Diğer yazılar

Sosyal medyanın karanlık yüzü

 

dark_side_social_media

Geçenlerde Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi doktora öğrencisi, meslektaşım Ayşe Aldemir ile sosyal medyanın karanlık yüzüne dair yazılı olarak söyleştik. Belki ilgilenen olur düşüncesiyle buradan da paylaşmak istedim bu beyin fırtınasını.

***

Sosyal medyanın geleneksel medyaya göre daha katılımcı, demokratik, yeni bir kamusal alan olduğu yönünde üretilen söyleme katılıyor musunuz?

Sosyal medyanın geleneksel medyaya göre daha katılımcı olduğu kesin. Daha önce herhangi bir toplumsal ya da siyasi konudaki görüşlerinden haberdar olmadığınız kişilerin belirli bir konudaki duruşunu ve görüşlerini öğrenme imkânınız oluyor. Bireylere yeni bir konuşma alanı açması nedeniyle ifade özgürlüğüne sağladığı katkı ortada. Ancak bu durumun, zannedildiği gibi, demokratik sürece geleneksel baskı gruplarının ötesinde çok büyük bir katkı getirdiğini düşünmüyorum. Örgütlenme kolaylığına katkıda bulunmuş ve belli durumlarda toplumsal refleks hızını artırmış olabilir. Ancak bu durum, toplumların mevcut demokrasi kültürlerinin elverdiği ölçüde etkili olabiliyor ve sadece sosyal medya var diye toplumlar birdenbire daha demokratik olmuyor.

Basın özgürlüğü endeksi gibi temel göstergeler üzerinde de sosyal medyada konuşabiliyor olmanın direkt bir pozitif etkisi yok. Sosyal medyadaki özgürlüğün fiziksel alandaki özgürlük çerçevesinden bir farkı da yok. Bu nedenle yüksek siyaset konuları söz konusu olduğunda sosyal medyanın etkisi çok sınırlı, günlük siyasi tartışmalarda ise etki biraz daha yüksekmiş gibi. Sistemler sosyal medyanın büyük değişimlerden ziyade günlük yaşama dair küçük değişim yanılsamaları yaratmasına izin veriyor sadece. Büyük değişim iddiaları ile yola çıkanların başına gelenler ise yıldırıcı bir işlev görüyor. Dolayısıyla bu medya türünün toplumları büyük değişimler için (çevrimiçi veya fiziki olarak) harekete geçmenin faydasızlığına inandırmak gibi çok kötü bir yan etkisi bile olabilir.

Dominic Pettman’a göre, sosyal medyanın bağımlılık yaratmasının nedenlerinden biri de kitlelerin yeni afyonu olmasıdır. Ağrıyı giderir. Size göre de sosyal medya kitlelerin yeni afyonu mudur?

Sosyal medyanın “gaz almak” gibi bir işlevi olduğu doğru. Belirli bir konuda tepki gösterebiliyor ya da sinik espriler yapabiliyor olmanın, fiziken eyleme geçmeyi önleyici bir tarafı var. Ancak sosyal medyada süregiden konuşmaların içeriği analiz edildiğinde bu türden faydasız tepkilerin bile tüm konuşmalar arasında çok küçük bir oranı teşkil ettiği görülebilir. Buna rağmen bu (çoğu zaman zayıf ve çekingen olan) çevrimiçi tepkiler bile, bireylerin kendilerini gönüllü olarak otoritelere ihbar ettikleri bir mekanizmaya hizmet ediyor.

Geri kalan “çöp içerik” ise günlük, sıradan ve bayağı konulara ilişkin, bilinçlendirici veya besleyici olmayan vakit öldürme aktiviteleri. Bu da sosyal medyayı, aynen geleneksel medyada olduğu gibi, günlük ağrıları dindirmesi bakımından, mevcut düzenin değişmeden devam etmesine ve “rızanın yeniden üretimine” dair bir sigortaya dönüştürüyor.

132473_600

Bilginin hızla dönüşüme uğradığı dijital çağda, yeni bir dijital üst insan türünün doğmakta olduğunu ileri sürenler var. Bu baş döndürücü dijitalleşmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz, sizce bu dönüşüm nasıl bir yola doğru evrilecek?

Bireyler arasında dijitalleşme bakımından görülen eşitsizlikler, diğer tüm eşitsizlik türlerinin yanına zaten eklenmiş olan yeni bir kategori. Bu bakımdan sınıfsal eşitsizlik söylemi geçerliliğini koruyor. Hatta daha da açıklayıcı bir hale gelmiş durumda. Dijital eşitsizliğin bireyler veya toplumlar arasında kapatılması güç ya da imkânsız farklar oluşturmaya başlaması ise gerçekten bir “üst insan” türünü ortaya çıkarabilir.

Gelir eşitsizliği ve çoğunlukla buna bağlı olan sosyal eşitsizliklerin bir biçimde giderilebileceği umudu daima mevcutken, genler yoluyla aktarılabilen üstün özelliklerin geliştirilmesi, “geride kalmış” birey veya toplumların değişim umudunu tamamen bitirebilir. Ancak bu durum şu an için hala bilim kurgunun konusu. Yine de, biyoteknolojiden bağımsız bir biçimde, dijital dönüşüm, pratikte benzer sonuçlar doğurmaya başladı bile. Dijital devrim, toplumları sanayi devriminden daha hızlı değiştiriyor ve aradaki farkı kapatmak, geride kalan bireyler ve toplumlar açısından giderek daha da güçleşiyor hatta imkânsızlaşıyor.

Umberto Eco, sosyal medyanın kalıcı aptallık yaptığını, gerçek arkadaşları varken, sosyal medya arkadaşlığına ihtiyaç duymadığını söyler. Zygmunt Bauman da sosyal medyanın çok kullanışlı ve keyifli bir tuzak olduğunu dile getirir. Bu düşüncelerin aksine, sosyal medyanın demokratikleşmenin yeni gücü ve etkileşimli özelliğiyle doğrudan toplumsallaşmanın sağlayıcısı olduğunu kabul edenler de var. İkisi de aşırı yorum mu, siz aralarındaki bu uçurumu neye bağlıyorsunuz?

Sosyal medya, bireylerde zaten var olan özellikleri körükleyip bileyerek, daha da keskinleştirerek açığa çıkartıyor. Bu açıdan evet, mevcut “ahmaklığımızı” daha hızlı artırması da mümkün. Gerçek arkadaşlar ile sosyal medya arkadaşlığını kıyasladığımızda da benzer bir tablo var. Dijital veya gerçek, seçilen arkadaşlar her hâlükârda güçlendirmek istediğimiz içsel eğilimlerimizi, farkında olarak veya olmayarak, kısmen veya tamamen, dönüşmek istediğimiz bireyi yansıtıyor. Ancak sosyal medya arkadaşlıklarının ahmaklığı güçlendirme hızının, bilgeliği güçlendirme hızından daha fazla olup olmadığı tartışılabilir.

Sosyal medyanın kullanışlı ve keyifli, ayrıca geleneksel medyadan farklı olarak, çok boyutlu bir tuzak olduğu da doğru. Çünkü boş ve eylemsiz bir eğlencenin yanı sıra kendini ele vermeyi de içeriyor. Demokratikleşmeye katkısı sınırlı olsa da toplumsallaşmanın ve örgütlenmenin yeni bir türünü ve yöntemini getirdiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla, sözünü ettiğiniz yorumlar arasında uçurum var gibi görünse de kullanım biçimlerine bağlı olarak, sözü edilen önermelerin hepsinin doğruluk payı var. Bariz zararları bir kenara bırakılırsa, sosyal medyanın sosyal ilerleme açısından çok daha faydalı olma potansiyeli var.

AAEAAQAAAAAAAAd_AAAAJGJhZjFmNGEwLWZmZDYtNDhkOC1hYjI0LWRjMTg2YTNhOThlYg

Siz, sosyal medyayı ne sıklıkta kullanıyorsunuz ve kullanırken nelere dikkat ediyorsunuz?

Ben hem kişisel merakım nedeniyle, hem de mesleğim gereği sosyal medyanın epey aktif bir kullanıcısıyım. Yüksek siyasete dair yorumlardan kaçınmak, özel alanımı korumak, sosyal medyada geçirdiğim zamanın kamu yararına dokunmasına gayret etmek özel olarak dikkat etmeye çalıştığım ilkeler. Bu ilkeleri, işim nedeniyle korumam gereken tarafsızlığın yanı sıra, kamu yararı ve mahremiyetin korunması diye de kavramsallaştırabilirim.

Yasalar ve de facto özgürlük çerçevesi dairesinde hareket etmek ise ilkeden ziyade bir zorunluluk. Ancak bu, maruz kaldığım mesajların önemli bir kısmının yine de “çöp içerik” olmasını önlemiyor. Canlı yayında söyleyemeyeceğim hiçbir şeyi sosyal medyada yayımlamasam da gönderdiğim mesajları zaman zaman saydığım ilkelere aykırı bularak silerim. İlkeler çok net olsa da pratikteki normlarımızın ve ilkelerimizi uygulayış biçimlerimizin sürekli değiştiğini ve genel olarak da bu üç ilke aleyhine ilerleme eğiliminde olduğunu gözlemliyorum. Farklı kullanıcıların kullanış biçimlerinden etkilenmeye çok müsait olan sosyal medya kullanım eğilimlerimiz hem çöp içerikler üretmemize yol açıyor hem de başımızı farklı güç odakları ile derde sokma potansiyeli taşıyor.

Twitter kullanıcılarının faşist eğilimler ve nefret söylemli içerikli yorumları, Arendt’in kötülüğün sıradanlığı olarak ifade ettiği durumla örtüşür mü? Sosyal medya kötülüğün sıradanlaşmasında araç olabilir mi?

Sosyal medya çoğu durumda bilinçaltlarının açığa vurmuş halini yansıtıyor. Gerçek hayatta siyaseten doğru davranan pek çok kişinin zihinlerindeki gerçeği açığa çıkartırken, tam tersine günlük hayatta söylemleri sorunlu olan bireylerin de bu mecralarda siyaseten doğru bir çizgide mesajlar gönderdiğine tanık olabiliriz. Ancak anonim olabilme özgürlüğü (ki bu özgürlüğün de sınırları var, dolayısıyla aslında bu da bir yanılsama) politik doğruluktan ziyade nefret söylemini körükleme potansiyeli taşıyor. Facebook benzeri, gizlilik derecesi kontrol edilebilen alanlarda mesajların daha da keskinleştiğine tanık olabiliyoruz.

Bireylerin yakın sosyal çevrelerinin siyaseten yanlış görüşlerine açıkça karşı çıkma eğilimleri çok düşükken, bunları benimseme eğilimleri sanılandan yüksek. Dolayısıyla potansiyel olarak sosyal medya yoluyla “kötülüğün” yayılma hızı, “iyiliğin” yayılma hızından daha fazla. Elbette burada siyasi iktidarların gerçekte neyi desteklediği ve “özgürlük” çerçevelerinin ne kadar dar veya geniş olduğu (cezalandırılma riskinin büyüklüğü) da önemli çarpanlar. Yani “kötülük” resmen “kötülük” olarak etiketlenmemişse, yayılmasını önlemek daha da zor.

McChesney, internetin tekelci güçlerin yayılmasına yarayan bir araç olduğunu ifade eder. Sosyal medyanın alternatif bir medya aracı olarak geleneksel medyaya olan avantajlarının dillendirilmesinin temelinde, küresel sermayenin çıkarlarından söz edilebilir mi?

Geleneksel medyanın ortaya çıkıp yaygınlaşmasının temelinde de sermayenin çıkarlarına mükemmel bir biçimde hizmet etmesi yatmaktaydı. Kamu yararı ilkesinin gündeme gelmesi esasen ticari medyanın ortaya çıkışından çok sonraya denk geliyor. Her teknoloji, onu yaratan ideolojiye hizmet eder ilkesi bu durumda da geçerli. Plastik ödeme kartlarına benzer pek çok teknolojik yenilikte olduğu gibi internet de, kullanımı takip etme imkânı sunmasıyla her durumda sermaye için eşi bulunmaz veriler sağlıyor.

Algoritmalar bireylerin tercihlerinden yola çıkarak potansiyel tüketim davranışlarını kestirebiliyor ve sürekli ve sorgusuz tüketimi teşvik ediyor. Sosyal medya ile ilgili yapılan ciddi ya da akademik tartışmaların çoğu kullanım alışkanlıklarının izlenmesi yoluyla pazar ve pazarlama verisi elde edilmesine odaklanıyor. Ana akım tartışma da, siyasi ve ticari güç odaklarına sunduğu benzersiz olanaklar nedeniyle, sosyal medyanın yüceltilmesi ve göklere çıkarılması üzerine. Google, Facebook ve Twitter gibi dev şirketler, dünyanın en zeki beyinlerini, bireyleri daha fazla reklama tıklamaya yöneltmek için yöntemler geliştirmek üzere istihdam ediyor. Geleneksel ana akım medya da büyük ölçüde benzer bir ticari mantıkla çalışmaktaydı, ancak internet ve özel olarak sosyal medya bu durumu daha da keskinleştirdi. Çünkü sıradan bireylerin kendisi de gönüllü birer reklam tabelasına dönüşmeye razı oldular.

Bugün sosyal medya psikolojisi bağlamında yapılan çalışmalarda, sosyal medyanın, narsist eğilimi beslediği, yabancılaşmış, asosyal, yalnız ve mutsuz bireyleri artırdığı yönünde yaklaşımlar var. Richard Sennett, Karakter Aşınması’nda yeni kapitalizmin insanı yalnızlaştırdığı ve ahlaki kimliğini oluşturmasını engellediğini dile getirir. Benzer durum, kapitalizmle ilişkili sosyal medyanın, bir araç olarak insanların kişiliklerinde bozulmalar yarattığı şeklinde uyarlanamaz mı? Gerçek ilişki, simüle edilmiş ilişkilerle değiş tokuş edilirken, burada bir kayıptan söz edilebilir mi?

Sosyal medya, bireylerin bilinçaltında (bazılarına göre doğasında) zaten var olan narsisizmi sadece körüklüyor. Bunu farklı yollarla yapıyor. Örneğin çevredeki bireylerin ve davranış kalıplarının taklit edilmesi yoluyla, ya da teşhiri kolaylaştırıp sıradanlaştırarak körükleme yoluyla. Sürekli pompalanan değerler, bireycilik ve tüketim kültürü olduğundan empati, yardımlaşma, eşitlik ve dayanışma yerine kendini öne çıkarma, diğerlerinden daha varlıklı ve ayrıcalıklı olma isteği ve ötekileştirmeyi körükleyen bir yapısı var. Bu, doğal olarak yalnızlaştırıcı bir etkiye sahip.

Burada tuhaf olan ise, sosyal medyanın bunu bireylere gönüllü olarak ve onları eğlendirerek yapması. Gerçek bireyler arasındaki ilişkilerin simülasyonlar arası ilişkiye dönüşmesi ise çok karmaşık bir durum. Zizek’in bir röportajımızda söylediği gibi gerçek ve simülasyon aslında zaten fazlasıyla iç içe geçmiş durumda. Gerçeğin kendisi de kurgudan oluşan bir yapıya sahip. Normatif olarak her hâlükârda kayıptan muaf bir iletişim mümkün değil.

 

67900294-gehoorzaam-tattoo-afhankelijkheid-van-de-telefoon-concept-afhankelijkheid-internet-tattoo-art-telefo

Arendt, kamusal alandan söz ederken, ilişkilerin yüz yüze olması gerekliliğinden söz eder. Emmanuel Levinas da, sorumluluğun başkası ile yüz yüze ilişkide başladığını ifade eder. Sosyal medya sanal kimlikler üzerinden gerçekleştirilen iletişim biçimiyle, sorumluluğu ortadan kaldırarak her türlü şiddeti meşrulaştırmakta mıdır?

Kamusal alan artık sosyal medya yoluyla bireylerin zihinlerinden geçenlerin önemli bir kısmını da kapsıyor. Anonim kimlikler arası çatışmaları kolaylaştırabilir sosyal medya. Ancak sanal çatışmaların fiziki çatışmaları önleyici, yani “gaz alıcı” bir etkisi de olabilir. Bu araçlar şiddeti organize etmeyi de, “enselenmeyi” de aynı anda kolaylaştırıyor. Dolayısıyla bu alandaki sorumluluk, belki de fiziki dünyadan bile fazla.

Sanal kimlikler yoluyla uygulanacak hangi türden bir şiddetin meşru veya kanuni sayılacağı ise hala kullanıcılar değil, siyasi ve ticari güç odakları tarafından belirleniyor. Kullanıcıların herhangi bir eylemi meşrulaştırma gücü olduğu algısı, bir yanılsamadan ibaret. İfade özgürlüğünün temel ilkelerinin çiğnenmesi ihtimali bir yana bırakılırsa, bunun böyle olmasının faydalı tarafları da olduğu kesin. Ancak şiddetin ve şiddeti destekleme eyleminin tanımlarındaki dönemsel değişikliklerin, bireyleri ters köşeye yatırma ihtimali her zaman mevcut.

Sosyal medyanın toplumsal hareketlerde öncü rolünden sıklıkla bahsedildi, özellikle Arap Baharı sürecinde. Öte yandan, sosyal medyanın, toplumda kutuplaşmalara yol açtığı, tüketim kültürünü besleyen bir araç olduğu, özgürlük sanısıyla tuhaf bir illüzyonun yaratıldığı ortam olduğu da söylenemez mi?

Sosyal medyanın pek çok amaç etrafında toplumsal örgütlenmeyi kolaylaştırıcı bir işlevi olduğu kesin. Ancak (eğer varsa) değişimi yaratan hala aracın kendisinden ziyade bireylerin fiziki çabaları. Sahada istikrarlı ve dirençli bir biçimde var olmayan bir örgütlenmenin, bireyler yararına bir değişim yaratması beklenemez. Arap Baharı benzeri örneklerde de zaten büyük ölçüde bunu gördük. Dolayısıyla buradaki “olumlu” etki sınırlı. Olumsuz etkiler de bireylerin zaten mevcut olan eğilimlerini kolaylaştırma yoluyla hayata geçiyor. Yani aracın kendisini direkt olarak suçlamak yine pek mümkün değil.

Evet, sosyal medya, sanal gettolaşma ya da sadece hemfikirleri takip etme ve diğerlerini dışlama yoluyla toplumsal kutuplaşma eğilimlerine destek olma potansiyeli taşıyor. Tüketimi körüklediği de çok açık. Özgürlük sanrısıyla her bir bireyi kendisinin polisi olmaya özendirdiği de doğru. Ancak bunların hiçbirini zorla yapmıyor, tam tersine bireyleri “ölümüne eğlendirerek” yapıyor bunu.

Yapılan araştırmalara göre, Türkiye, sosyal medya kullanımında dünyada ABD’den sonra ikinci sırada yer alıyor. Türkiye’de sosyal medyaya olan bu yoğun ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu sorunun matematiksel ve karmaşık (ama kesin) bir cevabı olduğuna eminim. Ancak cevap yüzlerce satır ve sütundan oluşan dev bir matris ve bu matris içindeki değişkenlerin değeriyle ilişkili. Psikolojik, sosyolojik, ekonomik faktörler en başta gelen ana unsurlar. Bunların yüzlerce alt başlığını, bu alt başlıkların diğer tüm alt başlıklar ile olan etkileşimini teker teker ölçmemiz gerekir.

Basit bir cevap vermeye kendimizi zorlayacak olursak, teknolojiye erişimin gelir artışından bile hızlı ilerlemesi, kendini çok daha fazla ifade etme ihtiyacı, fiziki ifade alanlarının ya da sosyalleşme ve örgütlenme imkânlarının yetersizliği gibi pek çok varsayım ileri sürülebilir. Ancak sıralamadaki tüm ülkeleri tüm bu faktörler bakımından ölçüp kıyaslamadan anlamlı çıkarımlar yapabilmek kolay değil.

Alternatif bir medya olarak değerlendirilen sosyal medya, gazetecilik pratiklerinde neyi değiştirdi? Gelecekte iletişim sistemleri adına öngörülebilir bir süreçten bahsedilebilir mi?

Gazeteciliğin kuralları değişmedi. Hala sadece doğrulanmış gerçeklerin yansıtılması ve kaynakların doğruluğunu birkaç kez teyit etmek birincil önemde. Sosyal medya ise, yurttaş gazeteciliğini ve genel anlamda yerinden gazeteciliği kolaylaştırarak, sistemler ve güç odakları üzerinde benzeri görülmemiş bir denetim imkânı sağladı. Daha doğrusu var olan imkânı teorik olarak güçlendirdi. Gazeteciliğin temel işlevi yurttaşın politika üretim sürecindeki katkısını güçlendirmek olarak kabul edilirse, sosyal medya, karar alma süreçlerine geri bildirim sağlamak ve güç odaklarına baskı kurabilmek için yeni ve benzersiz bir araç sağlamış oldu.

Ancak bu yeni araç, dezenformasyon ve manipülasyona açık yapısı nedeniyle bu süreçlere bir o kadar da zarar verme potansiyeline sahip. Ayrıca geleneksel medya için var olan siyasi ve ticari denetim, çok hızlı bir şekilde bu yeni alanı da kapsamaya başladı. Bu nedenle sosyal medyanın gazeteciliği eskisinden çok daha etkili bir demokratik araca çevirmesi sanıldığı kadar kolay değil. Gazetecilik için mali ve siyasi kalkan ihtiyacı hala geçerli. Gerçekler ve dezenformasyon arasındaki savaşın mecrası değişiyor olabilir ama belki de gerçek manasıyla yeni başladı.

Sosyal medya mahremiyet bağlamında da bir dönüşüme yol açtı. Post-modern dönemde insanların gözetlendiğini bile bile sosyal medyadan yine de vazgeçmeyişi neye bağlanabilir? Gözetlendiğini düşünerek davranan birey, sosyal medyada “kendi” olarak var olabilir mi?

Gözetlenme, bireyi kendi olmaktan çıkarır. Dolayısıyla sosyal medyada gözetlendiğinin farkında olan hiçbir birey esasen tam olarak kendisi değildir. Ancak sürekli gözetlenmenin bir başka etkisi daha var: Bireyleri kendisi olduklarına inandıkları kişiye dönüştürmek. Yani gerçek ve kurgunun karışımından oluşan bir illüzyon oluşturmak. Sosyal medya işin içine girince bu durumun kitleselleşmesi ile karşı karşıyayız: Başka birine dönüştüğünün farkında bile olmayan bireylerden oluşan toplumlar.

Burada ilk ve tek suçlu elbette sosyal medya değil. Bu değişim zaten vardı. Mahremiyete dair normlarımız da zaten değişmekteydi. Ama sosyal medya bu değişimi son derece hızlandırdı. Gözetlendiğini bile bile sosyal medyadan vazgeçemeyişin nedenini ise yine bireyin bilinçaltındaki “teşhir” ve “dikiz” eğiliminde ve zarar görme riskinin farkında olmasına rağmen bu eylemlerden zevk almasında aramak gerekir.

SON

***

 

 

 

 

Reklamlar
Standart

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s