe uygun değil, muğlak olduklarından ve ölçülemediklerinden, fiilen uygulanmaları da mümkün değil.
  • Müzakerelerin son günlerinde, hedefler ve amaçlara dair ifadeler yumuşatıldı. Bu nedenle hedeflerin çoğu şu anda muğlak ve ayrıca sayısal hedefler de “ciddi oranda düşürülecek” benzeri daha zayıf ifadelerle değiştirildi. 

Çerçevenin güncellenmesi için bir ölçek var mı?

SKH önerileri konusundaki en önemli kaygı, ayrıca bu önerilerin potansiyel etkisini de en fazla güçleştiren olgu, önerilen gündemin çok geniş bir alanı kapsaması.

BKH’lerin eylemleri harekete geçirebilmesinin bir nedeni, sadece 8 hedef ve 21 amaca odaklanmasıydı.

SKH önerilerinin genişliğine dair endişeleri üç başlık altında toplamak mümkün:

  1. Kamu ya da özel sektör açısından kapasiteleri daha az olan ülkelerin gündemi uygulaması ve ilerlemeyi izlemesi zor olacak. BKH’leri bir izlemek zorken, şimdi BKH’ler için gerekenden çok daha fazla veriye ihtiyaç duyulacak.
  2. Onlarca önceliğin bulunması, aslında bir önceliğin bulunmaması anlamına da geliyor. Ülkeler hak tabanlı ya da dönüştürücü etkisi bulunan bazı gündem başlıklarını pas geçebilecekler. Çünkü bu kadar büyük bir gündem içinde hesap verebilirlik olgusunu devreye sokabilmek çok kolay olmayacak.
  3. Yeni kalkınma gündeminin küresel iletişimini yapmak da zor olacak.

Genel sekreter 2015 sonrası gündemine ilişkin sentez raporunu Aralık 2014’te yayımladı.

Raporda 17 hedefin yanı sıra şu 6 ana unsur yer alıyor:

1. Saygınlık: Yoksulluğu sona erdirmek ve eşitsizliklerle mücadele etmek

2. İnsanlar: Sağlıklı hayatları, bilgiyi, kadınların ve kız çocukların dahil edilmesini güvence altına almak

3. Refah: Güçlü, kapsayıcı ve dönüştürücü bir ekonomi oluşturmak

4. Gezegen: Tüm toplumlar ve çocuklarımız için ekosistemlerimizi korumak

5. Adalet: Güvenli ve barışçı toplumları, ayrıca güçlü kurumları desteklemek

6. Ortaklıklar: Sürdürülebilir kalkınma için küresel dayanışmayı kaldıraç olarak kullanmak

Bazı üye ülkeler, hedeflerin bu şekilde kümelenmesi konusunda çok istekli değiller. Özellikle de G77 ülkeleri. Bu ülkeler, AÇG önerilerinin hedefler ve amaçlardan oluşan mevcut halinin, ilgili hedefleri 2015 sonrası kalkınma gündemine entegre etme konusunda bir temel teşkil etmesi gerektiğini düşünüyor.

Genel Sekreterin raporu, 169 amacın BM sistemi tarafından yapılan teknik değerlendirmesini içeriyor. Ancak elbette üye ülkelerin ne söyleyeceği, gündemin son şeklini almasında belirleyici olacak.

Bağımsız Uzmanlar İstişare Grubu’nun Sürdürülebilir Kalkınma için Veri Devrimi Raporu

Genel Sekreter, 2015 sonrası kalkınma gündemine ilişkin veri üretimi, veri arzı ve ilerlemenin analizi için BM sisteminin ve diğer ortakların “veri devriminden” nasıl istifade edebileceği konusunda kendisine tavsiyelerde bulunacak bir Sürdürülebilir Kalkınma için Veri Devrimi Bağımsız Uzmanlar İstişare Grubu oluşturdu.

Bu istişare grubunun – Saymaya Değer bir Dünya (A World That Counts) – başlıklı raporunundaki ana mesajlar şunlar:

  • Veri, karar alma sürecinin olmazsa olmazı. Hesap verebilirliğin de hammaddesi. Kimseyi geride bırakmayan etkili sürdürülebilir kalkınma politikalarının tasarım, izleme ve değerlendirme süreçlerinde, zamanında ve yüksek nitelikli veriye ihtiyaç duyuluyor.
  • Yeni teknolojilerin bu konuda büyük bir fayda potansiyeli var: Özellikle özel sektörün gerçekleştirdiği veri devriminde bu faktör önemli bir rol oynadı. Ancak yine de verilerin geliştirilmesi konusunda başlıca görev, ülke seviyesindeki istatistik kurumlarına düşüyor.
  • Kamu politikalarının iyiliği açısından, veri devriminin kaynaklar ve kapasite güçlendirme ile desteklenmesi gerekiyor. Bunda da BM kuruluşlarının aktif rol oynaması gerekecek.

Şimdi ne olacak?

2015 sonrası kalkınma gündemi için uluslararası müzakereler

18 Aralık 2014’te Genel Kurul, 2015 sonası kalkınma gündemine ilişkin hükümetler arası müzakere sürecinin yöntemleri konusunda şu kararı aldı:

Genel Kurul,

1. Genel Sekreter’in 2015 sonrası kalkınma gündemine ilişkin “2030’a kadar Saygınlığa Giden Yol: Yoksulluğu Sona Erdirmek, Tüm Hayatları Dönüştürmek ve Gezegeni Korumak” başlıklı sentez raporunu not eder

2. Şunlara karar verir:

  • 2015 sonrası kalkınma gündemine ilişkin hükümetler arası müzakere süreci Genel Kurul’un usule ilişkin kuralları ve müesses uygulamaları ile uyumlu, açık, şeffaf ve kapsayıcı olacak, ayrıca 2015 sonrası kalkınma gündeminin kabulüne ilişkin BM zirvesi düzenlenmesine ilişkin Aralık 2014 tarihli kararla tutarlılık arz edecektir;
  • AÇG’nin uygulamalarına, ayrıca 2015 sonrası kalkınma gündemi zirvesi düzenlenmesine ilişkin genel kurul kararına dayalı olarak, ortak kolaylaştırıcılar, başlıca gruplar, sivil toplum, bilimsel ve bilgiye dair kurumlar, parlamentolar, yerel makamlar ve özel sektör de dahil olmak üzere ilgili paydaşların sürece dahil edilmelerini güvence altına alacak, bunların görüşlerini alacaktır;
  • Eylül 2015’te kabul edilmek üzere hazırlanacak olan sonuç belgesi şu ana unsurları içerebilecek: Deklarasyon; Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve Amaçları; Uygulama Araçları ve Sürdürülebilir Kalkınma için Küresel Ortaklık;  ayrıca izleme ve değerlendirme;
  • Genel Kurulun 68/309 sayılı kararı ile uygun olarak, diğer girdiler de dikkate alınmak kaydıyla, AÇG’nin önerileri, sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin 2015 sonrası kalkınma gündemine entegre edilmesi için temel bir zemin teşkil edecektir;
  • 2015 sonrası kalkınma gündemine ilişkin bir BM zirvesi düzenlenmesine dair karar ve 68/279 sayılı karar ile uygun bir biçimde, tutarlılığın desteklenmesi, sinerji yaratılması ve aynı konuda iki kez çaba gösterilmemesi amacıyla, hükümetler arası müzakereler ve Üçüncü Uluslararası Kalkınma Finansmanı Konferansı, ayrıca diğer hükümetler arası BM süreçleri arasında etkili bir eşgüdüm sağlanması için her türlü çaba gösterilecektir
  • 2015 sonrası kalkınma gündemine ilişkin sonuç belgesinin ilk taslağı, ortak kolaylaştırıcılar tarafından üye devletlerce sağlanan görüşler temelinde ve hükümetler arası müzakere sürecinde oluşan kapsamlı tartışmaları dikkate alarak hazırlanacak ve Mayıs 2015’e kadar hükümetler arası müzakereler için üye devletlere sunulacaktır;

Genel Kurul, aşağı yukarı şöyle bir yol haritasına da karar vermiş bulunuyor:

  • 19-21 Ocak 2015 [3 gün] – Mevcut durumun saptanması
  • 17-20 Şubat 2015 [4 gün] – Açıklama
  • 23-27 Mart 2015 [5 gün] – Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve Amaçları
  • 20-24 Nisan 2015 [5 gün] – Uygulama Araçları ve Sürdürülebilir Kalkınma için Küresel Ortaklık
  • 18-22 Mayıs 2015 [5 gün] – Takip ve gözden geçirme
  • 22-25 Haziran 2015 [4 gün] – Sonuç belgesi üzerinde hükümetler arası müzakereler
  • 20-24 Temmuz 2015 ve 27-31 Temmuz 2015 [10 gün] – Sonuç belgesi üzerinde hükümetler arası müzakereler

Genel kurul, uzlaşmayla varılan bir sonuç belgesine büyük önem atfediyor. Bu nedenle 2015 sonrası kalkınma gündemine dair sonuç belgesinin de tam bir uzlaşma içinde çıkması gerektiği üzerinde karara varıldı.

Zirvedeki etkileşimli diyalogların ortak teması “Dünyayı dönüştürmek: 2015 sonrası kalkınma gündemini ortaya çıkarmak” şeklinde olacak. Altı ayrı etkileşimli diyaloğun temaları da hükümetler arası müzakere süreci yoluyla saptanacak.

Genel Kurulun karar aldığı bir diğer konu da, bu yöntemlerin esnek olacağı ve gerektiğinde gözden geçirilebileceği.


Üçüncü Uluslararası Kalkınma Finansmanı Konferansı (Addis Ababa, Etiyopya, 13-16 Temmuz 2015)

Bu konferansın hükümetlerce müzakere edilen ve üzerinde uzlaşılan bir sonuç belgesini beraberinde getirmesi umuluyor. Konferansın sonuç belgesinde 2015 sonrası kalkınma gündeminin uygulanmasına katkıda bulunacak ve buna önemli katkılar sağlayacak unsurların yer alması bekleniyor.

Konferans şu konulara odaklanacak:

  • Monterrey Uzlaşması ve Doha Deklarasyonu‘nun uygulanmasındaki ilerlemenin değerlendirilmesi ve buralarda belirtilen hedef ve amaçların yerine getirilmesinde karşılaşılan güçlük ve kısıtların; ayrıca bu kısıtların aşılması için gerekli eylem ve girişimlerin değerlendirilmesi
  • Uluslararası kalkınma işbirliğinin desteklenmesi için son zamanlardaki çok taraflı çabalar bağlamındakiler de dahil olmak üzere, yeni oluşan ve gelişen güçlüklere, şunları dikkate alarak yanıt verilmesi:
    • değişmekte olan mevcut kalkınma işbirliği tablosu
    • Her türlü kalkınma finansmanı kaynağı arasındaki bağlantılar
    • Sürdürülebilir kalkınmanın üç boyutuna ilişkin finansman hedefleri arasındaki sinerjiler; ayrıca:
    • BM kalkınma gündeminin 2015 sonrasında da desteklenmesi ihtiyacı
    • Kalkınma finansmanı izleme sürecinin canlandırılması ve güçlendirilmesi.

Sürdürülebilir Kalkınma Finansmanı konusundaki Hükümetler Arası Uzmanlar Komitesi’nin raporu konferansın önemli girdilerinden biri olacak.

Bu rapor, bir yıllık bir çalışmanın ardından Ağustos 2014’te nihai halini almış ve ilgili taraflara sunulmuştu. UNDP bu komitenin çalışmalarına da katkıda bulundu.

Raporda, hükümetlerin aralarından seçim yapabilecekleri (kamu, özel sektör, ülke içi ve dışı kaynaklar için) bir dizi finansman seçeneği listeleniyor.

Rapor, tüm finansman biçimlerinin önemli ve birbirini tamamlayıcı olduğuna, ve herhangi birinin bir diğerinin yerini alamayacağına da vurgu yapılıyor.

Ancak kalkınma finansmanı için RKY’nin tek başına yeterli olamayacağı da belirtiliyor. Bu nedenle, kalkınma finansmanı için özel sektör kaynaklarının da harekete geçirilebilmesi gerekiyor.

Kısaca FfD (ya da KF) olarak anılan Kalkınma Finansmanı sürecinde başlıca altı resmi kurum rol oynuyor. UNDP de bunlardan biri. Diğerleri ise: DESA, UNCTAD, IMF, Dünya Bankası ve DTÖ.

BM Ekonomik ve Sosyal İşler Departmanı DESA’nın rolü koordinasyon.

UNDP’nin politika ve program destek bürosu (BPPS) da, UNDP’nin sürece katkıları üzerine çalışmak amacıyla, aralarında dış ilişkiler ve savunuculuk bürosu (BERA) ve bölge ofislerinin de yer aldığı küçük bir teknik ekip oluşturdu.

Konferansın hükümetler arası hazırlık süreci, Genel Kurul Başkanı’nın himayesinde, 17 Ekim 2014’te başlamıştı.

Bu süreçte Ocak 2015 boyunca kapsamlı bilgilendirme oturumlarının yanı sıra, sivil toplumla ve özel sektörle gayrıresmi etkileşimli oturumlar da düzenlendi. Sonuç belgesinin kaleme alınabilmesi için de Ocak, Nisan ve Haziran 2015 için ayrı oturumlar planlandı.

Kapsamlı gayriresmi oturumlar, 10 Kasım 2014’te UNDP Başkanı Helen Clark’ın açılış konuşması ile başlamıştı.

ÖNERİLEN SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA HEDEFLERİ

  1. Yoksulluğun tüm biçimlerinin her yerde ortadan kaldırılması
  2. Açlığın sona erdirilmesi, gıda ve daha iyi beslenme güvencesinin sağlanması; sürdürülebilir tarımın desteklenmesi
  3. Sağlıklı yaşamların güvence altına alınması ve her yaşta esenliğin desteklenmesi
  4. Kapsayıcı ve eşitlikçi, nitelikli eğitimin güvence altına alınması ve herkes için yaşam boyu öğrenimin desteklenmesi
  5. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve tüm kadınların ve kız çocuklarının güçlendirilmesi
  6. Herkes için suyun ve hijyenin erişilebilirliği ve sürdürülebilir yönetiminin güvence altına alınması
  7. Herkes için uygun fiyatlı, güvenilir, sürdürülebilir ve modern enerjinin güvence altına alınması
  8. Kesintisiz, kapsayıcı ve sürdürülebilir ekonomik büyümenin, tam ve üretken istihdamın ve herkes için insana yakışır işlerin desteklenmesi
  9. Dayanıklı altyapıların inşası, kapsayıcı ve sürdürülebilir sanayileşmenin desteklenmesi ve inovasyonun güçlendirilmesi
  10. Ülkeler içinde ve arasında eşitsizliklerin azaltılması
  11. Şehirlerin ve insan yerleşimlerinin kapsayıcı, güvenli, dayanıklı ve sürdürülebilir kılınması
  12. Sürdürülebilir tüketim ve üretim kalıplarının güvence altına alınması
  13. İklim değişikliği ve etkileri ile mücadele konusunda acilen eyleme geçilmesi
  14. Sürdürülebilir kalkınma için okyanuslar, denizler ve deniz kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımı
  15. Karasal ekosistemlerin sürdürülebilir kullanımının korunması, geliştirilmesi ve desteklenmesi, ormanların sürdürülebilir yönetimi, çölleşme ile mücadele, karasal bozulmanın durdurulması ve iyileştirilmesi ve biyoçeşitlilik kaybının engellenmesi
  16. Sürdürülebilir kalkınma için barışçı ve kapsayıcı toplumların desteklenmesi, herkes için adalete erişimin sağlanması ve her düzeyde etkili, hesap verebilir ve kapsayıcı kurumların inşası
  17. Uygulama araçlarının güçlendirilmesi ve kalkınma için küresel ortaklığın canlandırılması

Kaynak: Suggested UNDP Senior Management Talking Points on Post-2015, 7 Ocak 2015

Standart