Diğer yazılar

Küresel Hedefler. Ya da “17 Emir”

1 Ocak 2016, dünyamız için yepyeni bir dönemin başlangıcı olacak. 15 yıl sürecek olan yeni bir Küresel Kalkınma gündemi başlıyor. Kısaca Küresel Hedefler olarak adlandırılan bu 17 hedef, 2030 yılına gelindiğinde bambaşka bir dünya yaratmayı amaçlıyor.

skh yatayBundan 15 yıl önce dünya liderleri BM öncülüğünde dünyamızın temel kalkınma sorunlarının çözümünü odağına alan 8 hedefe imza atmışlardı. Binyıl Kalkınma Hedefleri (BKH) olarak adlandırılan bu hedefler aşırı yoksulluğu ve açlığı dünya üzerinden silmeyi, bireylerin sürdürülebilir bir yeryüzünde kuşaklar boyunca sağlıklı ve uzun yaşamalarını, iyi eğitim almalarını ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin her alanda sağlanmasını odağına almıştı.

Binyıl Kalkınma Hedefleri dünyanın pek çok yerinde büyük ölçüde başarılı oldu. Son 15 yıl içinde dünya üzerinde yoksulluk ve açlık büyük oranda azaldı, eğitimde ve toplumsal cinsiyet eşitliğinde önemli ilerlemeler sağlandı. Düzenli olarak ilerlemelerin ülkeler bazında raporlandığı bu hedefler özellikle en az gelişmiş ülkeler açısından büyük bir motivasyon kaynağı oldu. Ancak elbette dünyadaki genel ekonomik konjonktürün, Çin, Hindistan, Brezilya, Türkiye gibi ülkelerin hızlı ekonomik büyümelerinin de bu iyileşmeye, Binyıl Kalkınma Hedeflerinden daha fazla katkısı olduğunu savunanlar da yok değil.

Ancak tüm hedefler, 15 yılda tamamen başarılamadı. Örneğin karbon salımlarının azaltılmasında dünyamız hala önemli bir ilerleme sağlayamadı. Türkiye gibi hızlı gelişen ülkelerin kalkınma ve iklim değişikliği arasında bir denge tutturması hala büyük bir güçlük olarak önümüzde duruyor. Gelişmiş ülkeler ve en az gelişmiş ülkeler arasında karbon salımları açısından adil bir dengenin kurulması gerekiyor. Yoksulluk ve açlık, ayrıca hayatın pek çok alanındaki eşitsizlikler, hala pek çok yerde dünyanın bir utancı olmaya devam ediyor.

Binyıl Kalkınma Hedefleri 2000 yılında kabul edilip 1 Ocak 2001’de yürürlüğe girdiğinde çok az kişinin bundan haberi olmuştu. Bu hedefler büyük oranda teknokratlar tarafından New York’taki BM genel merkezinin bodrum katında geliştirilmiş, zaman kısıtlaması, istenen düzeyde bir küresel istişare mekanizmasına izin vermemişti.

Bu sefer durum böyle olmadı. 2012 yılında düzenlenen Rio+20* konferansında, BKH’lerin devamında yeni bir 2015 sonrası kalkınma gündemi oluşturulması ve bunun çok daha kapsayıcı bir gündem olması tavsiye edildi. Hemen ardından da küresel bir istişare mekanizması başlatıldı. Türkiye dahil onlarca ülkeler milyonlarca insana ulaşıldı. Herkese 2030 yılında nasıl bir dünya istediği soruldu. Çevrimiçi anketlere tüm dünyadan 7 milyondan fazla birey katıldı. Türkiye’den Kadir Topbaş’ın da yer aldığı dünyadan pek çok önde gelen isim, sık sık bir araya gelerek yeni kalkınma gündeminin nasıl olması gerektiğini tartıştı. Hükümetler kendi kalkınma önceliklerini içeren raporları BM’ye sundular. Ve böylece ortaya 17 maddeden oluşan Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH) çıkmış oldu.

Herkes için kolaylık olsun diye kısaca Küresel Hedefler dediğimiz bu hedefler, temelini 1992 yılındaki Rio Konferansı’ndan alıyor. Ayrıca sadece BM içindeki teknokratlar tarafından değil, tüm dünya tarafından uzun uzun tartışılan ve onaylanan ilk küresel belge de diyebiliriz bu hedeflere. Küresel Hedefler’in bir diğer farkı ise artık sadece gelişmekte olan ülkeleri değil, tüm dünyayı kapsaması. Yani artık ABD, İsveç, Norveç veya Japonya da bu hedeflerin bir parçası.

Peki neden 8 hedef birdenbire 17 hedefe çıktı? Binyıl Kalkınma Hedeflerinin listesini Küresel Hedefler ya da SKH ile karşılaştırdığınızda bunu daha rahat anlıyorsunuz. Kalkınmanın sonucu olmakla beraber aynı zamanda birer önkoşulu olarak da kabul edilen birçok yeni madde eklendi dünyamızın kalkınma gündemine. Bunlardan biri, örneğin 16 numaralı BKH. Yani, Barış ve Adalet. Bu hedefin alt maddelerinden biri bilgiye kamu erişiminin sağlanması ve temel özgürlüklerin korunmasını içeriyor. Yani ifade ve basın özgürlüğü dâhil tüm temel özgürlüklerin artık kalkınmanın önkoşulu olduğu tüm dünyaca kabul edilmiş oluyor ve bu alandaki ilerlemelerin her ülke tarafından raporlanması gerekecek.

Eşitsizlikler konusu da 10 numaralı SKH olarak Küresel Hedefler içinde yerini almış bulunuyor. Ülkeler arasında olduğu kadar, ülkelerin kendi içinde de hayatın her alanında, her bölgede, her cinsiyetten, genç veya yaşlı, engelli veya engelsiz tüm bireyler için var olan tüm eşitsizliklerin ortadan kaldırılması artık başlı başlına bir küresel kalkınma hedefi olarak tescillenmiş oldu.

Özel sektörün her bir Küresel Hedef konusunda neler yaptığını raporlamasının teşvik edilmesi ise bir diğer önemli konu. Özel sektörde bu alanda Türkiye’de önemli ilerlemeler olmakla beraber daha çok çabaya ihtiyaç duyulduğunu da vurgulamak gerekir son olarak.

ban

Ban Ki-moon: Binyıl Kalkınma Hedefleri yoksullukla mücadele alanında tarihin en başarılı küresel kampanyasıydı. 2015 sonrasında SKH sayesinde yoksulluğun ortadan kaldırılması, herkesi kucaklayan bir kalkınmanın sağlanması ve insan onuruna yakışır bir dünya inşa edilmesi için uluslararası topluluğun sorumluluğunu yerine getireceğinden eminim.

YENİ KÜRESEL HEDEFLER

 

  • Hedef 1. Yoksulluğun tüm biçimlerinin her yerde ortadan kaldırılması
  • Hedef 2. Açlığın sona erdirilmesi, gıda güvenliği ve daha iyi beslenme güvencesinin sağlanması; sürdürülebilir tarımın desteklenmesi
  • Hedef 3. Sağlıklı yaşamların güvence altına alınması ve her yaşta esenliğin desteklenmesi
  • Hedef 4. Kapsayıcı ve eşitlikçi, nitelikli eğitimin güvence altına alınması ve herkes için yaşam boyu öğrenimin desteklenmesi
  • Hedef 5. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve tüm kadınların ve kız çocuklarının güçlenmesi
  • Hedef 6. Herkes için suyun ve sıhhi koşulların erişilebilirliği ve sürdürülebilir yönetiminin güvence altına alınması
  • Hedef 7. Herkesin uygun fiyatlı, güvenilir, sürdürülebilir ve modern enerjiye erişiminin güvence altına alınması
  • Hedef 8. Kesintisiz, kapsayıcı ve sürdürülebilir ekonomik büyümenin, tam ve üretken istihdamın ve herkes için insana yakışır işlerin desteklenmesi
  • Hedef 9. Dayanıklı altyapıların inşası, kapsayıcı ve sürdürülebilir sanayileşmenin desteklenmesi ve yenilikçiliğin güçlendirilmesi
  • Hedef 10. Ülkeler içinde ve arasında eşitsizliklerin azaltılması
  • Hedef 11. Şehirlerin ve insan yerleşimlerinin kapsayıcı, güvenli, dayanıklı ve sürdürülebilir kılınması
  • Hedef 12. Sürdürülebilir tüketim ve üretim kalıplarının güvence altına alınması
  • Hedef 13. İklim değişikliği ve etkileri ile mücadele konusunda acilen eyleme geçilmesi
  • Hedef 14. Sürdürülebilir kalkınma için okyanuslar, denizler ve deniz kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımı
  • Hedef 15. Karasal ekosistemlerin sürdürülebilir kullanımının korunması, geliştirilmesi ve desteklenmesi, ormanların sürdürülebilir yönetimi, çölleşme ile mücadele, karasal bozulmanın durdurulması ve iyileştirilmesi ve biyoçeşitlilik kaybının engellenmesi
  • Hedef 16. Sürdürülebilir kalkınma için barışçıl ve kapsayıcı toplumların desteklenmesi, herkes için adalete erişimin sağlanması ve her düzeyde etkili, hesap verebilir ve kapsayıcı kurumların inşası
  • Hedef 17. Uygulama araçlarının güçlendirilmesi ve Sürdürülebilir Kalkınma için Küresel Ortaklığın canlandırılması

BKH’LERİN BAŞARISI

  • Birinci hedef – Aşırı yoksulluk ve açlıkla mücadele – Tarihe yoksullukla mücadele alanındaki en başarılı kampanya olarak geçti. 1990-2015 yılları arasında aşırı yoksulluk sınırında yaşayan insan sayısı yarı yarıya azaltıldı.

 

  • İkinci hedef – herkesin en az ilköğretim eğitimi alması– BKH’lerin uygulanması sonucu alt Sahra bölgesinde okula kayıt oranı 2000 yılından bu yana yüzde 20 artı. Bu oran 1990-2000 yılları arasında yüzde 8’di. Dünya genelinde okula gitmeyen çocuk sayısı 2000 yılında 100 milyon iken BKH’ler sayesinde 2015 yılında 57 milyona düştü.

 

  • Üçüncü hedef – Kadın erkek eşitliği ve kadınların toplumdaki konumlarının güçlendirilmesi – Artık kadınlar dünya genelinde parlamentolarda daha fazla temsil ediliyorlar, tarım dışı istihdamda daha falza yer alıyorlar. Ayrıca eğitimde cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına yönelik olarak da önemli ilerleme sağlanmış bulunuyor.

 

  • Dördüncü hedef – çocuk ölümlerinin azaltılması – BKH’ler en büyük başarıyı çocuk ölümlerinin azaltılması alanında sağladı. 1990-2015 yılları arasında bir yılda hayatını kaybeden beş yaş altı çocuk sayısı üç kattan fazla azaldı.

 

  • Beşinci hedef – anne sağlığının iyileştirilmesi – BKH’ler sayesinde artık daha fazla sayısıda kadın hamilelik ve sonrasında sağlık hizmetine erişebiliyor. Dünya genelinde hamilelik ya da doğum sırasında ölüm oranları neredeyse yarı yarıya azaldı. Günümüzde küresel ölçekte doğumların dörtte üçü sağlık çalışanlarının gözetiminde gerçekleşiyor.

 

  • Altıncı hedef – HIV/AIDS, sıtma ve diğer hastalıklarla mücadele –HIV/AIDS vakalarında yüzde 40 azalma, antiretroviral ilaçlara erişim sağlanması, sıtmadan ölüm oranlarındaki büyük düşüş, verem tedavisinde elde edilen başarı BKH’lerin hastalılarla mücadeledeyi mümkün kıldığını kanıtlıyor.

 

  • Yedinci hedef – çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması – BKH’ler sayesinde 1990’dan bu yana küresel nüfusun yüzde 90’dan fazlasının daha temiz içme suyuna erişimi sağlandı. Ozon tabakasının korunması çalışmaları sayesinde zararlı gazların üretimi engellendi.

 

  • Sekizinci hedef – kalkınma için küresel ortaklık oluşturulması – Gelişmiş ülkelerin verdiği resmi kalkınma yardımı 2000-2014 yılları arasında reel anlamda yüzde 66 arttı.

 

GÜNDEM 21 – RIO+20 BAĞLANTISI

*1992 yılında Rio’da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda, ekonomik büyüme, sosyal adalet ve çevrenin korunmasını temel alan Gündem21 adlı bir belge ortaya çıkmıştı. Rio+20 ise 2012 yılında, tüm bu alanlardaki 20 yıllık ilerlemenin ele alındığı bir izleme ve değerlendirme konferansıydı. Yeni Küresel Hedefler ise temelini küresel istişareler, BKH’lerden alınan dersler ve işte bu önemli belgeden alıyor.

 

SOSYAL MEDYADA İZLEYİN

  • Sosyal Fayda Zirvesi 2015 New York ve İstanbul buluşmaları yeni Kalkınma Hedeflerini odağına aldı. Ayrıca dünyada 100’ü aşkın ülkede düzenlendi. #2030Şimdi #2030Now
  • Herkesin Radyosu (Radio Everyone) #radioeveryone projesi, 17 hedefi 7 günde dünya üzerindeki 7 milyar kişiye anlatmayı hedefledi
  • Tell Everyone #telleveryone, Stephen Hawking de dâhil olmak üzere pek çok ünlü ismin destek verdiği bir bilgilendirme kampanyasıydı.
  • Küresel Hedefler’i daha yakından incelemek isterseniz #globalgoals #kureselhedefler etiketleri ile sosyal medyada kısa bir arama yapabilirsiniz.

 

İNTERNETTE İNCELEYİN

17 yeni Küresel Hedef ve bunların 169 alt başlığı hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek isterseniz:

Sosyal Fayda Zirvesi nedir diye merak ediyorsanız:

 

 

Ayrıca her bir 17 hedef için EN materyal:

http://www.globalgoals.org/resource-centre/

http://www.globalgoals.org/resource-centre/the-basics/ 

 

 

 

Standart
Diğer yazılar

Nedir Güney-Güney İşbirliği ve Üçlü İşbirliği?

Kısaca tanımlamak gerekirse Güney-Güney İşbirliği, kalkınmakta olan iki ülkenin birbirine yönelik kalkınma desteğini ifade ediyor. Bu işbirliğini üçüncü bir taraf kolaylaştırıyorsa, buna Üçlü İşbirliği diyoruz. BM’nin Güney-Güney İşbirliği Ofisi (UNOSSC) de işte bu süreci izleyip kolaylaştırmakla sorumlu. İzmir’de bu hafta yapılacak bir toplantı, işte bu konuyla yakından ilgili.

UNOSSC logosu, Güney yarım küredeki ülkeler arasına kurulan bir köprüyü, yani Güney-Güney kalkınma işbirliğini temsil ediyor.

UNOSSC logosu, Güney yarım küredeki ülkeler arasına kurulan bir köprüyü, kısaca Güney-Güney kalkınma işbirliğini temsil ediyor. Yani, kalkınmakta olan ülkeler arasındaki işbirliğini.

Güney-Güney İşbirliği, kaynakların, teknolojinin ve bilginin gelişmekte olan ülkeler, diğer bir deyişle küresel Güney ülkeleri arasında paylaşımını tanımlamak için kullanılan bir terim. Güney-Güney işbirliği, Kuzey-Güney işbirliğinin bir alternatifi değil tamamlayıcısı.

Üçlü İşbirliği ise geleneksel bir donör ülke, Güney’den yükselen bir donör ülke ve yine Güney’den faydalanıcı bir ülke arasındaki işbirliğini anlatıyor.

Birleşmiş Milletler Güney-Güney İşbirliği Ofisi (UNOSSC), Güney-Güney ve Üçlü İşbirliğini küresel olarak ve Birleşmiş Milletler sistemi içinde artırmak, koordinasyonunu yapmak ve desteklemek ile görevli.

Arka plan

1974 yılında UNDP içinde kurulan bir ofis, gelişmekte olan ülkelerin kendi aralarındaki teknik işbirliğini desteklemekle görevlendirilmişti.

1978 yılında kabul edilen Buenos Aires Eylem Planı (BAPA), o dönemde adı TCDC (Gelişmekte Olan Ülkeler Arası Teknik İşbirliği) olan bu ofisin güçlendirilmesini sağladı.

BAPA, bu yeni ofisin yetkisini şu şekilde tarif ediyordu: Güney-Güney ve Üçlü işbirliğini küresel ölçekte ve BM sistemi içinde artırmak, koordine etmek ve desteklemek.

BAPA, TCDC için 15 odak alanı belirlemiş ve en az gelişmiş ülkelere, denize kıyısı olmayan gelişmekte olan ülkelere ve yine gelişmekte olan küçük ada devletlerine özel bir dikkat gösterilmesini istemişti.

BAPA’nın kabul edildiği 19 Ekim günü, 2004 yılından bu yana Güney-Güney İşbirliği Günü olarak kutlanıyor. Aynı yıl, TCDC artık Güney-Güney İşbirliği Özel Birimi (SU/SSC) olarak anılmaya başladı. Şu anda ise ofise kısaca UNOSSC diyoruz. Yani BM Güney-Güney İşbirliği Ofisi.

IFAD ile işbirliği ve 2015 İzmir toplantısı

Gelelim mevzumuza.

Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) ve Birleşmiş Milletler Güney-Güney İşbirliği Ofisi (UNOSSC) 2014 yılında ortak bir girişim başlattı.

Tarımsal Kalkınma ve İyileştirilmiş Gıda Güvenliği için Güney-Güney ve Üçlü İşbirliği (SSTC-ADFS) girişimi, adı üstünde Güney-Güney işbirliğinin tarım ve gıda konusundaki potansiyel faydalarına odaklanıyor. Bu kapsamda farklı toplantılarda gelişmekte olan ülkeler, uzmanlıklarını ve tecrübelerini birbirlerine aktaracaklar. Ardından başka faaliyetler gelecek.

Kasım 2014’te Washington’da düzenlenen SSTC-ADFS’nin resmi açılışı sırasında yapılan anlaşma ile bu toplantılar dizisinin ilkinin Türkiye’de yapılmasına karar verilmişti.

İşte bu kapsamda Birleşmiş Milletler Güney-Güney İşbirliği Ofisi tarafından İzmir’de 22-24 Temmuz arasında bir bilgi paylaşım ve koordinasyon toplantısı düzenleniyor. Türkiye’nin üstlendiği konu başlığı ise çiftçi örgütlerinin yönetimi ile ilgili başarılı yerel çözümler.

Su kaynaklarının etkin yönetimi, tarımsal biyoteknoloji ve hayvancılığın gelişimi gibi SSTC-ADFS girişiminin kapsadığı diğer temalar da toplantıda ele alınacak konular arasında.

Kimler geliyor

Orta Doğu, Kuzey Afrika, Avrupa ve Orta Asya’dan gelen bakanlık ve mükemmeliyet merkezi temsilcileri, İzmir’de bilgi ve görüş paylaşımında bulunacak.

Cezayir, Macaristan, Fas, Türkiye ve Özbekistan’dan teknik uzmanlar ve temsilciler, çiftçi örgütlerinin yönetimi ile ilgili başarılı yerel çözümler ve tarımsal kalkınma ile gıda güvenliğine katkı sağlayan yönlerini ele alacak.

Bu yolla, Arap Devletleri ve Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu bölgelerindeki paydaşların ve kurumların kendi metotlarını geliştirmeleri ve aynı zamanda komşularında denenmiş ve sınanmış yöntemleri uygulamaları hedefleniyor.

Toplantıda sunulan tekrarlanabilir ve ölçeklenebilir çözümlerden bazılarının, özellikle gençlerin ve kadınların faydasını amaçlayan pilot çözümlerin toplantıya katılan ülkelerde seçilen kırsal alanlara transferi için temel oluşturması bekleniyor.

Türkiye’nin katkısı

İzmir’deki Bilgi Paylaşımı ve Koordinasyon Toplantısı, yukarıda tarif ettiğim SSTC-ADFS girişimi kapsamında Birleşmiş Milletler Güney-Güney İşbirliği Ofisi tarafından düzenleniyor.

Türkiye’nin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı da, İzmir’de bulunan Uluslararası Tarımsal Araştırma ve Eğitim Merkezi aracılığıyla ev sahipliği yapıyor.

Geçtiğimiz 20 yılda gelişmekte olan pek çok ülke, büyük çoğunluğu Güney’deki diğer ülkelerle de paylaşılabilecek potansiyelde çok önemli deneyim, uzmanlık, teknik bilgi ve teknoloji geliştirdi. Bu nedenle, Güney-Güney işbirliği bölgesel ve bölgeler arasındaki kalkınma için birincil kaynak haline geliyor.

Toplantı gündemi:  

Konsept notu: 

Basın köşesi: Basın Daveti | Media Advisory

Güney-Güney İşbirliği ile ilgili daha fazla bilgi: ssc.undp.org

Etkinlik sosyal medya etiketi: #izmirssc

Standart
Diğer yazılar

Suriyeli mülteciler için acilen 3,5 milyar dolar gerekiyor

Suriye’deki çatışmalardan kaçan yaklaşık 4 milyon mültecinin yanı sıra komşu ülkelerde bu mültecilere ev sahipliği yapan topluluklardaki 20 milyon kişinin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yürütülen yardım çalışmaları, finansman açığı nedeniyle sekteye uğruyor.  

Suriye Krizi Müdahalesine yönelik geliştirilen Bölgesel Mülteci ve Güçlendirme Planı (3RP) kapsamında 200’ü aşkın paydaş, 3RP’ye destek taahhütlerini bir an önce yerine getirmeleri için geçen hafta bir kez daha uluslararası topluma çağrıda bulundu.

BM kuruluşları ve STK’lar tarafından 3RP kapsamında yürütülen programlar için 4,5 milyar dolara ihtiyaç duyulmasına rağmen, Mayıs sonu itibariyle yalnızca 1 milyar dolar toplanabildi. Diğer bir deyişle, 3,5 milyar dolarlık bir açık var.

Öyle ki BM ve ortakları, önümüzdeki altı ay boyunca milyonlarca insanın en temel ihtiyaçlarını karşılayamayabilir.

Finansman açığı nedeniyle, 1.6 milyon mülteci bu yıl gıda yardımlarından yeterince yararlanamadı. 750 bin çocuk ise okula gidemiyor.

Gereken finansman sağlanmazsa, yaklaşık 130 bin aile nakit yardımından yararlanamayacak ve aylık gıda kuponlarını alamayacak.

Bölge genelindeki milyonlarca insana su ve arıtma hizmetlerinin ulaştırılmasında da birtakım zorluklar yaşanacak.

1.7 milyon kişi yakıt, barınak, yalıtım, battaniye veya kışlık kıyafet gibi ihtiyaçları karşılanmadan kış mevsimine girebilir.

Geçen yıl aralarında çocukların da bulunduğu çok sayıda kişi, son kırk yılın en soğuk kışı nedeniyle hayatını kaybetmişti.

2015 yılını yarılamış olmamıza rağmen, gereken finansmanın ancak dörtte birini elde ettik. Kış mevsimi ise kapıda.

Bu nedenle, 3RP paydaşları plan yapabilmek ve yardımları zamanında ulaştırabilmek için acil olarak mali destek verilmesini talep ediyor.

Suriye krizi, ev sahibi ülkeler üzerinde de çok önemli sosyal ve ekonomik etkiler yarattı. Beşinci yılına giren Suriye krizi, kalkınmayı ve küresel güvenliği de olumsuz etkiliyor.

3RP eksiksiz bir şekilde finanse edilirse, bu plan insanların iş bulmalarına yardımcı olacak, mikro işletme fırsatlarına erişimlerini sağlayacak ve aileler için gıda güvenliğini arttıracak. Böylelikle, istikrarın yeniden yaratılmasına da katkıda bulunacak.

Ev sahibi ülkelerin üzerindeki baskı arttıkça, sığınma arayan Suriyelilerin güvenli bir şekilde yaşamaları da zorlaşıyor.

Suriyeli mülteciler, Akdeniz’i aşıp Avrupa’ya ulaşmak için tehlikeli yolculukları göze alıyor. Bu sebeple her geçen gün daha fazla Suriyeli hayatını kaybediyor.

Bu nedenle 3RP raporu, bir an önce finansman desteği sağlanması, Suriyeli mülteciler için yeniden yerleştirme fırsatları ve başka insani kabul türlerinin geliştirilmesi gibi çözümler üzerinde duruyor.

3RP nedir?

Suriye Krizine yönelik Bölgesel Mülteci ve Güçlendirme Planı (3RP);

  • mültecilerin korunma ihtiyaçlarını karşılamayı,
  • en dezavantajlı durumdaki bireylerin insani ihtiyaçlarını gidermeyi
  • ve Suriye krizinin Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır gibi komşu ülkeler üzerindeki sosyoekonomik etkilerini değerlendirmeyi amaçlayan uluslararası bir yardım girişimi.

3RP kapsamında, 5.5 milyar dolarlık finansman talep ediliyor. Bu miktarın, 1 milyar doları ev sahibi devletlerin ihtiyaçlarına, 4.5 milyar doları ise BM kuruluşları ve STK’lar tarafından yürütülen programlara ayrılacak.

Bu finansman çağrısı, 2015’in sonunda bölgedeki Suriyeli mülteci sayısının 4.3 milyona ulaşacağı varsayımına dayanıyor.

3RP ayrıca krizden etkilenen 20 milyon ev sahibi topluluk üyesine yardım götürmeyi de amaçlıyor.

Raporu indirmek ve 3RP hakkında daha fazla bilgi almak için: www.3RPSyriaCrisis.org

3RP’ye dâhil olan bütün kuruluşların iletişim bilgileri de burada.

Standart
Diğer yazılar

‘Sayısal iletişimi odağımıza aldık’*

BM Kalkınma Programı’nın sürdürülebilir kalkınma çalışmalarının temelinde bilişim teknolojileri yer alıyor.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye İletişim Koordinatörü Faik Uyanık, BT’nin kendi temel çalışma başlıklarının hepsinin içinde kesişen bir alan olduğunu söyleyerek BT odaklı projeleri hakkında bilgi verdi.

Birleşmiş Milletler’in küresel kalkınma ağı olan UNDP, insanlara bilgi, deneyim ve daha iyi bir yaşam kurmaları için kaynak ulaştıran ve değişimi savunan bir kuruluş.

BM Kalkınma Programı Avrupa ve BDT Bölge Merkezi’nde çalışmalar yürüten Faik Uyanık, Türkiye İletişim Koordinatörlüğü görevinin yanı sıra Doğu Avrupa ve Orta Asya’yı kapsayan bölge ofisinin de iletişim ekibinde yer alıyor.

UNDP, 177 ülke ve bölgede, çeşitli ortaklarıyla birlikte, toplumlara kendi buldukları çözümlerde yardımcı olarak, onların ulusal ve küresel kalkınma çabalarına destek veriyor.

UNDP Türkiye’nin de 3 temel alanda ilerleme kaydetmek için çalıştığının altını çizen Uyanık, bunları şöyle sıraladı:

Kapsayıcı ve sürdürülebilir büyüme, kapsayıcı ve demokratik yönetişim ve iklim değişikliği ile çevre.

Uyanık, “UNDP, bu temel alanlara ek olarak, politika ve projelerde, kadınların, özel sektörün, kapasite geliştirilmesinin ve ‘Bilişim ve İletişim Teknolojileri’nin rolüne büyük önem veriyor. UNDP, bu alanlarda ilerleme kaydedilebilmesi ve Türkiye’nin kalkınmasına katkıda bulunabilmek için, hükümet, yerel yönetimler, sivil toplum, üniversiteler ve özel sektörle ortaklıklar kuruyor. Biraz önce de dile getirdiğim gibi BT; temel çalışma başlıklarımızın hepsinin içinde kesişen bir alan. BT’yi kalkınmaya  katkı sunan bir araç olarak görüyoruz. Kalkınmadan anladığımız da sürdürülebilir, kapsayıcı ve insani kalkınma. BT bizim için her türlü hedefe giden yolda kolaylaştırıcı bir unsur” dedi.

Türkiye’nin farklı şehirlerinden gençler BT alanında yetiştirilip yarının dünyasına hazırlanıyor

Türkiye’nin orta gelir tuzağının içinde olduğuna dikkat çeken Uyanık, “Böyle ülkeler, bir türlü belli bir noktadan sonra daha fazla büyümeyi başaramıyor, bir tıkanma söz konusu oluyor. Oysa katma değer yaratan sektörlere odaklanmak çok önemli; bunların en başında da BT geliyor.  BT diğer tüm sektörleri de besliyor” açıklamasını yaparak UNDP’nin BT’yi de kapsayan projelerini şöyle anlattı:

“‘Geleceğini Tasarla Programı’ hâlâ devam ediyor. Program ortakları arasında Microsoft, Kalkınma Bakanlığı da var. Programda; genç gönüllüler kendi BT uzmanlıklarını akran eğitimi yöntemiyle kitlelere yaygınlaştırıyor. Çevrimiçi ve yüz yüze eğitimlerle gençlerin kişisel gelişimleri ve kapasiteleri geliştiriliyor. İnternet girişimciliği ve internet güvenliği konusunda gençler arasında farkındalığın artırılması hedefleniyor. ‘Bilişimde Genç Hareket’ programında; UGP, Cisco, İTÜ, Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği ile TBV bulunuyor. Bu programda da Türkiye’nin farklı şehirlerinden yüzlerce genç BT alanında eğitilerek yarının dünyasına hazırlanıyor. ‘Dijital Dünyana Beni de Dahil Et’ projesinin ortakları da; Intel, MEB, TBV ve Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği. Uzun soluklu bu dönüşüm projesi; Türkiye’de sayısal uçurumun kapatılması için kamu, özel sektör, kalkınma ajansları ve STK iş birliğiyle başlatıldı ve yaratıcı bir nesil yetiştirmek projenin başlıca hedeflerinden biri oldu. ‘Türkiye’de Gençlik Ağlarının Güçlendirilmesi Projesi’nde de, Cisco ve Teachers Without Borders ile çalıştık. Projede yeni gençlik merkezlerinin ve gençlik STK’larının faaliyetleri hakkında veritabanı oluşturuldu, web 2.0 ve internet güvenliği gibi konularda sanal eğitimler alınabilmesi hedeflendi. Türkiye Vodafone Vakfı’nın da ortakları arasında yer aldığı ‘Bilgisayar Bilmeyen Kalmayacak Projesi’ sona erdi. Proje sayesinde 81 ilden 1 milyon genç bilgisayar eğitimlerini ücretsiz olarak aldı. ‘Internetle Hayat Kolay Projesi’nin amaçlarından biri de yeni medya araçlarının bilinçli kullanımı konusunda farkındalık sağlamak. Proje ortakları arasında TTNET de bulunuyor. Projenn sonunda 123 gönüllü eğitmenle toplamda 12 bin kişi sayısal dünya ile tanıştırılacak. İlk aşamasının 2005, 2. aşamasının da 2009’da başladığı ‘Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor Projesi’nde; Kalkınma Bakanlığı, Microsoft ve Ulusal Gençlik Parlamentosu da yer alıyor. Bol ödüllü bu projemiz; özellikle sosyal imkânları kısıtlı genç, kadın, çocuk ve engelli bireylerin BT konusunda kapasitelerinin geliştirilmesi amacını güdüyor. Genel model şu şekilde oluyor: En başta bir tohum atıyorsunuz, önce eğitmenleri eğitiyorsunuz, ondan sonra o eğitmenler bölgelere dağıtılıyor, o bölgede yeni eğitimler düzenleniyor. İletişimini yapmaktan çok memnun olduğumuz bir proje.”

Faik Uyanık, diğer yandan Dışişleri Bakanlığı ile gerçekleştirilen e-Konsolosluk projesiyle ilgili olarak da şu bilgileri verdi: “5 milyon 800 bin dolarlık bütçesi olan bir proje. Proje kapsamında elde edilen deneyim ve uzmanlıklar, diğer kamu hizmeti sektörlerinde de bu modelin kullanılmasına imkân verecek. Çalışmayı, kapsayıcı demokratik yönetişim alanında gerçekleştiriyoruz.”

Sosyal medyanın örgütleyici yeteneği var

Projelerin hem tekrarlanabilir hem de ölçeklenebilir olmasının öneminin altını çizen Uyanık, “Türkiye’de yerel ortaklarla çalışıyoruz. Ülkenin veya sektörün bütün sorunlarına çözüm bulmak mümkün değil ama dünyanın değişik yerlerindeki deneyimlerden yararlanıp yerel koşullara uyarlıyoruz.  Tüm BT projelerinde; Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği aktif bir ortağımız. Küresel olarak gerçekleştirdiğimiz ve Türkiye’de de lansmanını yaptığımız, tanıtmaya çalıştığımız işlerimiz var. İnovasyon odağımızda, ki inovasyonun içinde teknoloji muhakkak mevcut. İnovasyon; kapsayıcı, sürdürülebilir, insani gelişmenin olmazsa olmazlarından biri haline geldi. Çünkü artı değer ve katma değer üretmek zorundasınız. Bir adım daha ileriye gidebilmek için, bir noktadan sonra tıkanmamak için. İnovasyon burada devreye giriyor ve inovasyonun hemen arkasında da BT var. Bu düşünceyle SHIFT adlı etkinliğimizi Türkiye’de de düzenledik.

Burada kalkınma sorunları tespit ediliyor ve bir atölye çalışması yapılıyor. SHIFT bir sosyal fayda zirvesi. Sosyal medyanın boş zaman geçirmenin dışında pek çok alanda örgütleyici yeteneği var. Ülkelerin kalkınma çabalarına nasıl katkıda bulunabilir bakış açısıyla yaklaşıyoruz. Teknoloji, kalkınma gündeminin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Türkiye’de sosyal medyayı en etkin kullanan uluslararası kuruluşlardan biriyiz.  Kuruluşların bu sorumluluğun bilincinde olması ve faydalı içerik üretebilmeleri çok önemli. Sayısal içeriğin Türkiye’de alıcısı var, yeter ki doğru içeriği üretin. Mobile de daha fazla ağırlık vermek istiyoruz, Türkiye’de yaptığımız projelerin bir kısmında da mobil uygulamalar geliştirildi, küreselde de bazı mobil uygulamalarımız mevcut. Bunların hepsini web sitemize koyduk. Sayısal iletişimi odağımıza aldık” açıklamasını yaptı.

Ekleme Tarihi: 29 Haziran 2015 / 07:11
*Kaynak: http://www.bthaber.com/sayisal-iletisimi-odagimiza-aldik

Standart
Diğer yazılar

İnsani gelişmenin 25 yılı

2015 yılında İnsani Gelişme Raporu’nun 25. yılını kutluyoruz. UNDP’nin en bilinen yıllık raporu olan İnsani Gelişme Raporu ilk olarak 1990 yılında yayımlanmıştı.

JVurIC9iHQ25M6h4CzZpcAVeG-ZWzwkAlxEE8iJ9b6g

UNDP’nin İnsani Gelişme Raporu’nun yayımlanmasından sorumlu ofisi, şimdi bu nedenle “İnsani Gelişmenin 25 Yılı” başlıklı bir kampanya başlattı.

Kampanya, “insani gelişme” kavramının kalkınma söylemine nasıl bir katkıda bulunduğunu vurgulamayı hedefliyor.

Kampanya kapsamında İnsani Gelişme e-bülteninin özel bir sayısı yayımlandı.

Bu sayıya BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, UNDP Başkanı Helen Clark, Norveç Veliaht Prensi Haakon, Liberya Cumhurbaşkanı Ellen Johnson, İsveç Başbakanı Stefan Löfven ve İngiliz yardım kuruluşu Oxfam International’ın başkanı Winnie Byanyima yazılarıyla katkıda bulundular.

UNDP ayrıca İnsani Gelişmenin 25 Yılı başlıklı özel bir web sitesi de hazırladı. Sitede, bu 25 yıllık süre zarfında oluşturulan en dikkat çekici içeriklere ulaşmak mümkün.

Sosyal medya üzerinde de #HumanDev25 etiketi ile ilgili içeriklere göz atılabiliyor. İnsani Gelişme Raporu ofisinin Twitter ve Facebook hesaplarını not etmekte de fayda var.

Türkçe kaynaklar

İnsani Gelişme Raporu Ofisi’nin web sitesinde şu ana kadar yayımlanan tüm raporlara erişmek mümkün. Bu sitede ayrıca bölgesel ve ulusal düzeyde yayımlanan insani gelişme raporlarına da ulaşılabiliyor.

Türkiye’de de İnsani Gelişme Raporları geniş yankı uyandırıyor. Özellikle de ülkelerin insani gelişmişlik seviyesine göre sıralandığı insani gelişme endeksi, basında öteden beri epeyce ilgi çekiyor.

UNDP Türkiye ofisi, çoğu zaman, imkanlar ölçüsünde, raporların yönetici özetlerini Türkçeleştiriyor. Bunlara şuradan ulaşabilirsiniz.

Türkiye’de UNDP tarafından 1990’lı yıllardan bu yana, düzenli aralıklarla olmasa da, ulusal insani gelişme raporları da yayımlanıyor. 1992 yılından bu yana yayımladığımız raporlara buradan ulaşmak mümkün. İngilizceleri ise burada.

Türkiye’deki bir sonraki ulusal insani gelişme raporumuz, kapsayıcı büyüme üzerine olacak. 2016 yılının ilk yarısında yayımlanmış olmasını umuyoruz bu raporun.

İnsani Gelişme Raporları, şu ana kadar kalkınmanın büyümeden ibaret olmadığını küresel düzeyde vurgulamanın en güzel yolu oldu.

Sonuç olarak bu raporlar kalkınma gündemini ve söylemini hem şekillendiriyor, hem de küresel kalkınma tecrübesindeki gelişmeleri her seferinde metodolojisine dahil etmeye çalışıyor. Kısacası yöntemi de sürekli gelişiyor.

Bu seneki rapora da az kaldı, bu arada.

Fv7vE-FHAeKtXkStZaXycTVItvQL0OGzX0gQgUdZvzo

Hadi son söz, bu 25 yıllık raporlar dizisinin ilkinden gelsin.

1990 yılında yayımlanan ilk İnsani Gelişme Raporunun da belirttiği gibi: “İnsanlar bir ulusun gerçek zenginliği; ve insani gelişmenin hedefi de insanları seçeneklerini çoğaltmak.”

İyi ki doğdun İGR!

Standart
Diğer yazılar

Sürdürülebilir kalkınma ne demek?

9780231173155

Sürdürülebilir kalkınma, giderek daha fazla karşımıza çıkan bir kavram. Dünyamızı anlamanın ve küresel sorunları çözmenin başlıca yöntemi aslında bu kavram.

Sürdürülebilirlik kavramını anlamak için ilk bakmamız gereken nokta, dünyamızın nüfusu. Şu anda 7,2 milyar insanız dünya üzerinde. Sanayi devriminin başlarında, 1750 yılında, 800 milyon civarında olan dünya nüfusunun kabaca 9 kat üzerine çıkmış durumdayız yani. Nüfusumuz çok hızlı artıyor ve aramıza her yıl 75-80 milyon yeni birey ekleniyor. 2020’li yıllarda sayımız 8 milyara çıkmış olacak. Hatta 2040’lara gelindiğinde 9 milyarı da bulmuş olabiliriz.

Dünya ekonomisinin bu milyarlarca insanın karnını doyurması gerekiyor. Yoksul insanların sadece hayatta kalabilmek için yiyecek, temiz su ve barınağa ihtiyacı var. Yoksulluk çizgisinin hemen üzerinde yer alanlar için, refahtan biraz daha pay alabilmek ve çocuklarına daha iyi bir gelecek sağlayabilmek önem taşıyor. Yüksek gelir düzeyindeki ülkelerde yaşayanlar, teknolojik gelişmelerin kendilerine ve ailelerine daha fazla rahatlık getirmesini umuyorlar. Süper zenginler ise dünyanın en zenginleri sıralamasında daha iyi bir yer edinmenin peşinde denebilir.

Kısacası 7,2 milyar insan ekonomik yönden sürekli ilerlemek istiyor. Bu esnada dünya ekonomisi de ticaret, finans, teknoloji, üretim akışı, göç ve sosyal ağlar yoluyla giderek daha fazla bütünleşiyor. Dünya ekonomisinin yıllık büyüklüğü, yani yıllık toplam küresel üretim, şu an tahminen 90 trilyon dolar düzeyinde. Bu rakam, insanlık tarihi açısından tam anlamıyla bir rekor. Küresel hâsıla, şu anda 1750’deki düzeyin en az 100 kat üzerinde. Aslında böyle bir kıyaslama çok da anlamlı değil. Çünkü şu anda kullandığımız mal ve hizmetlerin çoğu 250 sene önce hiçbir şekilde mevcut değildi.

Dünya ekonomisi çok büyük. Hızla da büyümeye devam ediyor. Yıllık artış yüzde 3-4 seviyelerinde. Ancak gelir dağılımı hem ülkeler arasında, hem de ülkelerin kendi içinde hiç de eşit değil. Dünyamız, daha önceki nesillerin hayal edemeyeceği kadar uzun ve sağlıklı yaşayan bireylerin, hem muhteşem bir zenginlik, hem de aşırı yoksulluk ile iç içe yaşadıkları bir gezegen.

Sadece hayatta kalabilmek için her gün mücadele etmek zorunda olanların sayısı ise en az 1 milyar. Dünyadaki bu en yoksul bireylerin ölüm kalım mücadelesinde yetersiz beslenme, sağlık hizmetlerinden mahrumiyet, güvensiz yaşam alanları, temiz su ve sıhhi koşullardan yoksun olmak gibi birçok tehdit yer alıyor.

Dünya ekonomisi sadece eşitsiz olmakla kalmıyor, aynı zamanda dünyamızın kendisini de tehdit ediyor. Tüm canlılar gibi insanlar da yiyecek ve su ihtiyaçları için, hayatta kalmalarını ve güvenliklerini sağlayan her türlü malzeme için doğaya bağımlı. Ayrıca salgın hastalıklar ya da doğal felaketler gibi çevresel tehditlerden korunabilmek için gerekli olan şeyler de doğanın kendisinde mevcut.

Ancak doğanın insafına ya da bilim insanlarının deyimiyle “çevresel hizmetlere” bağımlı bir canlı türü olmamıza rağmen, hayatta kalmamızın başlıca temelini oluşturan dünyamızı korumakta hiç başarılı değiliz. Çünkü devasa dünya ekonomisi, dev çevresel krizler de üretiyor. Bu durum ise sadece insanlığın geleceğini değil, diğer milyonlarca canlının da yaşamlarını tehdit ediyor.

Çevresel tehditlerin pek çok kaynağı var: Her şeyden önce insanoğlu yeryüzünün iklimini değiştiriyor. Temiz su kaynaklarını tüketiyor, okyanusların kimyasını değiştiriyor, diğer canlıların yaşam alanlarını yok ediyor. İnsanlardan kaynaklanan bu etkiler o kadar güçlü ki, yeryüzü şu anda temel döngülerinde bile kuşku götürmez değişikliklerden geçiyor. Oysa su döngüsü, nitrojen ve karbon döngüleri, yaşamın kendisi için vazgeçilmez. Bu değişikliklerin kesin büyüklüğünü, zamanlamasını ve sonuçlarını tam olarak bilemiyoruz. Ancak bunların çok tehlikeli değişiklikler olduğu, ayrıca 10 bin yıllık medeniyet tarihimizde bir benzerinin görülmediği çok açık.

Üç farklı sistem

İşte sürdürülebilir kalkınma kavramı tam da burada başlıyor. Sürdürülebilir kalkınma derken, temel olarak üç farklı ve karmaşık sistemin uyumlu işleyişinden bahsediyoruz: Dünya ekonomisi, toplumlar ve yeryüzünün fiziki yapısı.

7,2 milyar insandan ve 90 triyon dolarlık yıllık üretimden oluşan bir dünya ekonomisi nasıl değiştirilebilir? Ekonomik büyümenin kaynağı nedir? Yoksulluk neden giderilemiyor? Milyarlarca insanın piyasalar, teknoloji, finans ve sosyal ağlar yoluyla birbirine bağlı olmasının sonucu nedir? Gelir, refah ve güç eşitsizliği içindeki bir küresel toplum nasıl işleyebilir? Yoksullar kaderlerini tersine çevirebilir mi? İnsanlığın karşılıklı güven ve anlayışı, sınıf ve güç çatışmalarını giderebilir mi? Dünya ekonomisi ile dünyanın fiziki yapısı çarpıştıklarında ortaya nasıl bir sonuç çıkacak? Gidişatı değiştirmenin, ekonomik kalkınmayı çevresel sürdürülebilirlik ile birleştirmenin bir yolu var mı?

Sürdürülebilir kalkınma kavramı, temel olarak dünyaya birtakım idealler sunuyor. Yani dünyamızın yerine getirmesi gereken bir dizi hedefi ortaya koyuyor. İşte bu kuralcı (ya da etik) bakış açısı içinde sürdürülebilir kalkınma kavramı, ekonomik ilerlemenin eşitçe paylaşıldığı, aşırı yoksulluğun giderildiği, isabetli politikalar yoluyla toplumsal güvenin tesis edildiği, ayrıca çevremizin insan kaynaklı bozulmalardan korunduğu bir dünya çağrısında bulunuyor. Burada sürdürülebilir kalkınma kavramının ekonomik, sosyal ve çevresel hedefleri olan bir küresel toplumu, yani bütünleşik bir çerçeveyi önerdiğinin altını çizmekte fayda var. Bu nedenle zaman zaman tanımı kısaca şöyle de yapıyoruz: “Sürdürülebilir kalkınma, toplumsal olarak kapsayıcı ve çevresel yönden sürdürülebilir bir ekonomik büyüme çağrısıdır.”

İyi yönetişim

Ekonomik, sosyal ve çevresel hedefleri yerine getirebilmek için dördüncü bir hedefin daha yerli yerine oturması gerekiyor. O da iyi yönetişim. Hükümetlerin toplumları refaha kavuşturmak için pek çok temel vazifeyi düzgün bir şekilde yerine getirmesi gerekiyor. Bu vazifeler arasında sağlık ve eğitim gibi temel sosyal hizmetler; yollar, limanlar ve elektrik gibi temel altyapı hizmetleri; bireylerin suç ve şiddetten korunması; temel bilimlerin ve yeni teknolojilerin desteklenmesi; ayrıca çevrenin korunması için gerekli düzenlemelerin yapılması yer alıyor. Elbette bu saydıklarımız, insanların hükümetlerinden beklediği hizmetlerin çok kısa bir özeti. Gerçekte ise insanlık çoğu kez yolsuzluklarla, savaşlarla ve kamu hizmetlerinden mahrumiyetle yüzleşmek zorunda kalıyor.

İyi yönetişimi sadece hükümetlerle sınırlandırmak da doğru değil. Çok uluslu şirketler de dünya siyaseti ve ekonomisinin önemli aktörleri. Bu nedenle bu şirketlerin yasalara uyması, çevreye saygılı olması, ayrıca özellikle aşırı yoksullukla mücadele konusunda içinde faaliyet gösterdikleri toplumlara yardımcı olmaları hayati önem taşıyor. Ancak aynen hükümetler örneğinde olduğu gibi burada da pek çok sorun var. Çok uluslu pek çok şirketin yolsuzluk, rüşvet, vergi kaçırma, kara para aklama ve çevresel hasara yol açma gibi pek çok skandala imza attıkları da bir gerçek.

Bu nedenle sürdürülebilir kalkınma idealinin temeline dört ana sütun yerleşiyor: Ekonomik refah, toplumsal kapsayıcılık ve kaynaşma, çevresel sürdürülebilirlik ve hükümetler ve özel sektör de dâhil olmak üzere başlıca sosyal aktörlerin iyi yönetişimi.

Sürdürülebilir kalkınmanın gerekleri belki çok fazla ve iddialı. Ayrıca bunları hayata geçirmenin önünde hiç de az engel yok. Ancak karşı karşıya olduğumuz tehlikeler de bir o kadar büyük. Bu kalabalık, eşitsiz ve kirlenmiş dünyamızda sürdürülebilir kalkınmayı başarabilmek, bizim neslimizin karşı karşıya olduğu en önemli sınav.

* Kaynak: Jeffrey Sachs: Age of Sustainable Development, Columbia University Press, Mart 2015

Standart
New Horizons

UN İstanbul Regional Hub

Podcast 134

In this episode, we talk about new Istanbul Regional Hub, inaugurated in April.

Faik Uyanık: This is the New Horizons Podcasts prepared by United Nations Development Programme in Turkey. In this episode, we talk about new Istanbul Regional Hub, inaugurated in April. The United Nations and the Republic of Turkey on 23 April officially launched the new Istanbul Regional. The Hub also hosts UNICEF and UN Women regional offices. Helen Clark, UNDP Administrator, delivered a speech at the inauguration ceremony and said that a dream has come true:

Helen Clark: I think for so many of us today is a dream come through to have modern office here for regional activities of UNDP in İstanbul. We have had so many very productive conversations over several years now with a very very strong supporters and the Government of Turkey and the city of İstanbul. And you see throughout strongest supporters sitting here today, without whom it would be impossible. And you have always been so welcoming of us coming to a city which is no one else where East meets West and the vision for İstanbul has been to use its convening power of centuries in time to bring people together. And here in UNDP, we aim to bring people together for human progress.

Faik Uyanık: Helen Clark, UNDP Administrator. Helen Clark was joined by Mr. Mevlüt Çavuşoğlu, Minister of Foreign Affairs of the Republic of Turkey, and Mr. Kadir Topbaş, Mayor of the Istanbul Metropolitan Municipality, to inaugurate the new Hub and unveil a plaque on the premises in Key Plaza in Istanbul. Mevlüt Çavuşoğlu, delivering a speech at the ceremony, talked about why this Regional Hub is important for them:

Mevlüt Çavuşoğlu: There are different meanings for us to have this hub here in Turkey, in İstanbul. Above all, this is a reflection of our multi-dimensional and active foreign policy. One of the important elements of this multi-dimensional and active foreign policy is to support international and regional organizations and play an active role in these organizations. Today, Turkey is co-chairing many important UN initiatives, along with its role in the UN. Turkey is the co-chair, together with Spain, of the Alliance of Civilizations. Likewise, Turkey is the co-chair of Peace Mediation Initiative, together with Finland. On the other side, Turkey is also the co-chair, together with the USA, of Global Counterterrorism Forum.

Faik Uyanık: Mevlüt Çavuşoğlu, Minister of Foreign Affairs. The result of a strategic partnership, the new Hub recognizes the increasing role and engagement of Turkey and emerging economies in the region in shaping and contributing to global development issues. The Hub operates within a framework that will help deliver quality, accessible and locally relevant services to the 22 countries and territories in which UNDP works in Europe and CIS. Kadir Topbaş, Mayor of the İstanbul Metropolitan Municipality, stated that the inauguration of İstanbul Regional Hub is a historic moment for İstanbul and underlined the importance of Hub for İstanbul:

Kadir Topbaş: We, as the İstanbul Metropolitan Municipality, always tried to express that UN Offices can be located in İstanbul due to its geographic location, history and its importance in the region. We wanted İstanbul to be like a UN island. Today, here, we see this inauguration ceremony of İstanbul Regional Hub as the reflection of our intentions and wishes and, seeing the result, I would like to express my appreciation.

Faik Uyanık: Developing and transition economies of Europe and Central Asia are showing  poverty and inequality, even in some upper middle-income countries, as well as declining life expectancy relative to global averages in many countries, according to analysis in Poverty, Inequality and Vulnerability in the Transition and Developing Economies of Europe and Central Asia, recently released by UNDP. A changing climate and rapidly growing exposure to disaster risk also present the region with new and evolving challenges. The support of the Istanbul Regional Hub will enable countries to pursue development paths that are responsive to these and other issues, including sustainable growth, governance and peace-building, gender equality and women’s empowerment, energy, disaster resilience and climate change, and the protection of children’s rights. Helen Clark, UNDP Administrator:

Helen Clark: At this time, we already have more than 135 people in the hub from UNDP and from UN Women as well, a sister organization. And our people here are providing policy and programme support across everything UNDP does. All the policy areas across sustainable development, disaster risk reduction, climate change, rule of law, governance you name it, and we are well positioned to support our country offices and partner governments right through the European and Central Asia region.

Faik Uyanık: Helen Clark, UNDP Administrator.The Istanbul Regional Hub and the Republic of Turkey will jointly advance efforts to promote south-south cooperation and share Turkey’s important development experience with other countries. This strategic partnership recognizes the increasing role of Turkey as an emerging donor for development cooperation across the world. Helen Clark talked about the strategic partnership between UNDP and Turkey during her speech:

Helen Clark: We have really a unique relationship with Turkey which sees it active and supporting our affairs at every level, the country level where the programme of Turkey is growing, at this regional level where our move here has been facilitated by the Government but also the Government is backing an ongoing contribution to our regional programme. We have the support for the Global Policy Center on the private sector and development here in İstanbul. And of course Turkey has also become a core funding partner for UNDP and as well as very involved with us in dialogue and the convening around the big issues in global development. And we estimate that this regional hub already since it opens its doors to start work last year has organized and hosted more than twelve regional and global UN events. And that is really just the beginning. So, we are confident Mr. Minister, Mr. Mayor that with the strong support of the Government of Turkey and the dedication of all our colleagues who you see here, this İstanbul Regional Hub will be recognized as a Center of Excellence and Development and as a very important partner to countries throughout the region and beyond.

Faik Uyanık: Helen Clark, UNDP Administrator. Mevlüt Çavuşoğlu, Minister of Foreign Affairs, says that the partnership between Turkey and UNDP will strongly continue and adds the following:

Mevlüt Çavuşoğlu: İstanbul is now the second city in the world after New York, in terms of locating the most diplomatic missions and offices. In other words, it is not in competition with Ankara. İstanbul is the second city in the world after New York where there are 184 offices for foreign representations and international organizations. UNDP opening a regional hub here in İstanbul, Turkey is actually a strong indicator and also complementary with our idea of supporting and giving such importance to development projects and programmes. We, both as the Ministry of Foreign Affairs and İstanbul Metropolitan Municipality, have been giving logistical support to the Hub, and we will continue to do so. In addition, we will continue to give financial support in order to support the success of this Hub we are inaugurating today. We will voluntarily contribute 3 million dollars every year during the next five years in order to support the kick-off of the projects apart from other contributions we have made. In other words, we will contribute 15 million dollars to UNDP, voluntarily.

Faik Uyanık: We have come to the end of New Horizons prepared by UNDP in Turkey this week with the words of Mevlüt Çavuşoğlu, the Minister of Foreign Affairs of the Republic of Turkey. In this episode, we talk about new Istanbul Regional Hub, inaugurated in April. This program has been recorded at the studio of Radyo İlef of Ankara University Communications Department. You can follow our program on FM frequency in İstanbul, on Açık Radyo (Open Radio) on Internet, on university radios in our broadcasting network, on iTunes, Soundcloud, TuneIn, Pure Connect, Yodiviki, Audioboo and TTNET Müzik in podcast format, and also on tr.undp.org. Our user name for social media is undpturkiye. Hope to see you soon, good-bye!

Contributors:

Mevlüt Çavuşoğlu, Minister of Foreign Affairs of the Republic of Turkey

Helen Clark, UNDP Administrator

Kadir Topbaş, Mayor of the Istanbul Metropolitan Municipality

Standart